1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tulgar

  3. Şifa niyetine
Ahmet Tulgar

Ahmet Tulgar

Köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Şifa niyetine

A+A-

 

Otobüs durduğuna göre, inmiş olduklarına göre, yere basan ayaklarının dibinde denkleri, döşekleri olduğuna göre gelmiş olmalılar. Yolculuk bitmiş olmalı. Ama gözler, işte gözler, bakışlar… Yolculuk orada sürüyor hâlâ… Bütün mesafelerden daha uzun çünkü gördükleri ile göreceklerinin arası. Bakışları gidip geliyor, yola çıktıkları yerden artık çok daha uzaktaki anılarıyla gördüklerinin, göreceklerinin umutlu korkusu arasında… Bakışları şimşek hızıyla, ışık hızıyla bir orada bir burada, bir sevinçte bir pişmanlıkta, bir beklentide bir umutsuzlukta… Yolculuk gözlerinde sürüyor otogardakilerin.
Şehre, gelinen şehre, gelinen şehrin ilk manzarasına odaklanmış gibi görünen gözbebeklerinde bir hayatın derinliği…
Düşmemek için o derinliğe, düşmeye aslında öylesine hevesli, bıraksalar kendilerini gerisin geriye süzülecekleri o derinliğe, düşmemek için daha gelir gelmez, böyle tutunmuşlar, böyle kararlı bakıyorlar ilk manzaraya. İlk manzarasına gelinen şehrin.
Otogarlar: Bakışların tutamağı…
Otogar insanlarının, otogar misafirlerinin, otogar yatılılarının bakışları takometrelerin ölçtüğünden çok daha uzak yerlerden geliyor, çok daha uzak yerlere bakıyorlar bu ilk manzaradan. Hemen bir adım ötelerindeki şu şehir ne kadar uzak otogardakilere çünkü…
Otogarlar: Mesafelerin bakışlarla ölçüldüğü yerler…
Onlar da bilirler, bilirlerdi başka türlü bir estetik, başka türlü esvaplarla gelmeyi, en azından denerlerdi bir şeyler bulup buluşturup… Onların bu kat kat giysileri, bu kendilerine has yolculuk estetikleri bir gurur, bir inat ve elbette bir savunma ihtiyacının sonucu… Bilinçli bir estetik tercih yani… Yolculuğun, boylu boyunca katettikleri kentlerin, kentlerarası yolların yanardönerine kendi yansımalarını bu kat kat giysiler, bu alacalı renkler, bu ayrıntılarında köylerini, ilçelerini, memleketlerini gizledikleri giysilerle resmettiler. Filmlerden, televizyondan tanıdıkları büyük kentin ışık oyununda kaybolmamak üzere seçtiler giysilerini ve şimdi onlarla daha güvende hissediyorlar kendilerini…
Gençler ise hep teşnedir, teşne geldikleri kentin kitsch’ini dünden sahiplenmeye. Bu da onların iddiası, özgüveni ki yarın kırılmaz, örselenmezse bir hayat bina edecekler bu kentte bunun üzerine. Bir genç kızı aşık edecekler kendilerine. Kitsch üzerinden daha kolay eklemlenecekler bu kente.
Otogarlar: Folklor ile kitsch’in şehirdeki ilk sahnesi…
Otogarlar gelenlerin ilk kaybolma, ilk kaybetme korkusunu tattıkları yerdir. Orada bavul bavuldan fazla bir şeydir. Denk denkten fazla bir şeydir. Çanta çantadan fazla bir şeydir. Ayaklarının dibinde, bastıkları yerden daha sağlam bir zemindir onlar otogarda inenler için. Bastıkları yerde değil de o eşyalardadır bakışları. Kaybetme, kaybolma korkusu öyle içselleşmiştir ki kilometreler katedildikçe, memleketten uzaklaşıldıkça, daha iner inmez kaybedeceklerini sanırlar getirdiklerini. Kaybolacaklarını sanırlar. Bagajlar açıldığında korkuyla arar herkes, heyecanla işaret eder kendi eşyasını. Sanki eminmiş gibi nasılsa bir gün kaybedeceklerinden, özellikle yaşlılar kaygıyla eğilir bagaja, bakar derinliğine bagajın. Otogarlarda bulunacakların heyecanı değil, kaybedileceklerin korkusu ile bakılır etrafa.
Otogarlar: Agorafobinin ilk deneyimi…
Otogarda inenler için bir bardak çay, bir sigara ve elbette bir güleryüz şifadır. Şifa niyetine bir bakışla karşılık verir misafir de esnafa… Bu jestlerde geldiği bu yerin, bu şehrin, geldiği o yere çok da yabancı, o kadar da yabancı olmadığını görür, telkin eder kendine otogarda inen.
Otogarlar: Bir güleryüze, bir teklife şifa niyetine bakışlarla karşılık verilen yerler.

Bu yazı toplam 7826 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.