• Diyarbakır2 °C
  • Batman4 °C
  • Mardin-1 °C
  • Bingöl-3 °C
  • Bitlis-5 °C
  • Elazığ0 °C
  • Erzincan-3 °C
  • Şanlıurfa5 °C
  • Erzurum-10 °C
  • Ağrı-10 °C
  • Gaziantep5 °C
  • Hakkari-2 °C
  • Muş-7 °C
  • Siirt1 °C
  • Van-4 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Şiliya; ıslak zamanların romanı…
17 Kasım 2016 Perşembe 13:06

Şiliya; ıslak zamanların romanı…

Şiliya; ıslak zamanların romanı…

 

Şerif Kaplan’ın ( Şiliya) Sürğünde Aşk Kitabı 2. baskısını yaptı.

Şiliya; ıslak zamanların romanı…

 

*Gazeteci ve yazar kimliğiniz ile tanınıyorsunuz. 3 basılmış romanınız var ama Şilîya farklı bir yere götürüyor sizi. Romanın 2.baskısı çıktı ve izleyebildiğim kadarıyla okuyucu ilgisi çok iyi.  Öncelikle tebrik ederim.  Şilîya size şans getirdi diyebilir miyiz?

 

Şiliya okuyucusuyla ikinci baskıyla buluşalı bir kaç hafta oldu ve beklediğimin üstünde bir ilgi gördü. Bu bir yazar için çok keyifli, gurur verici.  Aslında her yazarı  var  eden  ya da başka bir deyişle anıldığı bir çalışması vardır  ve o bir anlamda yazarın kimliğidir. Şilîya, benim bir anlamda bugüne kadar  yazdıklarımın toplamı ve kimliğimin  ifade biçimidir. Sorunuza dönersem.... Evet... Şilîya bana büyük bir şans getirdi. 

 

*Neden Şilîya? Kitaplarınız için "çocuklarım gibi" diyorsunuz. Sizin için Şiliya ne anlam ifade ediyor?

Tüm yazdıklarım benim için özel ve biricik. Ama Şiliya ile yaşamım başka serüvenlerle buluştu. Diğer romanlarımdan farklı bir anlam yükledi hayatıma... Şiliya çiseleyen, yağan yağmur anlamındadır.  Şiliya ıslak zamanların romanı yani. Kahramanının  iç dünyasının toplamıdır bu roman. Chiko'nun  sevgilisi ile Ankara'nın ahmakıslatan yağmurlu zamanlarında el ele tutuşup,  koruluklarda yürüyerek  iliklerine kadar ıslandıktan yağmura inat herhangi bir bahçenin içinde öpüşmelerinin, kaçamak dokunuşlarının, tedirgin buluşmalarının, romatizmin korkularla karıştığı, ölümle burun buruna gelip umarsızca aşklarını yaşadıkları; aşkın zamanını, yarım kalmış öykünün ve zorunlu ayrılıkların iklimini ifade ediyor Şilîya.

Evet,  kitapları “çocuklar” gibi düşünüyorum ve onlar kadar kıymetli ve kırılgan buluyorum.

Şilîya benim için zulamda biriktirdiklerimin toplamıdır. Zira bizim neslimiz savaşın çocuklarıdırlar. Her şeyin yasak olduğu bu zamanlarda ancak gizil yanlarını biriktirdikleriyle yaşıyorlardı bizim kuşağımız. İşte Şilîya bir anlamda bunların tarihidir. Benim için de bu roman,  aşığın sevgilisine son mektubu, son ulaşma haykırışı, çığlığı, iç dökmesi... Kısacası Şilîya, aşkla sarsılmış Chiko’nun ruhsal depremlerinin ifade biçimidir...

 

*2.Baskıyı ve yoğun ilgiyi neye bağlıyorsunuz?

 

Şilîya sanırım yeni yeni kendini ifade etmeye başladı. Okuyucu farklı olan kurgusunda ve anlatım biçiminde kendisinden birşeyler buldu, sahiplendi. Kitabın 2. baskısının editöryal çalışmalarına büyük emek veren sevgili Feride Dalgın’ın önemli katkılarının etkisini görmek mümkündür. Ona katkılarından dolayı yürekten teşekkürlerimi iletiyorum. Tabi sevgili hocam İrfan Sarı’nın Feride Dalgın ile birlikte kitabın arka kapak yazılarını da eklemem gerekiyor.   

*Şilîya, Diyarbakır'dan Ankara'ya; Ankara'dan Hamburg'a uzanan bir aşkın öyküsü gibi görünse de aslında siyasi olarak bir çok meseleye de dokunuyor. Bu dengeyi nasıl kurguladınız?

Sürgün…Yalnızlık...Kimsesizlik... Bu sorunuzun cevabı aslında. Kimi aşktan, kimi siyasi nedenlerden, kimi ekomomik kaygılardan, kimi savaş ortamın yarattığı korkudan yaşadıkları yerden kaçmak zorunda kalmışların hikayesi. Hepsinin ortak buluştukları yer sürgündür. İdealleri ve ideolojileri uğruna kendisiyle yabancılaşan ve sistemle sorunları olan insanların yaşantıları var kitapta.  Kitaptaki denge unsuru bu sosyal gerçekliktir.

*Sizce okuyucu Chiko karekterini nasıl algılıyor? Chiko anlaşılabildi mi?

Esasen bu sorunun muhatabı okurdur. Tam anlaşıldı mı bilmiyorum. Chiko, ilginç bir karekter. Aşık, yalnız, yorgun, gururlu, sadık, köklerinden koparılmayı kabullenememiş, kendisiyle hesaplaşan, intihara yakın yaşayan biri...Ama Chiko ilgi odağı olsa da sanki Şilîya ve Anşa karekterleri daha öne çıkmış durumda. Okuyucu tüm karekterleri anladığını, sevdiğini, benimsediğini ifade ediyor. Chiko benim için sembol bir karekter ve romanın iskeletini oluşturuyor. Kitap,  sevgilisini arayan bir adamın Chiko'nun hayat öyküsünü anlatıyor çünkü.

 

*Şilîya'ya olan tutkulu aşkının etkisinden kurtulamayan ve sürgüne uyum sağlayamayan "yanlız ve yaralı" Chiko ruhsal bunalımı hep dipte yaşıyor. Chiko şizofren mi? Hayal ve gerçek algısı karışmış gibi. Sizce okuyucu bu durumu nasıl algılıyor?

 

Chiko şizofren degil, sadece Şilîya’yı derinden ve sıradışı yaşıyor. Çoğu zaman duygularını iç hesaplaşmalarla ve kendi sesiyle konuşarak dile getiriyor. Ağır bir suçluluk ve başedilemez bir aşk acısının pençesinde çırpınırken aşkını aramaya, hayal etmeye, hisetmeye devam ediyor.  Gözlerinin değdiği her yerde Şiliya var. Baktığı her kadında bir parça Şilîya’yı arıyor. Bazen bir kadının gülüşüne aşık oluyor, bazen ses tonuna. 

 

 

*Şilîya'da anlattığınız aşk ütopik mi yoksa gerçek aşka inanıp kapitalist bir toplumda böyle bir sevda hikayesi yasanabileceğini mi anlatıyorsunuz?

Günümüz toplumlarında aşk, belki de Mem û Zin veya Siyabend û Xecê’den sonra sadece “kitaplarda ya da anlatılan hikayelerde” kalmış gibi düşünülüyor. Sonrasında yaşanan kısa süreli aşkları da “sanal dünya” tamamen ortadan  kaldırdı veya daha da anlamızlaştırdı. Aşk; günümüzde iki kişinin çıkarlarının örtüştüğü  kadar yaşanıyor. Oysa gerçek bir aşkta  çıkar, beklenti, hesap yoktur. Ruhen iki kişinin tek ruhta '' biz'' olabilme cesareti gösterebilmesidir. Her dönemde bunu başarabilen cesurlar olmuşsa; aşkın her koşulda yaşayabileceğini umut etmek, inanmak gerekiyor bence.  

Sevda insana dair ve yüce bir duygu. Aşkın olmadığı bir toplum düşünmek ürkütücü geliyor. Keşke herkes aşka inanıp sevmeyi denese ve aşkın büyüsünü keşfetse. Yani aşk; hiç tanımadığın, bilmediğin, ıssız koruluk bir yolda, sessiz bir şekilde tek başına yürümek gibidir, en küçük bir hışırtı tılsımı bozar. Dünyası sevgilisidir aşık için. Bazen onun gülüşü dünyanın merkezidir, bazen onun büyüleyici kokusu yaşamın kaynağıdır, bazen bir sözcüğü aşkın gerçek manasıdır. Başka birinde hep ona ait olan bir şeyler aramaktır. Eğer bir ayrılık söz konusu ise, sonraki yaşamda sadece onun “benzerlerini” aramakla geçiyor hayat.

Chiko, tam bu noktayı yaşıyor. Kapitalizmin en dibe vurduğu Hamburg’ta, insanların saatlere sığdırdıkları ilişkilerine, hangi saati kimle ve nasıl yaşayacağının planlandığı bir dünyada, sürgüne geldikten sonra bir daha haber alamadığı sevgilisinin peşine düşüyor ve herkeste onu arıyor. Herşeye rağmen, insanların gerçek anlamda aşk yaşayabileceğini gösteriyor, yeterki “çıkarlarına” sırtını dönebilsin insan. Şilîya yaşanabilir gerçek bir aşktır.

*Yani Mem u Zin veya Ferhat ile Şirin aşkı gibi bir efsaneye mi inandırmak istediniz okuyucularınızı?

Daha da ötesinde duyguların var olduğunu, yaşanabileceğini söylüyorum. Mem, zindan dibinde ateşleri içinde yanarken, tek tesellisi Zîn’e olan inancıydı. Ferhat dağları delerken, gücünü Şirin’in aşkında alıyordu. Chiko ise Şilîya’sından alıyor yaşama dair umudunu. Aralarındaki fark, o zaman iletişim ve olanaklar günümüzde olduğu gibi yoktu. Günümüzün imkanları, kapitalizmin her şeyi sıradanlaştıdığı ve sanal ortama rağmen Chiko Şilîya’yı hala arıyorsa  bence daha değerli ve anlamlıdır.

 

*Bir röportajınızda "Sürgün ölümün başka bir formudur" diyorsunuz. Sürgünü ve yaşadıklarınızı nasıl anlatırsınız?

Sürgün; bir insanın hayatında yaşayabileceği, ölümden sonraki en ağır olgudur. Zira sana ait herşeyini, ruhsal olarak beslendiğin bütün duygularını geride bırakıyorsun. İçi boş bir bedenle tanımadığın sokaklarda dolaşıyorsun. Yaşamın en güzel yerinde yaşarken birden  “hiçleşen” bir noktaya, yaşama sıfır noktasından yeniden başlıyorsun. Bir daha yeni bir yaşam kurmakta zorlanıyorsun. Çünkü insanlar ruhsal olarak doyuma ulaşıyorsa, aidiyet geliştiriyorsa başarı şansı çok daha yüksektir. Sürgün, bedenini Avrupa'da tutarken ruhunu ülkende bırakmak zorunda kaldığın için aidiyesizlik olarak baş gösteriyor.

 Sürgün yaşamı anlatılamaz, ancak o duyguları yaşarsan anlarsın.

*Romanda kapitalist yaşam, siyasi diyaloglarla yozlaşma ve uç ilişkiler çarpıcı bir şekilde işlenmiş. Merakımı bağışlayın Barış karekterinin öyküsü çok etkiyeciydi. Bu ilişkilere gerçek yaşamdaki bakışınızı sorsam ne dersiniz?

İnsanları tercihleri ile yargılamak, ona göre bir yerlere koymak en hafif deyimle “aptallıktır.”  Ben insanları değerlendiriken tercihleri ve cinsiyetleri ile değerlendirmiyorum. Ne kadar insani değerlere sahip, hoşgörülü, kabul edici, töleranslı olduğuna; saygı ve sevgiyi ne kadar özümsediğine bakarım. O nedenle bende tercihler ve cinsiyet ayrımı yoktur, sadece insan vardır.

*Kitabınızın şiir bölümleri çok konuşuluyor. Şair Şerif Kaplan nasıl biri?

Şiir bana göre üç gümlek daha büyüktür. Şerif Kaplan hiç bir dönem kendini şair olarak görmedi,  göremez de. Ama herkes gibi zaman zaman duygularımın kabardığı oluyor. Bazen sevgiliye sesleniş, sitemdir; bazen toplumsal bir serzeniştir yazdıklarım…

 

*Şilîya'yı okurken; korkuyu, yalnızlığı, suçluluğu....Tüm duyguları okuyucuya adeta yaşatıyorsunuz. Özellikle beyaz toros ile karşılama sahnesinde ve Chiko'nun apati ruh halinde inanılmaz bir yansıtma yapmışsınız. Bu duyguları yazarken neler hissettiniz ya da gerçek bir deneyiminiz var mıydı?

 

 Kitapta anlatılanlar Türkiye'de yakın tarihinin aynası aslında. Bir çok yazımda beyaz toros dönemini ve Kürdler için travmatik anılarla dolu bu duyguyu bilerek anlatmak istedim. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki 90’lı yılları yaşayan herkes gibi ben de sistemden nasibimi almışımdır. Ben de o dönem Kürd gazeteciliği yapıp, çıplak bir hedef olarak çalışırken hiç bir sorun yaşamamam mümkün değildi. O ruh hali benim gibi savaşın şahidi ve mağduru tüm çocukların ortak noktasıdır.

 

Bu duyguları okuyucuya geçirmiş olmaktan. yansıtmış olmaktan ve şahitliğini yapmaktan memnun oluyorum. Bu acı tarihin gelecek kuşaklara aktarılması ve bilinmesi gerekir inancındayım.

 

*Şilîya’nın geçtiği zaman ile şimdiki zaman arasında bir benzerlik var mı?

 

O dönem ağırlıklı olarak “faili meçhul” cinayetler ve bu cinayetlerin işleme biçimleri vardı. Kitaplara o cinayetlerin gölgeleri yansıyordu, bugün ise şehirler yok oluyor ve o şehirlerlerin yıkıtıları arasında sokakları dolduran çocukların oyun çıklığları da yok artık. Dün sokakları dolduran çocukların o çığlıkları bugün yurtsuzlar. Sokaklarda yankılanan o çığlıkların yokluğu, sessizliği ileride yazılacak romanlara elbette ki gölgeleri düşecek.

 

*Öncelikle Şiliya'nın intihar sahnesi çok etkileyici tebrik ederim? Kitabın sonu için ne dersiniz?  İntihar eden Şilîya mı Chiko mu?

İkiside değil. İntihar eden bence “yanlızlık ve ayrılık” duygusudur… Onlar başka bir mekandan,  Kırklardağı'nın tepesinden, Hevsel Bahçeleri'ne, Amed’e bakıyorlar her sabah  güneşin ilk ışıkları ile birlikte…

*Şilîya 3.baskıya doğru giden çok okunan bir roman oldu. Devamı gelir mi?

Gelecek tabi ki, insanların dokunulmayan ve kırılgan yanlarına dokunmak, onları işlemek beni mutlu ediyor.

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
SEÇTİKLERİMİZ
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Tigris Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 412 229 20 03-0538 334 53 75 | Haber Yazılımı: CM Bilişim