1. YAZARLAR

  2. Mehmet Mercan

  3. Sırlarla dolu bir anıt; Ulu cami
Mehmet Mercan

Mehmet Mercan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Sırlarla dolu bir anıt; Ulu cami

A+A-
 

 

Fransız Arkeologu, Prof. Dr. Albert Gabriel nasıl ki Diyarbakır Surları için “Başlıbaşına bir kitabeler müzesidir” demişse, ayni şekilde kentimizin ortasında yer alan, ulu mabet Ulu Cami’miz de başlıbaşına sırlarla dolu bir “Kitabeler, Müzesi”dir.

Bir ibadet yeri olmanın ötesinde, bir kültür merkezidir de.

Deyim yerinde ise bir üniversite kampusu...

Kuzeyinde, günümüzdeki üniversiteler düzeyinde eğitim veren Artuklulardan kalma Mesudiye Medresesi, batısında Senceriye Medresesi ve avlusunda kütüphaneler bulunan tam bir kültür merkezi...

Bize ilk kez Ali Emiri Efendi’nin varlığını duyurduğu, 900 yıl önce içinde 1 milyon 40 bin cilt kitabın bulunduğu ünlü AMİD Kütüphanesi Ulu Camiin batı bölümündeydi.

Diyarbakır Müslümanlar tarafından 639 yılında fethedildiğinde buradaki Mar Toma kilesi anında camiye çevrilmiş ve Anadolu’da ilk ezan burada okunmuştur. Bu bakımdan  Ulu Cami  Müslüman alemince kutsal sayılır ve 5. Harem-i Şerif olarak kabul edilir.

Böylece, Diyarbakır’daki Ulu Cami, Mekke’de içinde Kabe’nin bulunduğu Mescit-i Haram, Medine’deki Hazretti Muhammed’in kabrinin bulunduğu Ravza-i Mutahhara, yine Medine’deki Hazret-i Muhammed’in  bizzat inşasında çalıştığı Mescit-i Nebevi ve Kudüs’teki Mescid-i Aksa’dan sonra Müslüman alemince 5. Harem-i Şerif olarak bilinir ve kutsal mekanlar arasında sayılır.

1655 yılında kenti gezen Evliya Çelebi Ulu camii şöyle anlatır “Seyahatname”sinde

 “Müverrihler birliktirler ki, bu eski ibadet yeri ta Hazreti Musa zamanında yapılmıştır. Bahçe sütunlarının sağ tarafında İbranice tarihi vardır. Kale her kimin eline geçmiş ise, burası yine mabet olarak kalmıştır. İçinde öyle ruhaniyet vardır ki, bir kimse iki rek’at namaz kılsa kabul olunduğuna kalbi şahitlik eder...” 

Camiin duvarları, Latince’den, Kufi yazıtlara kadar hemen her dönemden kalma fermanlar, duyurular ve dualarla doludur...

İLK VERGİ AFFI

Ulu Cami’nin bir başka zenginliği daha vardır.

Duvarlarındaki fermanlar ve duyurular…

Bilindiği gibi, asırlar öncesinde camiler halka ulaşmanın en kısa, en etkili yeri olmuştur.

Artuklular, Selçuklular ve Osmanlı dönemlerinde padişah fermanları, valilerin önemli duyuruları, buyrukları hep cami duvarlarına taş kitabeler halinde yerleştirilir böylece halka daha kolay ulaşılmış olurdu.

Ulu Cami duvarlarında da böylesi ilginç fermanlar, duyurular vardır.

Örneğin;

Diyarbakır’da kitabelere geçmiş ilk vergi affı Hanefiler bölümünün dış duvarındadır.

Bu yazıt  Artuklu Hükümdarı Melik Salih’e ait l331 tarihli bir fermandır.

Bu fermanda Hükümdar, Amid ahalisi üzerindeki yüklerin kaldırıldığını, vergi affı getirdiğini anlatır. Güzel nesih yazı ile taşa oyulan kitabede şöyle deniliyor;

“Devlet-i kahirenin devamı süresince Amid ahalisinden arızı külfetler, ölçüler, tartılar adı ile alınan vergiler tamamen kaldırılmış olup, bütün ahali için serbestlik hasıl olmuştur

Aynı duvardaki kitabelerden biri de Selçuklu hükümdarı II. Giyaseddin Key-Hüsrev’e aittir. 1240 tarihli bu ilginç kitabede şu ifadeler yer alır:

      “Mardinkapı, Urfakapı ve Yenikapı’daki bahçelerden alınan haraç kaldırılmıştır.”

Ulu Cami duvarlarında bulunan fermanların en önemlisi kuşkusuz Avcı Mehmet lakabı ile de anılan Padişah IV. Mehmed’in fermanıdır.

Bu ferman başka din mensuplarına gösterilen hoşgörüye örnek olması bakımından önemlidir.

1683 tarihli bu fermanda Padişah, özellikle kiliseleri ve rahipleri vergiden muaf tutar,  emre uymayan yöneticilerin şiddetle cezalandırılacağını belirtir…

VATANDAŞA BEDAVA SOĞUK SU

Padişah fermanlarından başka, Ulucami duvarlarında çok ilginç ve önemli bir yazıt daha vardır. Bu yazıtın önemi, bir padişah ya da yöneticiye ait olmayıp AMİD’li sade bir vatandaşa ait olmasından ileri gelir.…

Camiin güney duvarında yer alan bu kitabe Amid’li bir tüccar olan Seyyid Şemseddin Bin-i Seyyid İbrahim, 1900’lü yılların başlarına kadar “Uzun Çarşı” adı ile anılan Melikahmet Caddesindeki bütün dükkanlarını ve 12 bin gümüş lirasını hayır için, halka bedava su dağıtılsın diye bağışladığını anlatır.

Bu hayırsever hemşerimiz, bu dükkanların satılarak elde edilecek gelirle, yılın en sıcak ayları olan haziran, temmuz ve ağustosu içine alan 90 gün boyunca, camiye gelen Müslüman halka kar ve buzla soğutulmuş su içirilmesi için vakfettiğini, bu işte görevlendirilecek su dağıtıcılarına da 90 gün boyunca ücret verilmesini belirtir...

………..

İşte böyle değerli dostlar…

Günümüzde bile pek çok vatandaşımız Ulu Cami duvarlarındaki taşlara oyulmuş yazıtların, Kur’an’dan alınma ayetler, hadisler ya da dualar olduğunu sanır. Oysa değil…

Her biri, ait olduğu devrin sosyal yaşamını yansıtan önemli belgelerdir bunlar…

Bu yazıtlar ilk kez 1940’lı yıllarda rahmetli tarihçi hemşerimiz Selahattin Savcı Bey tarafındansonrasında da 1950’lı yıllarda Ziya Gökalp Lisesi’nde (eski adıyla Diyarbakır Lisesi) Tarih Öğretmeni Fahrettin Kırzıoğlu tarafından okunarak kayda alınmıştı.

Zaman zaman beraber gezdiğimiz Kırzıoğlu hocamız, aynı şekilde Diyarbakır surlarındaki pek çok kitabeyi de okuyarak kayda alıyordu.

Bildiğim kadarıyla, rahmetli Selahattin Savcı Beyin kayıtları 1960’lı yıllara kadar Diyarbakır Müzesi’ndeydi

Hala duruyor mu acaba?,

---------------------------------

 

 

 

 

 

 

 

 

IV.Mehmed’in Fermanı

---------------------------------

“.....Evvela Bi kaza-Ullahü Taala, ateşe yanan ve damdan ve ağaçtan düşenden ve suya gark olandan üşür ve hidmet namına bir şey alınmaya ve şeyhlik akçası alınmaya .... Cami’ olan (Cuma namazı kılınan) şehir ve kasabalarda Müselmanlar arasında hamr-ü arak bey-ü şıra şürb olunmaya (Rakı ve şarap alınıp satılmaya ve içilmeye)..... Kara ulustan (Göçebe Türkmen aşiretlerinden) pişkeş ve  zahire- beha namıyla akçeler ve çadır başına koyun ve kilim ve cacim ve keçeler alınmaya Ve zimmi (gayrimüslim) kethüdalığına kaftan-beha alınmaya ve  Ve ispençiye 70 akçeden  ziyade alınmaya ve mahallelerde  tamir için malkoç akçesi ve çayır akçesi ve tarh parası ve bal ve yağ ve odun ve peynir behası ve koruk kalemiyyesi alınmaya ve menzil ve mahallelerde oda kirası ve ırgat ve meş’aleci akçesi ve ideynde (Ramazan ve Kurban bayramlarında) cem’ eyledikleri saman ve seraba hasır-beha ve bulgur salyanesi ve buzhane masrafı ve bekçi ve tırpan ve bostan ırgadiyyesi ve PASKALYA AKÇESİ VE KİLİSALARDA SAKİN OLAN KEŞİŞLER VE RUHBANLARDAN CİZYE VE SAİR TEKALİF ALINMAYA, Bil cümle hilaf-i Şer’ ve HİLAFİ KANUN-Ü DEFTER ALINMAĞA RIZAY-İ Hümayunüm yokdur...”

 
Bu yazı toplam 802 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.