1. YAZARLAR

  2. Mehmet Mercan

  3. SİZ SOĞUK MU GÖRDÜNÜZ?
Mehmet Mercan

Mehmet Mercan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

SİZ SOĞUK MU GÖRDÜNÜZ?

A+A-

                          

Bu günlerde herkesin derdi soğuklarla.

Herkes bir isim takıyor.

Soğukların ta Sibirya’dan geldiğini yazanlar, söyleyenler var.

Oysa bunların hepsi laf-ü güzaf…

Onlara derim ki “Sizler kış mı gördünüz, soğuk mu gördünüz?..”

Evet. Herkes bilsin ki, “kış kışlığın yapacak”. Yok başka çaresi…

……….

Eskiden, Diyarbakır’da, bölgemizde insanlara “AMAN” dedirten, dillere destan kışlarımız olurdu.

Yoğun kar yağışının ardından gelen sert, dondurucu soğuklar kentte yaşamı felç ederdi adeta...

Üzerine şiirler yazılan, öyküler anlatılan kışlar vardı.  Hatta, zorlu kışlar eskiden TARİH bile olurdu.

Geçmişte yaşanmış bir olayı anlatırken yaşlılarımız “Hani, Dicle’nin donduğu  sene...” derlerdi.

Evet. Eskiden öyle bu günkü gibi kaloriferli, klimalı evler yoktu. Evlerde odun sobaları kurulurdu. Sonra sobalardan CARUT adını verdiğimiz küreklerle alınan kor ateş mangallara doldurulurdu. Ateşin uzun süre dayanması için de EGİŞ dediğimiz el biçimindeki dövme demirden yapılma yassı küçük küreklerle etrafını mangaldaki külle çevirirdik. Ev halkı mangalın etrafında toplanarak ısınmaya çalışırdı. Mangalın bir kenarına da demlik ya da cezve sürülür, çay - kahve pişirilirdi.

Bazı evlerde  “Tandır” kurulurdu.

Evin büyük oturma odasının ortasına konulan ateş dolu mangalın üzerine özel olarak yapılmış büyükçe yorgan örtülür,sonra  da ev halkı mangalın etrafına dizilir, ayaklarını yorganın altına sokarak ısınırlardı.

Evet. Gerçekten zorlu kışlar yaşadık geçmiş yıllarda.

1953 yılı kışında Dicle’nin bir bölümü, üzerinden insanların karşı yakaya geçebilecekleri kalınlıkta donmuş. Hatta bazı kimseler donan nehrin üzerine ateş yakmış, böylece hatıra fotoğrafı çektirmişlerdi.

O yıl kentte yakacak sıkıntısı çekilmiş, evlerden odun hırsızlıkları çoğalmıştı. Hatta bazı camilerden yakmak üzere tahta tabutlar çalınmış ve biz bunları gazetelerimize yazmıştık.

Sonra 1985 yılının ünlü kışı geldi. Tüm Türkiye’yi donduran, Sibirya’yı bile geride bırakan bir kıştı.

20 Şubat 1985 günü ısı Sivas’ta –55 dereceye kadar düşmüştü. Sadece bir günde, 23 Şubat 1985 günü yurdun çeşitli yerlerinde 11 kişinin donarak öldüğünü yazdı gazeteler...

………….

Dedik ya, Diyarbakır’ın gerçekten zorlu kışları vardı.

Günlerce aralıksız kar yağardı. Toprak damlı evlerin üzerinde biriken karlar özel tahta küreklerle temizlenirdi. Bu arada avluda biriken karlar da atılınca sokaklar dolardı. 

Dar sokaklardaki kar yığınları kimi yerde damların boyuna erişirdi. Çocukluğumuzda, bazı damlardan sokaktaki karların üzerine atlayarak oynardık... 

Sokaklarda donan kar kolay  kolay erimezdi ve bazen nisan ayına kadar kalırdı.

Kentte özellikle sur içindeki ev ve işlerlerinin damları topraktı ve yağmurda akmasın diye özel bakım isterdi. Yağışlar başlamadan önce damlar özel hazırlanmış PİŞRUK denilen samanlı çamurla sıvanırdı.

Toprak damlar kış boyunca loğlanırdı. Özel olarak kara taştan yontulmuş ağır ve büyük taş silindirlere LOĞ denirdi. Kış boyunca bu görevi yapan loğcular ve kar temizleyicileri vardı. Bunlar belli bir ücret karşılığında yağmurlu havalarda gelir damları loğlar, karlı havalarda da damlarda biriken karları sokağa atarlardı.

Loğcuların işi Kasım ayı başında başlar cemrelerin düştüğü şubat ayı sonlarında biterdi. Buna “Leylek geldi, loğ bitti” denirdi.

............

Eski soğuklar üzerine yazılmış çok sayıda yazılmış şiir ve destan, söylenmiş öykü vardır.

Bunlardan biri, 1800’lü yıllarda yaşamış Diyarbakır’ın ünlü halk ozanlarından Ali Pınarlı Kahveci Hacı CİVAN’a aittir. 1857 yılının çok sert geçen kışı için yazdığı “Savuk DESTANI”nda o yılın kışını uzun uzun anlatır.

Şöyle der Hacı Civan:

Dağlar kadar memlekete yağdı kar

Buz kesildi her mahalle, her Pazar,

Dünyayı ağlattı savuk, zar-ü zar,

Oldu, Besim Paşa dahi dilfikâr...

 

Bir başka Soğuk Destanı da 1840 -1900 yılları arasında yaşamış Diyarbakırlı Fatma Hanım’a aittir.

O da 1886 yılının, herkese “AMAN” dedirten kışını anlatıyor bu destanında.

Şöyle diyor Fatma Hanım;

            Bin üçyüz ikide yaman bir savuk

            Kuruttu meyveyi kaldı hep kabuk,

Öldü pinde nice horozla tavuk,

            Çizmeler yerine alındı çaruk

                        Aman Ya Rab bu savuğun elinden...

Ya… Böylesi soğuklar da vardı eskiden…

 

Bu yazı toplam 1075 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.