Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

SOĞOMON BACO

A+A-

Soğomon baco ihtiyarladı hatta kızının sözlerine göre bayağı da hırıfladı. Neredeyse yatağından hiç kalkmıyor. Biraz da hastalığı neden oldu ya, neyse... Bir de kışa gelmedi mi? Asıl zorlayan da o oldu... Gâvur Meydanı evlerinde biri yaşlılıktan ötürü takati kesilmişse hayatın zorlukları onun için başlamış demektir. Oysa daha geçen yaz nasıl da sağlıklıydı. Her gün köşedeki bakkala;her pazar da kiliseye de gider hatta bazı sabahlar gidip mum yakar Meryemana resminin önünde tüm ailesine ve komşularına, akrabalarına dualar ederdi.

- Of of...

Her daim böyle yapardı. Önce bir iki of çeker sonra da sağ elinin ayasını göğsüne vurur iç geçirirdi.

Kocası öldü öleli kızıyla bir başına kalmışlardı. Çok şükür geleni gideni çoktu ama... "Ama'sını gel bahan sor "derdi. Kocası öldü öleli bütün Ermeniler gibi siyah giyerdi. Hoş bu kolayına da gelirdi. Üst baş arama derdi olmazdı hiç olmazsa... Artık çok yorulmuştu. Gerçi kızı ona iş güç bırakmazdı bırakmasına ya, o bir iş yapamamasına için için kızardı. Ne güzel yemek yapardı bir zamanlar. Düzenli, tertipli kadındı. Gerçi düzenleyecek neleri vardı ki evin içinde? Bir sedir; iki üç bakır kap kacak... Dolabın içinde birkaç kadeh, bardak, likör şişesi ve kadehleri... Bak güzel likör yapardı. Karanfilli, tarçınlı likörün tadına doyum olmazdı. Hoş eskiden rakı da çekerdi ya imbikten... O günler çoktan geçmişti işte... Evlerden rakı kokusu eksik olmazdı. Gerçi şarap da yaparlardı. Her ev gibi salçasını, turşusunu, kavurmasını, peynirini de eksik etmezdi. Zamanı geldiğinde ki Güz'e girdiklerinde hepsini komşularla birlikte yardımlaşarak yapardılar. Özü özüne söylendi:

- Şimdi nerde... O günler geçmişti. Yaz geldiğinde yine aşağıda eyvanda oturur herkesi de orada karşılardı. Kış oldu olalı evden çıkamıyordu ki. Yığılıp kalmıştı işte günün birinde. Olacağı buydu önünde sonunda..." Öyle değil mi? Hep genç kalacaktık. Bunun yaşlanmasi da vardır benim babam! işte! Geldi buldu herkes kimi beni de..." Oturmaya gelen genç komşusu Viktorya'ya anlatıyordu.

Kızının kahve yaptığını kokusundan anladı. Bir şey söylemiş olmak için bağırdı:

- Kız benimkine şeker atmayasan ha! Kızı bilmez miydi? Elbette bilirdi. Maksat laf olsundu... Az önce değirmende çektiği taze kahvenin kokusunu içine bir güzel çekti. Sanki birazım canlanmıştı.

- Allah razi olsun bu kahveyi bulandan da pişirip getirenden de...

Kocası da çok severdi. Gençken elceğiziyle yapıp getirir karşılıklı içerlerdi. Rakıyı da beraber içerdiler kimse olmadığında... Zaten misafirleri hiç eksik olmazdı ki... Mezesini elleriyle hazırlar getirir eyvanda önüne koyardı. Peynirdir, hıyardır, domatestir. Yazın yapmışsa pastırma da getirdi. İçini naylon çoraplarının içine koyar asardı. Kocası ne çok severdi. Rakıyı içince çakırkeyif olan kocası ona şarkı da söyletirdi. Sesi güzeldi ya da kocası öyle söylerdi. En çok "Bahçada yeşil hıyar, boyu boyuma uyar" türküsünü söyletirdi.Hislendi.Oturup her zamanki gibi ağladı. "Yaşlandı yaşlanalı boyuna ağlıyor, diye düşündü kızı. Yaşlılık bu olsa gerek..."

Sert geçen kış günlerinde ihtiyar kadın neredeyse hiç aşağı inmemeye başlamıştı. Tuvalet aşağıdaki avluda olmasa aşağı ineceği de yoktu zaten. Sırf fazla bir şey yemiyordu ki helâya gitmesin. Lâkin küçüğü için mecburdu işte. Kadın kısmının en çok zorlandığı husus da bu değil miydi, zaten? Kızdı yine özü özüne... "Suyu iç babam iç; sonra da şarr!" Gündüz haydi neyse de; ya gece? Gece merdivenler buz tutardı. Ya kayıp bir yerini kırsa o vakit ne yapardı. Güldü hoş buna da bir çare bulmuştu. Odasından hiç eksik etmediği mangalı gündüz ısınmak ve kahve yapmak için kullanırdı.

Hatta bazı zamanlar ayva, patates filan da koyardı külün arasına... Nasıl da hoşuna giderdi. Eskiden beri toprak damlı evlerde soba bir sabaha karşı yakılırdı; bir de akşamüstü erkekler eve geldiğinde... Bir nevi tasarruf yapılırdı.

Komşunun oğulları da çocukluklarından beri onlara gelir giderdiler. Şimdilerde de eksiklerini, gediklerini almak için uğrar, çocukluklarındaki gibi bazen onunla dalgalarını da geçerlerdi. Kızardı, bağırıp çağırırdı ama severdi de onları... Çocukken geldiklerinde önlerine koyacak bir şeyler buldukları gibi yine bir şeyler getirip yemeleri için bıraktı. Zencefil, leblebi tozu ve minik çedene şekerlerinden oluşan atıştırmalığı akşamüstü gelen Ergün'ün önüne koydu. Ergün eline aldığı kaşığı tıka basa doldurup doldurup yerken hiç konuşmuyordu. Konuşsa ağzındaki leblebi tozu ağzından uçup gidecekti. İdmanlıydı o. Bir kere... Bir taraftan evde yapılmış vişne suyunu içiyor, bir taraftan da sönmek üzere olan mangala, sobanın kenarındaki odun kırıntılarından atıyordu. Soğomon baco tüm bu yapılanları hiç görmedi. O elindeki Ermenice Avedaran'a dalmış okuyup akşam duasını yapıyordu. Ergün az sonra her zamanki gibi evine gitti.

Kızı akşam yemeklerini getirdi siniye yerleştirdi. Yediler. Soğomon baco yemek duasını yaptı."Yarabbi çok şükür," dedi yine... Yemek yedikten sonra her zamanki gibi yine uykusu gelince de yastığın altında bulunan pijamasını giydi. Kızı kınalı beyazlamış örüklü saçlarını açıp taradıktan sonra da yattı. Gece çişi gelince de hep yaptığı üzere gidip sönmüş mangala çövdürdü. Vay sen misin mangala yapan? Akşamüstü Ergün'ün canlandırdığı mangaldaki korlar üzerine su gelince ateş olup altına yağdı. Nasıl canı yanmış olacak ki ihtiyar kadın Ergün'e ağzına geleni söylemeye başladı.

- Allah'ın ataşi Ergün. Korlara gelesen. Gebermeyesen! İfrit olasan!Kızı annesinin feryadını duyunca koştu geldi. Olanları anlayınca da bir gülme tutturdu. Kadıncağız can acısıyla daha da kızdı. Kızı sabah olunca eczanede çırak olan Ergün'e gidip olanları söyledi. Ergün elinde yanık merhemleriyle geldi. Bir taraftan gülmemeye çalışıyor bir taraftan da merhemleri tarif ediyordu. Diğer taraftan da hep yaptığı gibi Soğomon baconun damarına basıyordu.

- Neno söyle bahan neren yandi?

Soğomon utançla söylendi:

- Ula hüs sahan.Pıttom yandi diyem daha sorisan?.Aman Ergo, nene kurban,kimse duymasın ha ayıptır va!

Ergün susar mı hiç? Vay malamıne... Nenomun pıttosi yanmiş.Vah vah!

Ertesi gün bütün Gâvur Meydanı cemaati bunu Ergün'ün ağzından dinledi.Bir taraftan acımışlar, diğer taraftan da bu komik duruma çok gülmüştüler. Birbirlerine anlatırken:

- Ne diyisiz yani; neyi yanmiş Soğomon baconun...

 

Bu yazı toplam 5036 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.