1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. SON EŞKİYA: YAŞAR KEMÂL
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

SON EŞKİYA: YAŞAR KEMÂL

A+A-

 

Dağların zulme kafa tutan son eşkıyasıydı Yaşar Kemâl ( Kemal Sadık Gökçeli, 1923)… O eşkıyalar ki adaletin, hakkın ve halkın sembolüydüler… Biz ki dağları ve o dağların hikâyelerini ondan öğrendik. Ondan öğrendik devletin zulmünü ve eşkıyaların nasıl karşı çıktıklarını ağalara… Başta Torosların, Tahtalı, Binboğa, Amanos’lar, Samandağ’ının, Karacadağ’ın, Süphan’ın, Cilo’nun, Kazdağı’nın, Menteşe, Aydın ve daha birçok dağın, akarsuyun, ve göllerin hikâyelerini onun kitaplarından öğrenmedik mi? O dağların destanlarını, ağıtlarını, oyunlarını  davulun ve zurnanın güzel nağmelerine kulak vererek öğrenmedik mi? Otlardan, yarpuzlardan, Pürenlerden geçerek akdikenlerin bacaklarımızı yırttığı verimsiz taşlı çorak tarlalara; oradan da tepelerinde kartalların, şahinlerin uçtuğu, çangal boynuzlu geyiklerin, dağ keçilerinin, tavşanların dolandığı karaçalı ve nergislerin önünden alaçamların, kayınların, gürgenlerin bulunduğu yüce dağ yamaçlarına ulaşmadık mı?

 

Cihan Harbinden yenik çıkmış, yedi düvele karşı her şeyini kaybetmiş ülkenin yeniden yapılmasını da, sürgünlüğün, yoksulluğun hazin hikâyelerini de… Köylerin, kasabaların ve şehirlerin savaş zengini üçkâğıtçı ağalar ve beyzadelerle nasıl çevrildiğini, nasıl mallara, mülklere haramiler, bezirgânlar gibi çöktüklerini de…

 

Ne demişti Kürt Halkı için:

“Seksen yıl bu adamlar niçin bunca yıldır dağlardadırlar diye düşünmedik. Vatandaşlık ödevlerini bekledik de, eğitim, sağlık, yatırım gibi, devletin vatandaşlarına vereceği hizmetleri vermedik… İnsan olarak haklarını vermek akıllara gelmedi…”

 

“Seksen yıldır bir soluk almadı bu bölge… Kürtler isyan ettiler. Yenileceklerini bile bile, isyanın sonunda başlarına gelecekleri bile bile isyan ettiler… Birçok toplumun, halkın ölümünü, Şeyh Şamil’i biliyorum. Kürtlerin yirmi dokuz kere bile bile ölüme gittiğini biliyorum. Ağıtları çoktur Ermenilerin, Süryanilerin ve Kürtlerin ve Alevilerin… Bu halk demokrasiye yatkın bir halktır. Bunca kışkırtmaya karşın bir iç savaş çıkmaması da bunun kanıtıdır.”

 

“Avrupa ülkelerinde de azınlıklar vardır. Onlar da yendiler, yenildiler; sonra da oturup ülke yönetimleriyle anlaşıp, dillerine, kültürlerine kavuştular. İşte Katalanlar ortada…

Kürtlerinse sesini tüm dünya duyuyordu lâkin kendi ülkesi duymuyor ya da duymak istemiyordu.”

 

Yaşar Kemâl’in romanlarında tesadüf değildir, bu coğrafyada yaşayan halkların tümünden kahramanlar olması; her dilden ağıtın, ezginin yer alması…

Ya o çakırdikenleri; yollarda sürünenlerin, tenlerine, kanlarına kadar içlerine girmiş olan…

“En iyi şiirdir barış” derken ne kadar inanmıştı… ‘Bugünlerde Bahar İndi’ şiir kitabı Abidin Dino’nun kapak resmiyle taçlandırdığı elimin altında duruyor işte…

 

“Benim kitaplarımı okuyan katil olmasın, savaş düşmanı olsun…

İnsanın insanı sömürmesine karşı çıksın; kimse kimseyi aşağılamasın; kimse kimseyi asimile edemesin… İnsanları asimile etmeye can atan devletlere, hükümetlere olanak verilmesin…

Benim kitaplarımı okuyanlar yoksullarla birlik olsunlar; yoksulluk bütün insanlığın utancıdır.” Diyordu…

 

Yaşar Kemâl sadece Akdeniz’i değil neredeyse tüm Anadolu coğrafyasını romanlarına taşımıştı… Kim okumuşsa kendinden bir parça bulmuştu o sayfalar arasında…

İstanbul’u da yazmıştı; “Günün birinde İstanbul’un tarihi yazılırsa, kuş satıcılarından mutlaka bahsedilmesi gerekir. Onlar olmadan İstanbul’un tarihi çok yavan olur” diyordu…

Bu coğrafyada onu alkışlayanlar olduğu kadar onu yargılayan hükümetler de olmuştu…

 

“Demir olsam çürürdüm; toprak oldum da dayandım” derken ne kadar içtendi…

 

Kürt’tü ancak, Türkmenlerin de, Ermenilerin de, Rumların, Alevilerin ve Süryanilerin de; hatta Arapların da kültürlerinden, ağıtlarından örnekler sunardı romanlarında…

O, dağların bütün eşkıyalarından haberdardı… Suya inen cerenleri de, kurt ve çakalı da bilirdi, dağlardaki kartalları ve Şahinleri de… Onun sayfalarında, sütleğenlerin, menekşelerin, nergislerin hatta Alaçamların kokusunu duyumsardınız…

Bir Beydağlarına, bir Balkarlara hatta Menteşe Dağlarına çıkardınız… Efe olup, kızan olup dizinizi vururdunuz yerlere; ya da Hıdrellez gecesi büyük bir maharetle davul çaldıktan sonra toprağı kutsallaştırma ritüeli gerçekleştirebilirdiniz. O vakit üç kez niyaz edip, eğilip üç kez toprağı da öpebilirdiniz.

 

Ulaş şiirini bilir misiniz? Ağıt değildir; içinde ne yakınma ne de acıma vardır. Tüm yapıtlarında olduğu gibi bir diklenme vardır. Sadece Ulaş Bardakçı’yı da değil bu coğrafyanın tüm devrimcilerini kapsar o koca yürek…

 

"Hele Ulaşa Ulaşa

Ulaş benziyor güneşe

Ulaş kardaş can verirken

Görenlerin aklı şaşa"

"

Dağların zulme kafa tutan son eşkıyasıydı Yaşar Kemal… Dağlar ve koyaklar şimdi öksüz…

Bu yazı toplam 585 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.