1. HABERLER

  2. KÜLTÜR-SANAT

  3. KÜLTÜR-SANAT

  4. Son takunyacı çırağını bulmadı
Son takunyacı çırağını bulmadı

Son takunyacı çırağını bulmadı

Diyarbakır’ın tarihi Suriçi ilçesinin tarih kokan çarşılarının dar sokaklarında yok olmakla karşı karşıya kalan mesleklerden biri olan takunyacılık... Hüseyin Berçin ise babasından sonra mesleğinde yalnız kaldı.

A+A-
Özel haber: Ali Abbas YILMAZ

Günümüz teknoloji dünyasında tükenmeye yüz tutan mesleklerin ömrü gün be gün azalırken, kimi fedakâr ustalar, birçok ürünün nesli tükenmesin diye üretimi sürdürüyorlar ama nereye kadar?

Diyarbakır’ın tarihi Suriçi ilçesinin tarih kokan çarşılarının dar sokaklarında yok olmakla karşı karşıya kalan mesleklerden biri olan takunyacılık işinin ustası Hüseyin Berçin, nesli yok olmasın diye takunya, tahta beşik ve ilk adım yürüteci yapmayı sürdürüyor.

Suriçi’nde Kuyumcular Çarşısının arkasındaki Marangozlar sokağında babadan kalma dükkânında Marangozluk yapan Hüseyin Berçin, 58 yaşında ve takunya, tahta beşik, bebek yürüteci yapan son usta.

Babası Ahmet Ustadan marangozluk mesleğini öğrenen ve iki yıl öncesine kadar babasıyla beraber atölyesinde çalışan Hüseyin usta, babasını kaybettikten sonra tek başına işini sürdürmeye çalışıyor.

“Babam, 80 sene bu tezgâhta ter döktü”

Marangozluk mesleğini babasından devralan Hüseyin Usta, babasının zamanına dair şu bilgileri aktardı: “Babam Ahmet Berçin, çocukluğundan beri buradaydı. Urfalı bir ustanın yanında çırak olarak bu atölyede çalışmaya başlamış. Babamın ustası yaşlanınca bu dükkânı babama devretti. Yani, neredeyse bundan bir asır önce bu dükkânda marangozluk yapılıyordu. Yani, babam ustasından hem marangozluk mesleğinin bayrağını hem de bu marangozhaneyi devraldı. Babam bundan iki sene evvel vefat etti ve vefatında 87 yaşındaydı. Babam çocukluğunda bu dükkânda çalışmaya başladı ve nereden baksanız 80 sene bu tezgâhta ter döktü.”

İki asırlık emektar kürsü ile üretime devam

 Kendisi de babası Ahmet usta gibi marangozluğa çocukluk yaşta başladığına vurgu yapan Hüseyin usta eski günlerini şöyle yad etti: “Ben de çocukluğumdan beri babamın yanında çırak olarak çalışıyorum. İlkokulu bitirdikten sonra mesleğe başladım ama okul devam ederken de boş zamanlarımda dükkâna gelip marangozluk işini öğreniyordum. Benim çocukluğumda esnaflık, zanaatkârlık çok iyiydi. Eskiden bu çarşı cıvıl cıvıldı. Eskiden tüm tarım aletlerini burada yapıyorduk. Yüz kalem eşya yapılırdı bu çarşıda. Diyarbakır’ın meşhur dam tahtları yapılırdı. Özellikle yazın işlerimiz çok yoğun olurdu. Çiftçiler için; karasaban, yaba, tırmık vb. tarım için gerekli olan tüm araç gereçleri yapardık. Şuan üzerinde çalıştığım kürsü babamdan çok çok önce belki de bundan iki asır önce buradaydı. Yani, babamın ustasından da eski olan bu kürsü, ustasından babama kaldı ve şuan bu kürsüde ben çalışmaya devam ediyorum.”

Sur’daki olaylar eski meslekleri de vurdu

Sur’da iki yıl önceki çatışmalı sürecin tarihi mesleklere olan olumsuz etkisine değinen Hüseyin Usta, marangozluğun geldiği içler acısı durumu şöyle özetledi: “Diyarbakır’da en son Sur olaylarından sonra esnaflık bitme noktasına geldi. Bundan iki yıl önce en azından dükkânlarda birkaç çırak çalışırdı ama olaylardan sonra onlar da buraları terk etmek zorunda kaldılar. Çünkü onların aileleri buradan gidince, başka yerlerde yaşamak zorunda kalınca ister istemez elimizde bulunan son çıraklar da burayı terk ettiler. Ben çocuk yaştan beri bu dükkânda çalışıyorum ve burada BAĞ-KUR’dan emekli oldum. Şuan emekliyim ama emekli maaşı ile geçim olmadığı için yine çalışmak zorundayım. Şuan en azından boş durmamak için çalışıyorum ama işler hiç iyi değil. Ayrıca ben de bu işi yapmasam bu işler yok olacak. Şuan Diyarbakır’da takunyadır, tahta beşiktir, bebek yürütecidir başka yapan da yok. Yani, bu işler yok olmasın diye çabalıyorum ama nereye kadar. Beş on yıl sonra ben de bu işi bırakmak zorunda kalacağım. O zaman bu işleri sürdürecek kimse de kalmayacak. Artık kimse çocuğunu bir bakırcının, demircinin, marangozun yanına vermiyor. Eskiden bu dükkânda 8 çırak, 4 kalfa çalışırdı. Şimdi ise tek başınayım ve bir çırağım bile yok. Bir tek arkadaşımın 12 yaşındaki oğlu var yanımda o da okul dışındaki zamanlarını yanımda bu işi öğrenmek istiyor.”

“Gayem bu iş ölmesin diyedir”

 Takunyacılığın Diyarbakır’daki son temsilcisi olan Hüseyin Usta, geçim için olmasa da nesli tükenmesin diye takunya, tahta beşik ve bebekler için ilk adım yürüteci yapmayı sürdürüyor. Son bir gayretle bu ürünleri yaşatmaya gayret eden Hüseyin Usta, sözlerini şöyle sürdürdü: “Takunyayı ekseriyetle yaşlılar banyolarda kullanıyor. Yine, hamamlarda, camilerde, işyerlerinde kullanılıyor. Şuan takunyayı burada benden başka da yapan kalmadı. Benim çocuklarımdan da bu işi öğrenen olmadı. Üç çocuğumdan ikisi öğretmen oldu, biri ise 4 yıldır atama bekliyor. Ben bu işin ustası olmama rağmen çocuklarımdan bu işe heves eden olmadı. Zaten artık bu işler geçim sağlamak için yeterli de gelmiyor. Hem çok zor hem de geçim olmuyor. Yani, burada verdiğin emek ancak yediğine içtiğine yetiyor, başka da bir karı yok. Haftada bir iki tane sattığım ilk adım yürüteci ya da beşik ile bu iş yürümez ama benim gayem bu iş ölmesin diyedir. Yoksa geçim sağlayacak bir getirisi yok. Nesli tükenmek üzere olan eşyalardır ve ben de yapmazsam bunlar yok olacak. Aslında ben bunları kar için değil onları yaşatmak için yapıyorum.”

Diyarbakır’a özgü kürsüler…

 Diyarbakır’a özgü olan kürsüleri imal ederek emekli maaşının yetmediği geçimini sağlamaya çalışan Hüseyin usta, “Burada iyi kötü geçim için yapılan eşyaların başında kürsü geliyor. Kahveler, çay ocakları, kafeler için kürsü/ tabure yapıyoruz ve ancak bu işten biraz para kazanıp geçim sağlıyoruz. Yoksa Takunya, tahta beşik ya da yürüteç ile bu işi sürdürmek mümkün değil. Diyarbakır’a özgü bu kürsüler Türkiye’nin her yerinde bilinir. Buradan İstanbul’a kadar kürsü gönderiyoruz. Hatta Almanya’ya bile buradan kürsü götürenler var. Yine, Diyarbakır’a özgü olan ve pekmez yapımında, pekmezi karıştırmak için kullanılan ağaçları üretiyoruz. Bunları da sonbaharda satıyoruz” diye konuştu.