1. YAZARLAR

  2. ŞERİF KAPLAN

  3. SONUÇTAN DAHA ÖNEMLİ OLAN…
ŞERİF KAPLAN

ŞERİF KAPLAN

Köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

SONUÇTAN DAHA ÖNEMLİ OLAN…

A+A-

 

6 Kasım 1932 tarihinde Almanya’da yapılan genel seçimlerde Hitler seçimlerde  çoğunluğu sağlayarak iktidarı devraldı. Ardından hepimizin malumu gelişmeler yaşandı ve ikinci dünya savaşına neden oldu.

1 Kasım Türkiye seçimleri, yaşanan gelişmeler, iç ve dış koşulları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Erdoğan’ın gölgesi gibi duran/davranan başbakan Davutoğlu’nun demokratik bir yarışta elde ettiği “başarı” olarak yorumlamak kelimenin tam anlamı ile saf dillilik olur.

Türkiye’yi zor günler bekliyor. Toplumsal ruh hali her  geçen gün daha çok “gerici ve milliyetçi” bir noktaya hızla kayıyor. “ Milliyetçilik”te partiler arasında adeta bir yarış var. Her parti “En çok ben milliyetçiyim.” diyor. 1 Kasım seçiminde tek propaganda malzemesi olarak kullanıldı. Karşı tarafta sadece Kürd siyasal hareketi vardı. Kim nasıl bir uygulama reva görüyorsa, onun üzerinden ne kadar çok milliyetçi olduğunu ispatlamaya çalışıyordu. Devleti yönetmeye aday “siyasi bir parti” yine sözde kendi “vatandaşı” olarak gördüğü bu kesimi nasıl “öldüreceğini”  “seçmenine” seçim vaadi olarak izah ediyordu ama işin garibi tek kişide itiraz olmadığı gibi “tekbir” sesleri ile destekleniyordu.  Bu atmosferle daha önce var olan küçük demokratik hakların bir bir yok olacağını söylemek için müneccim olmaya gerek yok.

AKP bu saatten sonra iktidarı kimseye kaptırmaz. Bir sonraki adım olan “başkanlık sistemi” ile 2023 hedefine ulaşmak için gerekli  her şeyi yapacaktır. “Zor’un rolü” genel olarak Ortadoğu’da nasıl bir sonuç elde ettiğini bilen AKP bu seçimlerde tek “propaganda aracı” olarak, elinde bulunan devletin zor aygıtını milliyetçilikle birleştirerek çok iyi kullandı. Bu “zor” aygıtı bundan sonra da toplumun başında Demokles’in kılıcı gibi sallanıp duracak.

AKP bundan sonra da ihtiyaç duyduğu her noktada gerilim politikasını kullanacak. Kürdlerle yeniden bir “barış” sürecine dönmesi  için “silah bırakmayı” koşulsuz dayatacak ve bu sağlanmadan geri adım atamasını beklemek zor bir ihtimaldir. Zira AKP “Türk-İslam-Milliyetçi” çizgisi ile birleştirdiği “gerilim ve zor ” politikası ile yeni bir dönem başlatmış durumda. Bu çerçevede basından, orduya, toplumsal algıya kadar her şeyi  yeniden şekillendirecek. “Mahalle baskısı” daha çok hissedilir bir noktaya taşınacak. Muhalif ve “ötekiler” bundan böyle daha açıktan baskıya maruz kalacaklar.

Haziran seçimlerinin hemen ardından yazdığım bir yazıda “Erdoğan’dan bu seçim sonuçlarını kabul etmeyi kimse beklemesin, asla yenilgiyi kabul etmeyecek.” diye yazmıştım. “Başkanlık sistemi” için istenilen nokta sağlanmamış olsa da, ki arzulanan MHP’nin %10 civarında, HDP’nin baraj altında kalması ve anayasal değişikliğini sağlayacak çoğunluğun elde edilmesi idi, bu olmadı ama şimdi çok yüksek bir ihtimalle “referandumla” başkanlık sistemi sağlanacaktır.   

Kürdleri, özellikle de Kuzey ve Rojava’da daha zor günler bekliyor. Seçimler öncesi “şehirlerin teslim alınma politikası” için yapılan baskılar daha da ağırlaşarak devam ettirilme ihtimali oldukça yüksektir. HDP’ye, basın aracı ile oluşturulan “PKK ile arasına mesafe koyması  gerekli” algısı her alanda daha çok baskı unsuru olarak kullanılacaktır. PYD’nin “terör” listesine girmesi, ya da en azından etkisinin azalması için her alanda daha çok baskı oluşturacaktır. Kısacası, Kürdler açısından, zor bir döneme girildiğini söylemek zor değil. Savaşın tam “hız” devam edeceği  görünüyor. Sokak “terörü” tutuklanmalar vs’ye devam edileceği de aşikardır.

Yukarıda ana başlıklar olarak vurgulamaya çalıştığım, olası baskıcı yöntemlerin yanında Kürd siyasal hareketinin  kendisinden de kaynaklanan sıkıntıları vardır.

En başında şunu vurgulayarak başlamak gerekiyor sanırım, genel anlamı ile Kürd siyasal hareketi sokağa hakim olamadı. Seçimler sırasında hem tehlikenin “devletten” geldiğini söyleyip, hem güvenliğini ona teslim etmesi, ondan beklemesi yanlış bir tutumdu. Bu anlamda HDP “Türkiye’lileşme” politikasına çok fazla kendini kaptırıp bir noktada ret ettikleri mevcut sistem partileri gibi davrandı.  Bu durum bir zaaf olarak sistem tarafından iyi değerlendirildi. 

Mevcut bileşenleri göz önüne alındığında HDP’nin Türkiye’lileşme politikasi beli bir noktaya kadar anlaşılır bir durumdur ama HDP adeta Kürd cephesini unuttu, sadece bir oy “potansiyeli” olarak gördü sanki. Niyet böyle olmasa da dışarıdan bakılınca böyle bir algı oluştu. Mesela en basiti seçim şarkısını Kürdçe yapabilirdi. Oysa HDP mirasını devraldığı siyasi gelenek en zor koşullarda bile Kürd ve Kürdistan vurgularını hep öne çıkardı, hiç olmazsa seçim şarkıları hep Kürdçe oldu. Kürdçe propaganda yasağı kalktığı halde HDP sanki ironi olsun diye “Sen Kürdçe yasağını kaldırdın, bende artık Kürdçe propaganda yapmayacağım.” der gibi bir davranış içine girdi. Oysa seçimler niyet ile yapılmıyor, verdiğin görüntü çok önemlidir.

En önemli nedenlerden biri HDP kendi seçmen tabanına ve Kürdistan’daki katliamlara yeteri kadar cevap olamadı. Yetersiz kaldı noktasında önemli bir algı oluştu.

Kobanê’den sonra halk Haziran seçimlerinde devletle arasına bir mesafe koymuştu, devletle olan bağını adeta tamamen koparmıştı. Sanırım bu durum iyi okunmadı. Dikkat edin “öz yönetim” ilanları bahane edilerek teslim alınmak istenen şehirlerin hiç birinde halk geriye adım atmadı, seçim sonuçlarında bu net bir şekilde kendisini gösterdi.

Bölge genelinde  HDP yaklaşık olarak  %10 civarında oy kaybına uğradı. HÜDA-PAR, Gülen tabanının önemli bir bölümü AKP’ ye oy vermiş görünüyor ama bu tek başına HDP’nin oy düşüşünü izah etmiyor. Elbette, devlet baskısı, hile filan da eklemek mümkün ama en başında kanımca HDP’nin yukarıda saydığım eksikleri  rol oynamıştır.

 

Bu yazı toplam 7973 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.