ŞERİF KAPLAN

ŞERİF KAPLAN

Köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Soro…

A+A-

Haziran mı sıcak, hasrettin mi

Sen mı uzak düştün çocukluğumuz mu

Yaşamak mı zor ölüm mü

Bilemedim kardaş

 

Düşte yaşamak mı zor gerçeklik mi

Hep gecemiş gibi rüyaya boylu boyunca uzanmak mı gerek

Uyanıp yüzünü döktüğün zamanları aramak mı

Bilemedim kardaş

 

Yokluğuna alışamadım, ağır geldi kardaş, hangi yana baksam, derin bakışlarında bir şeyler düşüyor üstüne... ne yana dönsem bana kızdığın zamanlar döktüğün yüzünde bir şeyler bitiveriyor orada...

 

Nasıl yapsam bilemedim kardaş...

 

El ayak çekildiği zamanlardan sessizce geceye uzanıyorum, usulca, her şeyden uzak, hiç bir mana barındırmayan bir zaman dilimi olsun istiyorum.

 

Olmuyor.

 

Yanı başımda çocukluğumuz koşuşturuyor, sonra okul yılları, Diyarbakır 5 nolu zindanı, sürgün hayatı, hastanenin soğuk beyaz duvarları, beyaz önlüklüler ve nihayetinde gecenin serinliğinda korunmak için birbirimize sokulduğumuz, damda yıldızlara bakarak geceye karıştığımız bir zaman dilimi gelip düşlerimi alıp gidiyor “Hekimo” parçası eşliğinde.

 

Sonra akan bir yıldız gibi uzak bir zamanda süzülüp gelen, geceyi bir bıçak gibi kesen, yürekleri paralayan, Qerejdax suyu durruluğunda, Agîrînîn acılarını tınlarıyla anlatan, en çok sevdiğin Şeroyê Biro’nun sesi kulaklarımda yankılanıyor; “ Werî bê Hekîmo... / tunê merhemkê ji merhema/ ji birindarê mala bavê minra çêkî...”

 

Lacivert ve siyah karışımı geceye önce bakışların ardından ruhun usulca misafir oluyor... bense ancak geceyi ıslak kirpiklerimin ucu ile izlemekle yetiniyorum, çünkü tam 3 yıl önceydi, bu gece bitsin istemiyordum, sen bakışlarınla tutunmaya çalışıyordun, bense bütün tanrılara isyan ederek, yapılan haksızlığı durduramamanın acısı ile çaresizliğimde boğuluyordum...

 

Nasıl yapsam bilemedim kardaş...

 

Teorik olarak ölümün ne olduğunu biliyordum kardaş, ama yokluğunda ancak onun soğuk yüzü ile karşılaştım... Kardaş ölümünün zor olduğunu da...

 

Bilirsin beni, “dik” kafalığımı da! Meğerse  varlığınmış kardaş... yalnızlığı da yokluğunda öğrendim, kalabalıklar içinde ki kimsesizliği de...

 

Hani bilirsin hiç bir şeye “aldırmaz” oluşumu, oysa ne kadar senmişsin...

 

Yokluğuna alışamadim, nasıl yapsam bilemedim kardaş...

 

Senden sonra bir daha ne Zerdali dalında açan çiçeklere dokundum ne de bir daha Leverkusen hastanesinin bahçesinde tek başıma oturup çaresizliğime düşündüm, bir tek bundan tam 3 yıl önce, son kez, usulca, konuşmadan, bir bir bakışlarınla vedalaştığın, o derin derin bakan gözlerinle bizi taradığın, hani Fiskayadan Dicle hastanesine uzanan boşluğa bakışlarını astığından beri, orada öylece bırakıp gittiğin Amed’ın Haziran sıcağında kavrulup duruyorum...

 

Haziran mı sıcak, yoksa yokluğun mu?

 

Nasıl yapsam kardaş, bilemedim...

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 3032 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.