1. YAZARLAR

  2. Mehmet Mercan

  3. SÖZ SIRASI
Mehmet Mercan

Mehmet Mercan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

SÖZ SIRASI

A+A-

Diyarbakır nasıl bozuldu?           

                            

Diyarbakır büyüyor, Diyarbakır gelişiyor, genişliyor.

Artık, buraya da gökdelenler kenti dense yeridir.

Sur içine sıkışmış geçmişi binlerce yıl öncesine dayanan tarihi Diyarbakır yerine, şimdilerde Seyrantepe’den başlayarak Karacadağ’a doğru alabildiğine genişleyen, büyüyen modern sitelerle dolu, nüfusu 2 milyonu aşan bir Diyarbakır var…

Böylesi büyümüş bir kentin sorunları da elbette büyük olur. Üstelik en 35-40 yıllık tüm bölgenin yoksulluk sorunlarını da yüklenmişse…

Elbette bunu idrak ediyoruz.

Benim anlatacağım Diyarbakır başka…

Diyeceğim o ki;  inanın dostlar, bizim özlemini çektiğimiz Diyarbakır bu değil.

Ve inanın eski Diyarbakır’ın bir başka havası, bir başka güzelliği vardı.

Çarşısında, pazarında dostça selamlaştığımız insanlarla dolu bir Diyarbakır.

Herkes birbirinin hastasına koşar, cenazesini omuzlar, sıkıntısını paylaşırdı. Kentin hovardası, kabadayısı, delisi bile bir başkaydı. Hırsızı, uğursuzu belliydi. Bunlar da herkese sataşmaz, büyüklere saygıda kusur etmezlerdi. Mahallenin büyüğü geçtiğinde herkes bir kenara çekilir saygıyla yol verirdi. Yedi mahalle uzakta da olsa, kim ölmüş, kim hastalanmış, kim evlenmiş bilirdik…     

Çarşısında, pazarında dürüstlük vardı, güven vardı. Çeki, senedi kimse bilmezdi. Bir selam, bir SÖZ yeterliydi.

Çok da eski değildi bu güzellikler. En çok 50-60 yıl öncesi…

Sonraki yıllarda, bu güzellikler bir bir kaybolup gitti. Eski Dostlar da kalmadı. Kimi başka diyarlara, kimi Dar-ül Beka'ya (Öbür Dünya) göçmüş.

……….

Diyarbakır’ı, Diyarbakır yapan büyükler vardı. Saygıdeğer kimselerdi bunlar. Eşraftan olanlar yanında, sanatıyla, yaşı ve babacanlığıyla, bilgeliği ve hoşgörüsüyle herkesin sevgisini, saygısını kazanmış tüccardan, esnaftan insanlar. Yoldan geçerken, bir mekana girerken herkes ayağa kalkar, saygı gösterirdi.

Bunlar, Diyarbakır'ın simgeleri gibiydiler. Her biri birer Diyarbakır beyefendisi.

Bunlar sayesinde Diyarbakır'ın gelenekleri, görenekleri yaşar. Bunlar sayesinde kentin değerleri ayakta dururdu. Onları yitirdikçe Diyarbakır kaybetti. Kimsenin kimseye güvenmediği, sevmediği, saymadığı bu günlere geldik.

……….

Şimdilerde Diyarbakır elbette çok değişmiş. Mimari bakımından çok güzelleşmiş. Modern siteler sarmış her yanı. Geniş bulvarlar açılmış. Eskiden dağbaşı diyebileceğimiz yerler şimdilerde yer altı geçitleri, lüks mağazalar, modern AVM’lerle dolu…

Ne yazık ki, kentin batı bölgesi ne kadar modernleşmişse, doğusu, hele de sur içi bölgesi o kadar harabolmuş, bozulmuş.

Kuşkusuz, yıllar boyu süregelen ilgisizlik, duyarsızlık hazırladı bu bozulmayı.

………..

İlk 1950'li yıllarda bağlarda başladı bozulma, sonra Yenişehir bölgesine sıçradı.

Sonra Sur İçi’ne girdi güzelliklerin yıkımı....

1960’lı yılların sonlarına doğru Diyarbakır'ın hemen tüm mahallelerine üşüşen çoğu bilinçsiz yap-satçı müteahhitler tarihi SUR İÇİ’ni perişan ettiler. Bunlar yetmezmiş gibi, eski evlere ve konaklara dadanan kaçak define avcıları buraları delik deşik ederek harabeye çevirdiler.

Büyük ailelerin çoğunun sur dışında oluşan modern Yenişehir semtine taşınmaları, bir bölümünün kenti terk edip, batı illerine göçmeleri sonucu, el değiştiren avlulu, eyvanlı, havuzlu, bahçeli konakların, çoğu, birkaç daire uğruna yıktırılıp yerine çok katlı yığma beton binalar dikildi. Bunun sonucu olarak sokaklar daraldı. Temel kazıları sırasında kentin tarihi kanalları, su şebekeleri tahrip edildi. Bitişik nizam yükselen beton bloklar sokakların hem güneşini hem nefesini kesti. Şimdilerde sokakların çoğu ışıksız, havasız, bakımsız ve pislik içinde...

Oysa, eskiden böyle değildi Diyarbakır…

Kesme taştan zarif mimarisi ile avlulu, eyvanlı evlerinin tümünde havuz vardı, bahçe vardı. Evlerin bahçelerinde özenle yetiştirilen gül, menekşe, nergis, reyhan kokuları sokaklara taşardı.

Analarımızın, ninelerimizin sabah ezanı ile birlikte kalkıp yıkadıkları, süpürdükleri sokaklar tertemizdi. Kadın çöpçülerin yine sabah ezanı ile birlikte süpürdükleri sokaklara, caddelere çöp dökmek ayıptı...

Unutuldu tüm bu güzellikler.

Peki, şimdi ne olacak?

Dilerseniz bu sorunun yanıtını hep birlikte bir sonraki yazımızda arayalım…

 

Bu yazı toplam 737 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.