1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tulgar

  3. Su, şeker, çocuk
Ahmet Tulgar

Ahmet Tulgar

Köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Su, şeker, çocuk

A+A-


 

Ahmet Tulgar

 

Su, şeker, çocuk

Külünçe. Bir tür kurabiye. Urfa’nın, Diyarbakır’ın, Hakkari’nin anaları çocukları için külünçe yoğurur, külünçe pişirir. “Külünçe döker” de denilebilir, çünkü analar bir kerede bir çuval, iki çuval külünçe hazır eder çocukları için. O çuval dolusu külünçe bir ay, iki ay idare eder çocuklarını ananın.

Külünçe. Bir tür kurabiye. Peksimet gibi. Dayanıklı, sert ve az şekerli. Şeker görece pahalıdır ya undan, sudan.
Kenarlı tırtırlı. Şekli rast geledir. Koca bir yayvan hamurdan koparılmış parçalar işte.
Bir çocuk görünce Doğu’nun, Güneydoğu’nun bir köyünde elinde külünçeyle, külünçesiyle, o günkü, o öğün ki, sorarım: Bu kadar mı benzeşir yani bir çocuğun hayatıyla kurabiyesi?
Rüzgarla, soğukta, sıcakta, dağda ve tarlada yanmış yanakları, tenleri gibi kızarmış külünçe…
Sert hayatları gibi
Tadını bulup çıkarmak…
Tadını, külünçenin şekeri, tatlısı gibi damıtmak zorunda oldukları.
Doğu’nun, Güneydoğu’nun çocukları…
Dünyadan kendilerine bir hayat çıkaranlar, damıta damıta…
Aynı yolları, aynı taşlı dağ yollarını…
Aynı sarp okul yollarını…
İşe giden yolu…
Bıkmadan çiğneye çiğneye, yumuşattıkları dünyadan…
Kendilerince bir hayat, bir yaşama sevinci çıkaranlar.
Çoğunca çaya ve süte banamadıkları, ellerine kuru kuru tutuşturulmuş külünçelerden uzun uzun çiğneyerek bir tat elde ettikleri gibi.
Çocukların hayatı kurabiyelerine bu kadar mı benzer? Onlar için hazırlanan kurabiyelere.
Bazen de okul dönüşü analarını tandıra çömelmiş bulurlar…
Yufka daha sıcakken içine biraz otlu peynir katılıp ellerine tutuşturulur.
Sevinirler…
Sıcak, yumuşak…
Sıcacıktır Doğu’nun, Güneydoğu’nun çocuklarının yaşama sevinci…
Sizi de sarar bu sert coğrafyanın, sert hayatın orta yerinde…
Yumuşatır bu sertliği onların sevinci.
Hayatı bazen de bir yufka gibi düz ve geniş olur…
Genişler okul dönüşü anasının yanına çömelen şu kızın, şu oğlanın gözünde…
Aynı şu yufka gibi…
Aynı dünya gibi…
Sonra kapanır, kendine döner, sarılır, aynı köyü gibi, aynı anasının eline tutuşturduğu şu dürüm gibi…
Aynı kendisi gibi.
İçinde bir cevher barındırır…
Bir sürpriz…
Mesela pekmez.
O pekmezin sevincinde şu kız, şu oğlan iki büklüm, yorgun babasına minnet duyar.
Çocukların sevinci ile anaların babaların şefkati mi kaldırır karın örtüsünü bu köyden, bu kentten?
Kış bitince.
Yaz gelince bici bicici gelir sokaklarına…
Çok uzak değilse köyleri, bazen köylerine bile…
Biraz su, biraz nişasta…
Yarı saydam küpler…
Evleri gibi…
Herkes bilir içlerindeki derdi, tasayı ama kimse göstermez…
Aynı Doğu’nun, Güneydoğu’nun mahzun çocuklarının hayatları gibi…
Tam olarak görünmez çektikleri…
Korkuları.
Ama neyse ki o evlere…
O hayatlara…
Aynı hayat kadar…
Aynı yaşamak kadar kırmızı olan bir serinlik, bir ferahlık akar, girer bazen…
Bir düğünle, bir doğumla, okulda alınan iyi bir not, iyi bir karneyle…
Kendilerine yetecek kadar hasatla…
Babanın nihayet bulduğu işten dönüşte getirdiği esvapla…
Aynı bici bici küplerinin üzerine dökülen çilek tadındaki kar, şekerli kırmızı kar gibi.
Doğu’nun, Güneydoğu’nun çocukları: Bu kadar mı benzemezler onları bu yoksulluğa mahkum edenlere?
Bu kadar mı güzeldir çocuklar?

Bu yazı toplam 6905 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.