1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tulgar

  3. Süleymaniye: Bir güzellik duygusu
Ahmet Tulgar

Ahmet Tulgar

Köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Süleymaniye: Bir güzellik duygusu

A+A-

 



Şehirlerin güzellik duygusuna ihtiyacı olur. İnsan eliyle üretilmiş güzelliğin duygusuna.


Şehirlerde 'doğal güzellik' çevredir, 'insan üretimi güzellik' ise merkeze alınır, şehrin doğal, hak edilmiş merkezine dönüşür.


Tramvaydan indiğimde ona bakıyorum. Her defasında daha 24 saat geçmeden özlemiş oluyorum. Sonra fark ediyorum ki ben Süleymaniye Camii'ne bakarken İstanbul'a bakıyorum aslında. Çünkü İstanbul çok fazla topoğrafya olan bir şehirdir ve Süleymaniye Camii de çok fazla topoğrafya olan bir yapı. Süleymaniye sadece yapı değildir. Yapının topoğrafyaya, topoğrafyanın yapıya dönüştüğü bir yapı-topoğrafya ya da topoğrafya-yapıdır. Çevre merkeze, merkez çevreye dönüşür Süleymaniye'de, Süleymaniye Camii ile. Süleymaniye Camii'nde. Doğal güzellik insan üretimi güzelliğe, insan üretimi güzellik doğal güzelliğe katılır. Bazen Süleymaniye Camii'nin ne kadarının İstanbul topoğrafyası olduğunu düşünmek gerekiyor. Süleymaniye Camii'ne bakarken. Sonra yürümek işine gücüne.


Güzelliği merkeze alan şehirlerde buna uygun incelikli yaşam tarzları oluşur, yayılır.


Süleymaniye Camii, İstanbul'daki güzellik duygusunun hem en önemli kaynağı hem de en önemli hedefidir.


Bu şehrin hayatındaki birçok başka güzellik Süleymaniye Camii'nden etkilenmiş, şarkılar, romanlar, yazılar, resimler ve hatta iyi kötü korunan bir nezaket, incelik ona uyum sağlamak, yaklaşmak için üretilmiştir.


Kalabalık arasından Süleymaniye Camii'ne çıkmak: Nasıl sessizleşti şehir. Nasıl karıştı tarih ile şehir. Tarih ne kadar sessiz. Şimdiki zaman da. Burada tarih şimdiki zamana, şimdiki zaman tarihe karışıyor. Tarihi bir şimdiki zamanda ezan okunuyor. Topoğrafya şimdiki zaman, yapı tarih. Yapı şimdiki zaman, topoğrafya tarih. Doğa tarihe, yapı şimdiki zaman kavuşuyor Süleymaniye'de. Süleymaniye'de ikisi de süreç oluyor.


Bu şehrin yorucu, yıpratıcı hayatında güzelliğin dinlendirici etkisini arayan her bakış o tepeye, o zirveye yönelir, Süleymaniye Camii'ni bulur ve bir süreliğine oraya yerleşir.


Sonra bu güzellik duygusunun vaatleriyle cesaretlenerek sürdürür artık hayatını gittiği yere kadar ama daha yüksek bir standartı hedefleyerek artık.


Fındıklı'da ilkokuldayken de, Kuledibi'nde lisedeyken de, sınıfta ders dinlerken, Süleymaniye Camii'nin bütün ihtişamıyla çok yakınımda olduğunu hissederdim. Her iki okulum da kentin öyle noktalarındaydılar ki, ufak bir yer değiştirmeyle istediğimde hemen görürdüm de onu.


Bugün bakıyorum da, böyle böyle hayatlarındaki birçok şeyi Süleymaniye'ye bakarak, onunla karşılaştırıp değerlendirerek büyümüş ve bazıları hâlâ bu alışkanlığı koruyan çocuklar yaşıyor bu şehirde.


Nasıl büyük bir şans, hem bu çocuklar, hem bu şehir için.
 

Ve nasıl umarsız bir durum.


Umarsız, çünkü kalmak mümkün değil o noktada, o şahikada, Süleymaniye'de.
 

Bu çocuklar sadece özel bir güzellik duygusuna, yaptıkları her işte aradıkları yüksek standartlara sahip olmakla kalmazlar Süleymaniye Camii'ne bakmakla. Sinan'ın bu şahaseri zamanı, geleneği ve yerleştiği doğal ortamı da alarak arkasına bir adalet ve özgürlük duygusu da kazandırır bu kentin kendisine bakan çocuklarına.


Şehrin ilk karında, karla kaplı ve daha da sessizleşmiş ama aydınlık gece sokaklarında Süleymaniye'nin, bağıra bağıra işçi marşları söyleyerek yürürken, bekar odalarındaki gündelikçi işçileri, göçmenleri, mültecileri uyandırmaktan korkarak aniden susuyor ve ağlamaya başlıyorum.


Sonradan arsızca inşa edilmiş ve haddini bilmeyip kendince bir yerlere uzanmaya kalkışmış banka genel müdürlükleri, oteller, garnizonlar şehrin siluetinde sadece çaresizliklerini, güçsüzlüklerini ortaya koyarlar günün ışıkları Süleymaniye'nin kurşunlarından, taşlarından, pencerelerinden yansırken. Ya da köpürürken Süleymaniye.


Bu şehirde her şey, güneş, bulutlar, yağmur, kar, ışıklar nihayetinde Süleymaniye ile buluşur.


Süleymaniye işte bu nedenlerden adalet ve özgürlük duygusu kazandırır bu kentin çocuklarına baktılar mı ona ve işte bu nedenlerden hem doğal çevre hem insani merkezdir.


Süleymaniye Camii sayesinde güzellik bu şehrin merkezi olur.

 

Süleymaniye'ye uzaktan bakıp sarhoş olabilir, içine girip gözyaşı dökebilirsiniz.


Ya da gidip yanıbaşına, çevresinde dolaşarak, benim 'güzelliğe bakış oyunu' dediğim bir oyun oynayabilirsiniz onunla.


Bu oyunu en iyi fotoğrafla iştigal edenler oynar, oynayabilir. Oyuna davet eder fotoğrafçıyı Süleymaniye'de görüntüler. Yansımalar.


Her açıdan bakarak ona, bir köşeyi dönünce aniden ortaya çıkıp göğe yükselişiyle, minarelerini birbirinin arkasına saklayıp sonra sizi hiç beklemediğiniz bir anda sobeleyişiyle, detaylarında gizlediği zorlayıcı şifreleriyle, geri ya da ileri atılan her adımda oluşan ışık ve gölge değişimleriyle 447 (451) yaşında bir oyunbazdır Süleymaniye Camii. Bize güzellikle iyi vakit geçirmeyi öğretir.


Süleymaniye'den Unkapanı'na inen sokaklardaki bekar evlerine son yıllarda bu dünyanın en fakir halklarının, Ortadoğu'nun, Asya'nın şimdilik kaybetmiş halklarının, üstelik en alt sınıflarının üyeleri, göçmenler ve bu ülkenin en fazla ezilen yurttaşları, yurttaşlarımı yerleşiyor bir süredir.


"Neden burası?" diye düşündüğümde "Acaba güzelliğin verdiği son umutla mı idare ediyorlar burada?" diyorum kendime.


Süleymaniye'de, cami ve sokaklardaki bekar evleri bir araya geldiğinde güzelliğin kalıcı, çirkinliğin geçici olduğu umuduna kapılıyor insan. En azından güzellik çabasının kalıcı olduğu umuduna. Ve daha güzel bir dünyanın umuduyla, caminin tarihi ve güncel güzelliğine yaslanıp soluklanırmış gibi, soluklanıyormuş gibi hazırlanıyorlar bugüne.


Süleymaniye Camii'nin hemen karşısında bir çay bahçesi bulunuyor. Merdivenlerle inilen kocaman bir çukur burası. Bayağı bayağı bir çukurda içiyorsunuz çayınızı, çekiyorsunuz nargilenizi.


Ne tuhaf, tam da burada, yükselişin semtinde, sokağında bir çukurun kahveye, çay bahçesine dönüştürülmüş olması.


Süleymaniye'nin inceliklerine, estetiğine yaklaşma uğraşından yorgun üniversite öğrencileri, sevgililer bugünkü yenilgiyi de kabul edip onun önünde eğilir gibi iniyorlar akşam olunca merdivenlerini bu metrelerce aşağıdaki mola yerinin.


Süleymaniye Camii, orada, yukarıda güzelliğin nasıl bir güç olduğuna işaret ettikçe, biz, bu şehrin insanları, yenildikçe güç kazananlar, ne paranın ne silahın iktidarına pabuç bırakırız.

Bu yazı toplam 8942 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.