1. YAZARLAR

  2. ŞERİF KAPLAN

  3. Sur’dan Gever’e çok gençtir ölüm ...
ŞERİF KAPLAN

ŞERİF KAPLAN

Köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Sur’dan Gever’e çok gençtir ölüm ...

A+A-

 

Sur hangi yana düşer heval? Gever ne yana arkadaş... 

Bilemedim!

Ölüm nerede yaşanıyor heval, yaşam nerede öldürülüyor arkadaş! 

Bilemedim...

Hangi mevsim neye vuruyor ki heval? Temmuz sıcağında mı ölmek zor, zemheri ayında mı? Sokak ortasında keskin nişancıların  nişangahından vurulup düşmek mi zor, bir binanın bodrum katında yanarak ölmek mi?

Bilemedim... 

Hangi acıya koşsam ki! Bir annenin buzla soğutmaya çalıştığı yüreğine mi, bir çocuğun can çekişen annesinin bedeninde kalan bakışlarına mı? 

Bilemedim heval.

Hangi yana dönsem, avuçlarıma acılar doluyor, ya bir annenin bakışlarında, ya bir babanın çaresizliğinde, gizli akan gözyaşlarında veya bir çocuğun acıdan sızlayan yüreğinin çığlığında… 

Nereye el atsam, önce genç bir ölüm değiyor parmak uçlarıma. Kimisi daha on dördünde, kimisi on beşinde, on altısında... Bulutsuz bir Amed gecesinde, dolunay gibi parlak, yaşamın en “asi” zamanında… Bir bir vuruluyorlar, sokak sokak. Bir sokak, nazlı bir gelincik tarlasına boyanırken Helîn’în bakışlarında kan kırmızı; diğer sokak Mahmud’un gözlerinin renginin yansıdığı bahara vuruyor. Delikanlı bir zamandır hayat. Başka bir sokakta, bazen hiç flörtü olamayan genç bir kızdır, bazen uzakta “davamdır” dediği kıza el sallayan delikanlıdır ölüm.  

Hangi yana baksam, Sur dibine çökmüş çıplak bedenlerin bakışları sıralanıyor gözlerimde. Sonra Dört Ayaklı Minarenin dibine uzanmış cesur bir yüreğin şarkısını dinlerken, “Armutlu” da değil, hemencecik bir kaç adım ötesinde “panzerin” paletleri arasında eziliyordu bir yürek. Ne tek bir marş, ne de tek bir ağıt vardı. Üstelik türkü söyleyende yoktu, hatta ne gören ne de duyan vardı... 

Sur’da ölüm çok çocuk heval. Ömürleri, göz, gez, arpacığa hapsedilen hedefe gerilen tetikte fırlayan bir kurşun uzaklığıdır.  Nazlıdır bu diyarda “ölüm” heval, hepsi de annelerinin gözbebeği.

Hep böyle olmadı mı ki! Sur’da ölüm hep çok çocuktu, Mazlum’dan Mahmud’a! Henüz yirmi dördünde bir delikanlıydı Mazlum, Diyarbakır zindanında karanlığı üç kibrit çöpünü yakarak aydınlattığında, Mahmud ise Sur sokaklarına bakışlarıyla baharı getirirken daha on altısındaydı...

O gün bugündür Qırklar Dağı suskun, Suzê’nın saçlarına “kumlar” değil, kurşunlar doluyor “köprü” altında heval. Dijle’nin üstü “bir karış buz” değil artık, biraz kırmızı. Soro’dan bu yana Dijle yüzünü dökmüş, hüzün akıyor. 

Ne Hevsel Bahçeleri’nin gölgesinin tadı kaldı, ne de gece Fiskaya’dan Dijle’ye bakmanın hazı... Ne Xançepek’te, gece karanlığının kirli ışıkları ile aydınlatan sokak lambalarının ışığında ışıldayan “Xiştik”larıyla sokak başlarında bekleyen “Pixwas” adayı çocukların çınlayan naraları yankılanıyor Sur’un duvarlarında ne de dar küçelerde  “awa susê” diye bağıran çocukların sesi...

Öncesinde Cizre vurulmuştu, sokak sokak, ev ev... Yaralı bir ceylan gibi “ağlıyordu” çaresizliğinde.

Ölüm çok gençti heval Cizre’de. Kah kömür karası bir kaç kilo ağırlığında; herhangi bir binanın bodrum katında; kah genç bir kadın gerillanın çıplak vücudunda; kah bir zırhlı aracın arkasında elleri bağlanmış bir şekilde sürüklenen genç bir bedende veya Sur bakışlı Helin’in gülüşlerinde. 

İsyan…Asi zamanların ömürlerini topluyorum, bazen bir kuşluk vaktinde, bazen bir ikindi üstü, gün geceye evrildiğinde, ya da eşikte sokak aralarına gözlerini yatıran bir annenin bakışlarında.

Hangi yaşı toplasam daha flört çağında, liseli bir aşk heyecanında, isyan tadında…

Sonra hiç kimse duymadı, keklikler ağızlarında getirmişti Halepçe’den “elma” kokusunu Gever’e.. “Elma” kokuyormuş ölüm hevel! Oysa Mor Dağı’nda ters lale açarken, Gever hep kekik kokardı. 

Derken haber spikerleri saat başı verdikleri ajanslarda “etkisiz hale getirildi” diyordu bu çok genç ölüm için. Oysa Cizre, Nusaybin, Amed, Gever’de Kürd çocukların ölümüne sessiz kalanlar, aslında kendi ölümlerine sessiz kaldıklarının farkında değillerdi? Ölüm “çocuk” olmaktan kurtulduğunda, sıra onlara geldiğinde etraflarında onlara ellerini uzatacak kimsenin kalmamış olacağını bilmiyorlar! 

Ölüm çok gençtir heval, Sur’dan Gever’e giderken. Yıkık kentlerin enkazları arasında, bazen bir yangından arta kalandır; bazen bir zırhlı aracın arkasındadır; bazen çıplak bedenine askeri potinlerle basılıp poz verilendir; bazen güneşe “kurutulsun” diye yan yana dizilendir... 

Ölüm çok gençtir heval Sur’da, Bağlar’da, Nusaybin’de, Silopi’de, Cizre’de, Gever’de...

 

Bu yazı toplam 10769 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.