• Diyarbakır23 °C
  • Batman23 °C
  • Mardin24 °C
  • Bingöl20 °C
  • Bitlis14 °C
  • Elazığ20 °C
  • Erzincan16 °C
  • Şanlıurfa26 °C
  • Erzurum12 °C
  • Ağrı13 °C
  • Gaziantep23 °C
  • Hakkari18 °C
  • Muş18 °C
  • Siirt23 °C
  • Van12 °C

Bedros Dağlıyan / Köşe Yazarı

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bedros Dağlıyan / Köşe Yazarı

TAŞLARA SİNEN SAFRANIN, ÂHI TUTAR MI?

12 Temmuz 2017 Çarşamba 14:42

                                             

Uzun bir zaman önceydi.Hayat  sabırlı zamanları ince Süryani zevkine uygun, telkari titizliğinde işliyordu.Ölümün soğuk ve acımasız eli Mardin ovasına inmemişti henüz.... Ilık bir Sonbahar rüzgârı saçlarıma doğru üflüyordu. Buraya her geldiğim an sanki  uzun yıllar önce ayrıldığım evime dönmek gibiydi. Deyruzzafarân Manastırı'ndayım. Eski adıyla Mar Hananyo...Yukarıda bulunan  misafir odalarından birindeyim. Demir parmaklıklı geniş pencerenin içine oturmuşum. Aşağıdan güneşin doğduğu topraklara , Turabdin'e doğru  bakıyorum.

Taş  odanın ismine yakışır nitelikteki  duvarları safran bitkisinin rengini almış.Manastır,yıllara, geçip giden medeniyetlere  ve güneşe  halen asaletli ve gururlu bir dinginlikle bakıyor. Milattan sonra 5.yüzyıldan beri  Güneş tapınağının üzerinde, güneşe, dağlara ve Mardin Ovası'nın ilk Hıristiyanları olan Süryani'lere kutsallığını sunuyor. Milattan sonra 491-518 yılları arasında iki kardeş mimar olan Theodosius ve Theodore tarafından yapılmış. 1500 yıldan fazla zamandır orada... Güneş tapınağıysa tam 4 bin yıl önce taşa can veren Hurriler tarafından yapılmış.

Az sonra çalan çan, Hıristiyanları ibadete çağırıyor. Gazeteler, Mardin valisinin ,İslam dininin, yöre halkının  ve devlet ricalinin,  Hıristiyanlara olan hoşgörülü bakışından ve davranışından söz ediyor. Hoşgörü ne iğrenç, ne insanlık dışı bir kelime.  Yani sizi İslam Dinini seçmediğiniz için cezalandırmıyoruz ve size hoşgörü gösteriyoruz. Bak yaşamanıza da izin veriyoruz. Oysa şimdi çevrede ne Süryani, ne Keldani ne de  Ermeni , ne de Yahudi kalmış.İbadethaneler dursa da cemaat artık yok. Güneş'in kutsal insanları Ezidiler de bundan nasibini almışlar. Peki, hoşgörü nerede? O da yok demek ki...

Geniş taş duvarlı kütüphanesini geziyorum. Yılların biriktirdiği binlerce kitap var. 4.Petrus İngiltere'ye 1874 yılında yaptığı bir ziyaret sırasında bir matbaa makinesi satın alarak manastıra getirmiş.O tarihten itibaren de Süryanice, Arapça, Osmanlıca ve Türkçe kitaplar basmaya başlamışlar. Ebune  bizlere çevre köylerden fakir çocukları manastıra kabul ederek onlara okuma yazma dışında coğrafya, matematik ve dil derleri verdiklerini anlatıyor.Şimdilerde pek öğrenci yok; zaten izin de yok böyle bir eğitime... Süryaniler halen Hazreti İsa'nın da konuştuğu Aramice'yi (Suryoyo) konuşuyorlar.

Güneş tapınağına  Hurri'lerin o kutsal ibadethanesine iniyorum.O  taş merdivenler beni tavanı  birbirine geçme taşlarla kaplı bir sunağa indiriyor.Öyle bir sıcaklık farkı var ki, ürperiyorum. Tanrılar 4 bin yıl öncesinden taşların diliyle konuşuyorlar.Güneş sunağın penceresinden üzerime doğuyor.

Yıllar var ki ne memleketime ne de Mardin'e gidebildim. Sanki gidersem o eski dinginliği, o sabırlı güzel insanları bulamayacağımdan korktum. Zaten hoşgörüsü eksik ya da kendince öyle görünen devlet bütün Hıristiyan ibadet yerlerini ve  vakfın sahibi oldukları arazileri kendilerinin tespit ettiği kuruluşlara,  hazineye ve Diyanete devretmiş. Mezarlıklar dahi belediyelere intikal etmiş durumda... Büyükşehir Belediyesi bunların birçoğuna dava açmış bir kısmını da iptal ettirmiş. Yani Ermenileri de vuran o 1936 beyannamesi kararları Süryani halkını da vurmuş.

Yani Türk'lerin 1071 yılında Anadolu'ya geldiklerini var sayarsak, buranın otokton halklarından olan Süryanilerin Mor Gabriel Manastırının yapımına dahi 397 yılında başlanmış olduğunu düşünürsek Süryani halkının nasıl bir zulümle karşı karşıya olduğu da ortaya çıkmış olur. Deyruzzafaran 1293 yılından 1932 yılına dek Süryani Kadim Kilisesinin patriklik merkezi olmuş. Neden   şimdi patriklik değil, neden?

Mardin'e inip sabırla işlenen taşın süslediği sokaklara dalıyorum.Her zerresinden tarihin seslendiği kutsal taşlara el sürüyorum.İçim acıyor.

Akşam vakti Ebunenin misafirliğinde Mar Hananyo kilise kapısı üzerindeki Davut ayetlerine, şair Mar Balay'ın şiirinden beyitlere şair duyarlılığıyla bakıyorum. “Kadişo Mar Hananyo"

 Manasırın kapısından aşağıda görünen Firdevs eyvanına yürüyorum.Eyvanın başından aşağıdaki havuza akan suyun sesi beni  ve oraya gelenleri kutsuyor sanki...

Şimdi İstanbul'un  bu nemli sıcak kalabalığında hiç bir estetik kaygı taşımayan betonun çoğaldığı ağaçların yerini alan kocaman büyük yapılarla dolu caddelere bakıyorum.Gelip geçen gençler, kızlar ve yaşlılar mutsuz yüzlerle umutsuzca yürüyorlar. Gelecek kaygısı tümünün yüzüne alacakaranlık kuşağı gibi vurmuş durumda... Ramazan ayı boyunca müminler oruç tuttular. İbadet yerleri, kutsal mekânlar inananlarla doldu taştı. Otuz gün süren orucu tutmak bazılarınca kolay, bazılarına göre de hayli zorluklarla tutuldu... Oysa sadece haklarını gasp edenlere karşı hayatını ortaya koyarak yaklaşık 110 gündür açlığa hatta ölmeye  yatan Nuriye ve Semih öğretmenler için geçmiş ve gelecek sonsuz bir zamanı gösteriyordu. Gözlerinin  feri sönecek gibi olsa da adalet için hayatlarından başka  ortaya koyacak bir şeyleri yoktu ki...

İnsanların gözlerinde artık sadece nefret var. Oysa nefret geçmişin  güzel insanlarını nasıl anlatabilir ki... Taşlar artık suskun.İbadet yerleri boş... Kavallar boşuna üfleniyor dağlarda...Doğanın güzelliğini ortaya çıkaran hatta onlara nazire yapan estetik evler, ibadet yerleri artık yok ya da yalnız dağları ve ovaları bekliyorlar. Ağaçlar da yok.Kuşlar da gitti  zaten,bütün Anadolu halkları gibi...

 

 

 

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
SEÇTİKLERİMİZ
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Tigris Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 412 229 20 03-0538 334 53 75 | Haber Yazılımı: CM Bilişim