1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. TEK DİLLİ FAKİRLİK; ÇOK DİLLİ ZENGİNLİK
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

TEK DİLLİ FAKİRLİK; ÇOK DİLLİ ZENGİNLİK

A+A-

  

                                         

Sıkıntılı, dilsiz bir hayatı boşlukta gibi yavan yaşıyoruz. Dünya, koca bir âlem… Buradan gördüğümüz yüzü ise çoğun sevimsiz… Memleket yaşanılası bir güzelliği yansıtmıyor gözlerime… Oysa Nevroz geçmiş, baharın hoş serinliği, erguvanların o eşsiz güzelliği boğazın sularına bir de hayran bakan sıfatıma vurmuş… Ah, nasıl bir güzellikmiş bile diyemiyorum… Ortalıkta kirli, çirkin bir kakafoni hatta bir çirkinlik var sadece diyorum kendime… Birbirine höyküren, birbirine sinkaf eden insanlar hep etrafımızda… Birbirine yabancılaşan, etrafına yabancılaşan bir güruha dönüşüyor insanlar… Dünya ne güzel diyorum, memleket ne güzel! Peki, bana, bize görünen çirkinlik hangi cehennemden kalıt acep…

Artık bencil ve sadece kendini daha çok seven birey olma yolunda insanlar. Toplumu meydana getiren bireylerin kendini diğerlerinden vareste tutması, kendine ayrıcalık tanıması kurtuluş mu? Elbette değil diyeceksiniz. Bu ayrıcalık sadece ayrılık durumunu getirir ki bu da sürtüşmeyi ve zıtlaşmayı hâkim kılar.

Çocukluğumu yaşadığım kadim kültüre sahip iki şehirde de çok kültürlü bir hayatın içinde buldum kendimi. Benliğimi, bilincimi oluştururken bu karma kültür bana çok yardımcı oldu. Tabi burada ailemi, onların insana, hayata bakışını yadsıyamam. Bu bilinç bana onlardan o güzel insanlardan yadigâr…

Diyarbakır zaten çok kültürlü bir geçmişe sahip yedi bin yılın üstünde bir şehir olarak bana, bize hatta hepimizin yaşamına çok katkı sunmuştur. Düşünsenize etrafınızda âdeta tarihin sayfalarından gelen Süryaniler, Aleviler, Ezidiler, Kürtler, Zazalar, Rumlar, Yahudiler, Araplar, Türkmenler, Gürcüler hatta daha sonraları Afganlar var olsun… İpek ve Hac yolunun üzerinde olması hasebiyle de gelip geçen Tacikler, Pakistanlılar, İranlılar, Özbekler gibi halklar da cabası…

Şimdi düşünüyorum da nasıl zenginmişiz canlar… Şimdi ki tek millet, tek dil, tek din diyenlerin fakirliğini düşünebiliyor musunuz? Habitatımızda, evimizin avlusunda dahi onlarca dil konuşulurdu ki; çocukluğumuz bu dillerin alışverişiyle geçti.

Hiç birini diğerinden üstün görmedim. Zaten öyle bir duruma annem de, dedem de izin vermezlerdi. Gün olmasın ki evimizde farklı kültürden gelen birileri misafir olmasın. Ekmeğimizi, döşeğimizi ve hayatımızı paylaşmasın…

İlkokulu orada bitirdiğim Sivas ise yine Ermenilerin, Türklerin, Alevilerin yaşadığı bir kent olmanın dışında bize dostluk elini uzatan Korko ailesinin Bahai Dinine mensup olmasından ötürü yine  birçok Pakistanlı ve İranlı Bahai aile misafir olarak hayatımıza renk  katarak geçip gitti. Onların çocuklarından bana birçok oyun, masal miras olarak kaldı.

Cumartesi yalnızlığın o biçare avuntusundan kurtuluşu bana Simir Rûdan Kürtçenin o nefis yorumuyla sağladı. Söylediği birbirinden güzel ezgiyle beni memleketime, Cilo’ya, Karacadağ’a, Nemrut’a hatta Ararat’a götürdü. Elimde tuttuğum  “Bi Çîrokî” albümünden birçok parçayı dinleyenlere nefis bir güzellikle sundu. Söz ve müzikleri kendine ait olan bu albümdeki bütün ezgileri o kendine has yorumuyla sunarken ben dahil tüm dinleyenler büyük bir zevk aldı. İzleyenlerden biri hangi dilde söylüyor sorusuna Kürtçe dediğimdeki şaşkınlığını görmeliydiniz.

Sonra, gecenin geç bir saatinde dostum Tunay Bozyiğit’le buluştuk.” Bak Ermeni de geldi masa tamam oldu” diyor gülerek… Sarılıyoruz. Masada bir Kürt,  bir Ermeni, bir Azeri ve bir Türk kadehleri ‘barışa ve dostluğa’  diyerek kaldırıyoruz… Üstelik savaşanlara ve savaşı kutsallaştıranlara inat, gülüşüp, şakalaşıyoruz…

Pazar günü ise dostum Eşref Yılmaz Gürcü Anadil günü etkinliğine davet etti. Tabi ki gittim. İyi ki de gitmişim. Son zamanların en güzel etkinliğine gittim diyebilirim. Çok sesliliğin en güzel müziklerini canlı performansla dinleme ayrıcalığını yaşadım. Halk oyuncularının kıvrak dansları koltuk davulunun Kafkas halklarına özgü Ermeniler ve Azerilerde de duymaya alıştığımız ritmi tüm izleyenleri coşturdu diyebilirim. Sonra da Bayar Şahin ve ekibinin Gürcüce söylediği birbirinden güzel ezgiler bize her dilin ve bu dillere özgü müziklerin nasıl güzel olabileceğinin ipuçlarını verdi.

İki gün içerisinde iki ayrı halkın müziğini ve dilini dinlemek beni nasıl zenginleştirdi dostlar. Hem Kürtler, hem de Gürcüler gibi zengin birer kültüre sahip halkların müzikleri de dilleri kadar güzel…

Şimdi duyduğum tüm dilleri ve müziklerini düşününce iyi ki böyle bir memlekette yaşıyorum diyorum kendime… Sonra düşmanlıkları, bizi birbirimize kırdıranları düşünce; lanet olsun diyorum bunu yapanlara…

Yani dostlar annemin kulağıma küpe ettiği bir sözle bitirmek istiyorum yazdıklarımı: “Kucaklanmak istiyorsan kollarını açmalısın” Nu içinde yatsın benim devrimci anam…

 

Bu yazı toplam 693 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.