1. YAZARLAR

  2. Mehmet Mercan

  3. Turizme hazırlanmak
Mehmet Mercan

Mehmet Mercan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Turizme hazırlanmak

A+A-

Turizmin önemini anlatmaya gerek yok.

Dünyanın en karlı sektörü olmanın ötesinde, siyahıyla, beyazıyla, sarıbenizlisi ve kızıldırelisiyle her çeşit insanın birbirini tanımasını, buluşmasını  sağlayan bir gizemli ve de bereketli sektör…

Turizm sayesinde dünya o kadar küçülmüş ki; günümüzde artık, Kuzey Kutbu’ndaki Eskimo hapşırsa, Afrika’daki Kenyalı nezle oluyor…

Hele ki, tüm dünyayı saran teknoloji.

İsteyin, Diyarbakırlı Zevzek Salo, size Güney Kore’nin, Japonya’nın tüm ünlü markalarını ya da dünya kupalarına katılmış takımların oyuncularını saysın.

İşte böyle bir şey turizm.

Dahası var; turizm geliri sayesinde ekonomilerini ayakta tutan o kadar çok ülke var ki. Üstelik bizimki kadar zengin değerleri olmadığı halde.

Eeee peki, biz bu turizm denen nimetten neden yararlanamıyoruz?…

İşte, biz yıllardır bunu anlatmaya çabalıyoruz…

Ne çare, Diyarbakır’ımız  yasak bölge içinde tutulduğu için, sıkıyönetim ve olağanüstü hal dönemlerinde kaldığı için  yıllar yılı bu nimetten mahrum kaldı,

Neyse ki, geç de olsa değerini anlamaya başladık.

Esnafımız da artık turizme, turiste farklı gözle bakmaya başladı, belli.

Bu, iyiye gidiştir.

Son zamanlarda Valimizin öncülüğünde düzenlenen toplantılar, yapılan çağrılar, gerçekleşen tanıtım girişimleri iyiye gidişin işaretleri…

Hele de son yıllarda, Sur içindeki tahribatın önlenmesi adına, başta Hasan Paşa Hanı, Sülüklü Han ve Cemilpaşa Konağı olmak üzere bazı eski tarihi yapıların, evlerin, konakların onarılarak turizme kazandırılması, bazı anıtların restorasyonu umutlandırıyor elbette.

Önce Surp Giragos Kilisesinin, ardından kentin sembol anıtlarından biri olan Dört Ayaklı Minare’nin onarımı daha bir sevindirici oldu.

Gerçi, Diyarbakır’da ilgi bekleyen, yıllar ve yıllarca kaderlerine terk edilmiş, yıkılmış, ya da yıkılmaya yüz tutmuş çok sayıda anıt daha var, bunu biliyoruz…

Ve biliyoruz ki, bunların çoğu geri gelmeyecek. Ama, mevcudu kurtarmak da önemli… 

………

1950'li yılların sonlarına doğru önce Bağlarda kontrolsüz bir gecekondulaşma ile başladı çarpık kentleşme. Derken, kent içine sıçradı. Gidiş iyi değildi. Diyarbakır içten içe kemiriliyor, tarihi dokusu bozuluyordu.

Bu hal herkesi üzüyordu.

Kent aydını, kent sevdalısı Felat Cemiloğlu da bu gidişe üzülüyor, ne çare etkili olamıyordu. 1960 Askeri ihtilalı fırsat oldu bir bakıma. Belediye Başkan Vekilliğine getirildi Cemiloğlu, İlk iş olarak da Belediye Encümeni’nden sur içi kente dokunulmazlık kazandırmak oldu. Sur içinde her türlü inşaat yasaklandı.

Alınan karara göre sur içinde kimseye inşaat izni verilmeyecekti. Hatta eski yapıların görünüşünü bozacak onarımlara bile...

Bu sayede, sur içindeki tarihi doku korunacaktı.

Bu sayede, Diyarbakır, surlarıyla, tarihi yapılarıyla, konaklarıyla, camileriyle ve kiliseleriyle  dünyanın en büyük açık hava müzesi olacaktı…

Olmadı.

Çünkü sonraki yıllarda yine işbaşına siyasiler geldi. İşin içine siyaset ve rant girince de karar uygulanmaz oldu.

Özellikle 1970’li ve 1980'li yıllar ve sonrasında, Diyarbakır'ın hemen tüm mahallelerine üşüşen çoğu CAHİL, yap-satçı müteahhitler tarihi kenti perişan ettiler. Büyük ailelerin çoğunun kenti terk etmeleri, ya da sur dışında oluşan modern Yenişehir semtine taşınmaları sonucu, el değiştiren avlulu, eyvanlı, havuzlu, bahçeli konakların çoğu, birkaç daire uğruna yıktırılıp yerine çok katlı yığma beton binalar dikildi. Sokaklar daraltıldı. Temel kazıları sırasında kentin tarihi kanalları, su şebekeleri tahrip edildi. Bitişik nizam yükselen beton bloklar sokakların hem güneşini hem nefesini kesti. Şimdilerde sokakların çoğu ışıksız, havasız, pislik içinde...

Eski konakların çoğu böylece yıkıldı. Bir zamanlar Arabistan'dan yorgun dönen bir alay askerin barınabildiği büyüklükte, Dağkapı'daki Gevranilere ait konak (Eski Park Otel) çirkin bir pasaja dönüştürüldü. Tarihi Vahabağa Hamamı içten içe yıktırılıp dükkan yapıldı. Ulucami, Fatihpaşa, Hançepek, Husrevpaşa, Melikahmet mahalleleri ve çevrelerindeki bey konaklarının çoğu yığma apartman oldu. Müslüman ve Ermeni evlerinin çoğu yıkıldı… Yıktırılanların yerine otoparklar oluştu.

Kültür Bakanlığınca tarihi yapı olarak belirlenmiş olanlar daha bir perişan duruma düştü. Kimse ne onarıyor, ne de satabiliyor. Yüzlerce ev ve konak öylece kalakalmış, çöktü, çökecek.

İşte, bu günlerin manzara-i umumiyesi böyle…

Yine de işin sevindirici yanı var.

Son zamanlarda Valimiz, (hemşerimiz)  M. Cahit Kıraç beyin bu konuda gerçekten duyarlı olduğunu görüyor ve seviniyoruz…

Umarım bu ilgi devam eder. Ve umarım, kentteki yerel yönetimler, başta üniversite olmak üzere, kurum ve kuruluşlar, sivil toplum örgütleri bu önemli konuya sahip çıkarlar…

 

Bu yazı toplam 522 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.