• Diyarbakır32 °C
  • Batman34 °C
  • Mardin35 °C
  • Bingöl30 °C
  • Bitlis26 °C
  • Elazığ30 °C
  • Erzincan30 °C
  • Şanlıurfa33 °C
  • Erzurum26 °C
  • Ağrı26 °C
  • Gaziantep31 °C
  • Hakkari22 °C
  • Muş28 °C
  • Siirt32 °C
  • Van23 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türkiye'de çocuklara yönelik ihlaller
20 Kasım 2013 Çarşamba 11:55

Türkiye'de çocuklara yönelik ihlaller

Sivil toplum örgütleri, çocuklara dair birçok rapor hazırlayıp çalışma yaparken, raporlarda 30 yıldır devam eden çatışmalı ortamdan kaynaklı Bölge'deki çocukların daha fazla hak ihlali ile karşı karşıya kaldığı görülüyor.

NURCAN AYDIN / FARUK ŞEHİR
             

193 ülkenin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne göre, 0-18 yaş aralığındaki bireyler çocuk olarak tanımlanırken, sözleşme kapsamında, devletin çocukların kişisel gelişimini esas alan yasal güvenceleri sağlaması gerektiği hükme bağlanıyor. Sözleşmeye taraf ülkelerin çocukların korunması, gelişimi ve çocuk haklarının güvence altına alınması yükümlülüğü ve sözkonusu ülkelerin anayasalarında çocuk haklarının korunmasını geliştirici yasal değişiklikleri yerine getirmesi de bir zorunluluk arz ediyor. Türkiye'de bu sözleşmeye taraf olmasına rağmen toplumsal yaşamın ağırlıklı olarak politik ve sosyo-ekonomik konularda sorunlu olduğu ve bundan en fazla çocukların etkilendiği sivil toplum örgütleri tarafından yapılan tespitler arasında yer alıyor. Özellikle sivil toplum kuruluşlarının izleme, raporlama ve değerlendirme çalışmaları, Türkiye'de ve bölgede çocuk hakları ihlallerini görünür kılarken, Türkiye'nin yasal mevzuatının ise çocukları koruyacak niteliklerden uzak olduğu belirtiliyor. 

'Çekince konulan maddeler kaldırılmalıdır'

Diyarbakır'da Çocuklarla Aynı Çatı Altında Derneği (ÇAÇA) Başkanı Azize Leygara, her çocuğun her koşulda gözetilme hakkı olduğunu ve çocukların toplumsal yaşamda birey olarak görülmesi gerektiğini, ancak çocukların devletin malı olarak görüldüğünü ifade etti. Çatışmalı dönemlerde toplumda siyasal ekonomik krizlerin yaşandığına vurgu yapan Leygara, bu durumdan en çok etkilenen toplumsal grubun çocuklar olduğuna işaret etti. Fark edilmese dahi bu durumun süreç içerisinde kendini net olarak ortaya koyduğunu dile getiren Leygara, yoksulluğun, değersizleştirilmenin, kendini bir yere ait hissedememenin ve kendini ifade edecek alanların bulunmamasının ciddi travmalar yarattığını belirterek, bir jenerasyonun metropollerin varoşlarında doğduğunu kaydetti. 

'Kentlere göç yoksulluğu etnikleştirdi'

Döngüsel bir travmanın yaşandığına dikkat çeken Leygara, bunun aileden geldiğini vurguladı. Aile olarak yaşanan travmanın en yıkıcısını çocuğun yaşadığını dile getiren Leygara, çocuğun "köyümüz vardı, tarlalarımız, hayvanlarımız vardı" şeklindeki ifadelerinin öfkeye dönüştüğünü aktardı. Kentlere göç eden grupların yoksullaşarak etnikleştiğini ifade eden Leygara, "Bu gruplar bazı mekanlara, yerlere giremedi. Yasaklar olmasa bile, zaten sosyo-ekonomik bir dışlanmışlık vardı. Tüm bunların bir toplamı olarak, bu çocuklar da otorite olarak gördüğü her şeye karşı, şiddet patlaması şeklinde kendini gösterdi. Ve hala göstermeye devam ediyor" dedi. Türkiye'de çocuklarda biriken bu durumun görülmediğini ya da görülmek istenmediğini belirten Leygara, "Bu kadar travmayı yaşamış insanlardan demokratik refleksler bekleyemezsiniz, çocuklarda da bu refleksler gelişmedi. Savaşın, hak ihlallerinin, işkencenin, ölümlerin olduğu bir coğrafyada, çocuklardan sağlıklı, demokratik refleksler beklenemez" dedi. Leygara, Türkiye'de devlet müdahalesinin yanı sıra devlet ihmalinden kaynaklı çocuk ölümlerinin meydana geldiğini vurgulayarak, bunun çocuk haklarına dönük yasal bir alt yapı olmamasından ve uluslar arası sözleşmelerde yer alan yasalarla zıt uygulamalar olmasından kaynaklandığını kaydetti. 

'Çocukları anlayabilmek için onlara dokunmak gerekiyor'

Diyarbakır'da yaptıkları çalışmalarla bunun daha net olarak görüldüğünü ifade eden Leygara, yasa uygulayıcıların yani hakimlerin, savcıların, kolluk kuvvetlerinin, gardiyanların, yetiştirme yurtlarının bu konuda muhatap olduğunu ifade etti. Çocuklarla bire bir saha çalışması yürüttüklerini dile getiren Leygara, çocukları anlayabilmek için onlara dokunmak gerektiğini söyledi. Haftanın 6 günü, 4 ve 15 yaş arası çocuklarla sanat atölyeleri, çocuk hakları atölyeleri, gönüllü eğitim projeleri yürüttüklerini belirten Leygara, çocukların özgürlük alanı olan sokakların çocuklar için yaşanılır hala getirilmesi gerektiğini dile getirdi. 

'Çocuklar tanımadığı bir dille eğitim alıyor'

Diyarbakır Barosu Çocuk Merkezi Başkanı Hazal Bayram Koluman ise, uluslararası sözleşmelerin bir bütünen kabul edilmesinin temel talepleri olduğunu belirterek, bölgede özellikle anadilde eğitim konusunda ciddi sıkıntılar yaşadıklarını vurguladı. Bu konuda hukuksal süreci başlatmakta zorlandıklarını dile getiren uluslararası sözleşmeler üzerindeki çekincelerin kaldırılması gerektiğini belirtti. Türkiye'nin çekince koyduğu maddelerle uluslararası baskı mekanizmasını oluşturmanın mümkün olmadığını ifade eden Koluman, farklı etnik grupların ifade alanlarının bu maddelerle sınırlandırıldığını kaydetti. Koluman, sıcak çatışma ortamının çocukların yaşamını doğrudan etkilediğini belirterek, bunun birçok sorunu beraberinde getirdiğini söyledi. Anadili kullanma ve anadilde eğitim sorununun en başta gelen sorunlardan biri olduğuna dikkat çeken Koluman, ilkokula giden bir çocuğun hayatında hiç karşılaşmadığı ve tanımadığı bir dille karşılaştığını dile getirdi. 

'Türkçe bilmediği için anlamsız bakar…'

Çocukların eğitim hayatı boyunca adaptasyon sorunu yaşadığını aktaran Koluman, çocukların çoğu zaman anlatılanları algılayamadığını ve adım atamayacak düzeye geldiğini ifade ederek, çocukların rehabilitasyon merkezlerine yönlendirildiğine dikkat çekti. Çocuğun kendi anadiliyle alması gereken eğitimi başka dilde almasının, çocuğun yaşamı boyunca büyük travmalar yaşattığını dile getiren Koluman, "Maalesef Türkiye'de Türkçe kullanmaktadır. Bir örneklendirme yapmak gerekiyorsa kırmızı bir kalemi gösterirsin, bu nedir diye sorulur? Çocuk Türkçeyi bilmediği için anlamsız bakar ve cevap veremez ve ilgili rehberlik hocası tarafından mega testi konularak çocuğa uyum sorunu yaşayan zeka geriliği olan çocuğa uyumu uygulanır. Bize göre bu çocuklar için önemli bir sorundur" dedi. 

'Cinsel istismarcıların devlet tarafından korunması anlamına gelmektedir'

18 yaşındaki çocukların evlendirilmesinin ve çocuk gelinler sorununun önemli bir problem olduğuna da işaret eden Koluman, Türkiye'de cinsel istismar davalarında faillerin düşük cezalar aldığına dikkat çekti. Koluman, "15 yaşına kadar rıza faktörü gözetmeksizin aranmaksızın kanun davasına dönüşebilirken, 15-18 yaş arasında 'rıza' baş göstermektedir. Bu da birçok cinsel istismarın yaşanmasına sebebiyet vermektedir. Cinsel istismarcıların devlet tarafından korunması anlamına gelmektedir" dedi. 

'Birçok çocuk polis şiddeti sonucu yaşamını yitirdi'

İHD Diyarbakır Şubesi üyesi Avukat Rahşan Bataray Saman da, Türkiye'nin uluslararası sözleşmeler uyarınca, mayınları temizlemek gibi yükümlülükleri olduğunu, ancak bunların yerine getirilmediğine dikkat çekti. Onlarca çocuğun yaşamını yitirdiğini kaydeden Saman, Diyarbakır'da 28 Mart 2006 olayları başta olmak üzere çok sayıda çocuğun çeşitli dönemlerde polis müdahalesi sonucu yaşamını yitirdiğini hatırlattı. Olaylar ile ilgili açılan davaların yargı sürecinin birbirine benzediğini ifade eden Saman, "Çünkü bu çocuklarla ilgili yürütülen soruşturmalarda sorumluluğu bulunan hiçbir güvenlik görevlisi hakkında dava açılmadığı gibi hepsi aynen görevlerine devam ediyorlar ve farklı kişilere karşı aynı ihlalleri işlemeye devam ediyorlar. Yargı sürecinde yaşadığımız en büyük problem güvenlik güçleri tarafından işlenen suçlarla ilgili dosyalarda hem yargı tarafından hem de devlet tarafından çok sistemli şekilde yürütülen bir cezasızlık politikası var" dedi. 

'Dosyalar savcılığın tozlu raflarına kaldırılıyor'

Cezasızlık politikası nedeniyle işlenen suçların artarak devam ettiğine dikkat çeken Saman, buna Mardin'in Kızıltepe ilçesinde babası ile birlikte katledilen Uğur Kaymaz dosyasını örnek gösterdi. Saman, Kaymaz'ın kim tarafından katledildiği ile ilgili delillerin net, suç işleyenlerin ise belli olduğunu, ancak kimsenin ceza almadığına dikkat çekti. Şenlik Köyü Xambaz mezrasında 28 Eylül 2009'da hayvanlarını otlattığı sırada Yayla Karakolu'ndan atılan bomba ile katledilen Ceylan Önkol, Mehmet Uytun, 28 Mart döneminde polis şiddeti sonucu yaşamını yitiren Enes Ata ile ilgili yürütülen soruşturma dosyalarında cezasızlık nedeniyle davalar dahi açılmadığını aktaran Saman, soruşturma dosyalarında delillerin hızlı bir biçimde toplanmadığını ve davaların 5-6 yıl gibi uzun bir zamana yayıldığına da dikkat çekti. Bu süreç içerisinde delillerin kaybolduğunu ifade eden Saman, "En kötüsü de delilleri, olayın şüpheli sanıkları topluyor. Örneğin olay incelemesi yapılacaksa ya da olay yeri görüntüleri çıkarılacaksa, savcılık o şüphelinin çalıştığı karakola yazı yazıyor. Tabi ki o polislerde kendilerini veya arkadaşlarını korumak kaygısıyla hareket edip, 'İşte olay yerinde herhangi bir görüntü yoktur' diyerek delilleri toplamıyor. Böylelikle failleri bulmuyorlar maalesef. Dosyalar bu şekilde savcılığın tozlu raflarında zaman aşımına uğramayı bekliyor" diye kaydetti. Çocuk ölümleri ile ilgili derneklerine birçok başvurunun olduğunu söyleyen Saman, birçok dosyayı etkin soruşturma yürütülmediği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşıdıklarını aktardı. AİHM'in bu dosyalarla ilgili ağır ihlal karar hükümlerini verdiğini ifade eden Saman, ancak Türkiye'nin hala hiçbir tedbir almadığını dile getirdi. Saman, devletin "Ben tazminatımı öderim, polisimi de korurum" mantığıyla değişiklik yapmadığını belirtti. 

'Çocuklar geleceğimizdir ama şiddete maruz bırakılıyor'

Gündem Çocuk Derneği Koordinatörü Ezgi Koman ise, "İmzalanan uluslararası sözleşmelerdeki her madde, Türkiye'de hukuk maddesi, yasa maddesi olarak geçiyor. Bu da bizim için bağlayıcı. Ama Türkiye 17. 29 ve 30. maddelere çekince koydu. Bunu da azınlıklar ile ilgili Lozan Antlaşması'nı referans göstererek yaptı. Çekince koyduğu her üç madde de doğrudan anadilde eğitim ve farklı kültür gruplarının kendi kültür üretimleri ile ilgili maddeler" dedi. Koman, çocukların da özgür bir birey olduğunu, çocukların da ifade özgürlüğü, örgütlenme korunma haklarının olduğunu hatırlattı. Türkiye'de çocuk algısına bakıldığında ise, hem devletin hem de toplumun çok çarpık bir algısı olduğunu belirten Koman, bir yandan çocukların "geleceğimizdir" söylemlerinin olduğunu bir taraftan ise şiddete maruz bırakıldığını aktardı. 

'Çocuklar kesintisiz eğitim ile kapitalizmin çarkına daha hızlı itiliyor'

Uluslararası bağlayıcılığı olan sözleşmelerin Türkiye'de sorunların çözümü konusunda bir düzenlemeye oturduğu, ancak çekince konulan maddelerin eğitim alanlarında çocuklarla iletişimi zayıflattığını kaydeden Eğitim Sen Şube Sekreteri Hikmet Korkmaz ise, eğitim alanında yapılan yeni düzenlemelerin çocukların dünyasına yapılan bir müdahale olduğunu söyledi. Korkmaz, bu müdahale ile birlikte çocukların, Kapitalizmin sömürü alanlarına daha erken itilmesine neden olduğunu vurguladı. Okullarda Türk etnisitesine dayalı bir eğitim politikasının olduğuna işaret eden Korkmaz, bu politikanın farklı kültürleri, dilleri ve kültürleri tek tipleştirmeye çalıştığına kaydetti. Korkmaz, "Bu nedenle okullarda en büyük sıkıntı, anadilde eğitimin olmayışıdır. Bu bilimsellikten uzak, anadil belleğine müdahaledir" dedi. Yıllarca eğitim sisteminin siyasi anlayışın gölgesinde şekillendiğine dikkati çeken Korkmaz, "Eğitim ve siyaset iç içe geçmiştir. Siyaset nasıl biçimlenmişse, eğitimde o forma girmiştir. Yıllarca böyleydi, ama yıllardır yanlış olan bir şey. Çocuğun psikolojisini esas alan ve bilimsel kriterler çerçevesinde hareket eden bir anlayışla eğitim politikaları bir forma kavuşmalıdır" diye konuştu.

Kaynak: Haber Kaynağı
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
SEÇTİKLERİMİZ
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Tigris Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 412 229 20 03-0538 334 53 75 | Haber Yazılımı: CM Bilişim