1. YAZARLAR

  2. Gani Türk

  3. ÜTOPYA 
Gani Türk

Gani Türk

yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

ÜTOPYA 

A+A-

Akşama doğru bir andı. Eve varmak için yola koyulmuştum. Bir iple Gökyüzüne asılı gibi duran Güneşin, batıyorken kızıl renge boyadığı Bulut kitleleriyle oynaşıp yansıttığı altın sarısı akşam aydınlığı, yerini kül grisi asıl akşam sessizliğine bırakmıştı. Çarpıntılarım, çınlamalarım beynimin sinsi pusularını ürkerek, korkarak ama bir şekilde başararak bir bir aşıyordu. Doğum sancılarındaydı beynim, biliyor, hissediyordum. Ama bir şekilde eve varıp bilgisayarı açıp başına oturmalıydım. Kelimeler, cümleler, paragraflar doğacaktı ve doğacak ne varsa kendi öz çocuklarım olacaktı, belki de hepsinin tek çocuğuydum… O yüzden eve bir an önce varmak için yani doğumumu geciktirmek için çarpıntım ve çınlamalarıma çekip gitmesinler diye yalvar yakar olmuştum. Bilgisayarı açıp doğuma ancak o zaman izin vermeliydim. Gitmediler… Sürüden tek kayıp yoktu ve bir baktım ki bir de beynimi esir alıp dört duvar arasına tıkmışlar, kurşun bile geçirmeyen… Beynim yalvarıyordu bana “Bırak özgürleşeyim. Bir bak ne güzel tohumlarım var, hepsini ekmişim ve çiçeğe, böceğe, doğaya, güzelliğe yeşermişler” Bilgisayarımın başındaydım ve hadi yine iyisiniz dedim beynimin uğultularına:

 
Gönül çalarsan Aşk’a öde, kavga çalarsan özgürlüğe öde, mal çalarsan Fakir'e öde, anlam bulursan insana ver. Kesme ağacı, kesersen ağacı hayatı ısıt sadece. Değil canlıya, bir kayaya, bir ota bile acı verme. Bir dene! O kadar muhteşem olursun ki herkesin kâbusu yalnızlığı bile çoğaltıp bulunmaz bir nimete dönüştürürsün. Ne mutlu sana ki kul hakkı bile yemeyen, Kul'a kulluk etmeyen bir insansın. Belki de şunu diyorsun; yıllarca kol kola olduğum 'Babam Siyaset' sonunda duvarıma çamur attı. İmkânımca her gün takip ettiğim, aynı sofrayı paylaştığım 'Yengem Medya' beni tanımamazlıktan geldi yalan söyleyerekten. Sonradan ayrı ayrı kahvaltı etmeye başladık. Halam ‘Edebiyat' ise beni anlamayıp Teyzem Felsefe' ye şutladı. Ben şutlanırken kendimi deniz ile yıldızların birleşip seviştiği ufuk çizgisinin araf noktasında buldum; Ay vakti…


Hafızam, yani azat olmuş beynim sırıtıp; on beş gündür kabız olup birden rahatlayan kronik bir kabız hastası gibi gülümsüyordu. “Söyle söyle” dedim içimden. İçimdeki haylaz ses ikinci sese dönüştü. Akordu bozuk bir saz şaşkınlığında dudaklarım oynuyordu lâl lâl:


          -Düşünceleri yüzünden baldıran zehri içmekle cezalandırılan Sokrates kendini kurtarmak için hiç de uğraşmadı dünya dönüyor diyen Galileo gibi. İçti de zehri, ama bir şey daha hediye etti cinsine düşman, ırkına düşman, doğasına düşman embesil dünyaya. Öğrencileri olan Aristo ve Eflatun’a; Kriton’a bir horoz borcu olduğunu ve bu borcun ödenmesi gerektiğini salık verdi. Sokrat, içti baldıranı ve fakat kimin kime borçlu olduğu hala muğlaktır, çünkü sadece düşünmeye cüret etmekti Sokrat’ın suçu. Sokrat’ın “ seni kaçıralım” teklifinde bulunan öğrencilerine cevabı buydu. Evet, kul hakkı! Ya da insan…

Bu yazı toplam 1200 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.