Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

XERABÊ BAVA

A+A-

                                                  

                                                

Bazen bir şarkıya takılır giderim. Şarkı alır beni başka diyara götürür. Sonra, şarkı başka bir tarafa ben başka bir dünyaya…  Akşam, geç vakit Ajda Pekkan’ın beni derde salan arabesk şarkısını dinlerken, okuduğum haber, duyduğum şarkıyı değiştirdi, dermansız bir derdin içine saldı. Ciğerim kebap oldu.

 Dert bende derman sende/ Aşk bende ferman sende

Öldüren güldüren /Her gün ağlatan kalp sende(Vedat Yıldırımbora)

Şarkı dertli bir aşığın dizelere döktüğü feryadıydı. İlk Orhan Gencebay’dan dinlediğimde onun sesi ve sazına ait dediğim bu arabesk parça beni Mardin’in Nusaybin ilçesi Xerabe Bava köyüne götürdü. Doğduğunda herkese bir göbek ismi takar ya hemşireler;  Kürt kızlarına da onlara yabancı bir takım isimler yapıştırırlar. Yakıştırırlar değil de yapıştırırlar. Yakışmaz o isimler, yapıştırma gibi durur zaten. Hissedersin de… O köye de Kuruköy demişler.  Hissettiniz işte! İğreti gibi duruyor değil mi?

Düne kadar ismini, yerini bilmediğimiz bu köy meğer 15 gündür ablukadaymış. İnsanlar başını dahi çıkaramazmış evinin penceresinden… Dayak, baskı, işkence…

Şarkı devam ediyordu. Ya şarkı başka bir şey söylemek istiyordu ya da ben yanlış dinliyordum.

Mevsimler gelip geçse de /Aşk beni benden etse de

Dünyada hayat bitse de /Yine ölümsüz aşk bende

Bizler, memleketimizden, köyümüzden içinde yaşarken hep uzaklaşmak, başka diyarlara gitmek isteriz. Gittiğimizde, istemeden ayrıldığımızdaysa memleket özlemi kor gibi içimizi yakar. Tozludur, dağlıktır, harap ve kimsesizdir, ama bizimdir. Unutturulan, kaybettirilen, göbek ismi bize iğreti gelen bizim köyümüzdür, oysa... Derdiyle, tasasıyla, o eşkin bizi var eden diliyle oradadır işte.

Hani çocuk şarkısı vardır okulda öğretilen:

“Orda bir köy var uzakta/ O köy bizim köyümüzdür/ Gitmesek de, görmesek de o köy bizim köyümüzdür”

Bizim köyümüzü ben hiç görmedim. Babam da görmemiş. Dedem anlatırdı Kulp’un Tiryak köyünü… Anlattığında titreyerek ağlardı. Görmeyen gözlerindeki yaşlar ona köyünü gösterirdi belki de kim bilir?

Bu olay daha önce de neler olduğunu sonradan duyup, gördüğümüz diğer yakılan, yıkılıp harabeye çevrilen diğer kasabaları, şehirleri hatırlattı.  Ah!Cizre, Şırnak, Diyarbakır…

Gidenler ya da orada bunları yaşayıp anlatanlar yine gözyaşlarını katık edip bize aktarıyorlardı. Fotoğraflarına baktığım Diyarbakır Gâvur Mahallesi başka bir yer olmalı mutlaka diye düşünmüştüm içim acıyarak.

Bana senin doğduğun ev hatta yaşadığın, sokaklarında koşturduğun mahalle artık yok dediklerinde; yıkılmıştım. Ciğerim köz olup ateşte yanmıştı, sanki. Kızdığım, zaman zaman üzülüp hayıflandığım memleketim, anılarım yok olmuştu işte. Evim, o tek göz odam, büyük kocaman havuzlu havş artık yoktu.

Yine abartılı bir güçle köye girilmiş, herkes toplanıp bir evde derdest edilmiş lâkin kimsenin haberi olmamıştı yine, yeniden… Benim evim, ocağım yıkılmışçasına dizlerimin üstüne çökmüştüm.

Dizeler benden habersiz kor gibi elime düşmüştü… Gözlerim, dilim ve ellerim yanmıştı dizelerden...

       NISEBÎN

Estiğinde yanık rüzgâr kokusu

Yandım en çaresiz yerimden

Ah, dılemın şevıti

Kuşları yanar da

Sesi çıkmaz

Vicdan sızlamaz mı?

Avazını neden içinde saklar Nısebîn

Ah, Xerabé Bava

Ah, Kuruköy

 

 

Bu yazı toplam 553 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.