1. YAZARLAR

  2. Mehmet Mercan

  3. YABANCI GEZGİNLER DİYARBAKIR’I ANLATIYOR
Mehmet Mercan

Mehmet Mercan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

YABANCI GEZGİNLER DİYARBAKIR’I ANLATIYOR

A+A-

 

Biliyoruz ki Diyarbakır’ımız, (tarihteki adıyla AMİD)  asırlar öncesinde çok daha zengin, Avrupa ve Ortadoğu ile ticari ilişkileri yoğun olan, ayni zamanda sanatta kültürde gelişmiş bir kentimizdi.

İpekçilik, kuyumculuk, bakırcılık, kök boyalı iplikçilik ve dokumacılık alanında rakipsizdi.

Kafkas ülkelerinden, İran ve Hindistan’dan, Şam’dan, Bağdat’tan, Basra’dan, Buhara’dan, Semerkant’tan kervanlar Diyarbakır’a gelir, buradan İstanbul yolu ile Avrupa’ya ipek, kök boyalı iplik, çeşitli kumaş ve baharat götürürlerdi.

Yüz yıl öncesine kadar Diyarbakır’da dokunan ipekliler, kök boyalı iplikleri Avrupa pazarlarında kapışılıyordu.

Birinci Dünya Savaşı’nın patlak verdiği 1915 yılına kadar, hatta daha da yakınlara gelirsek, İkinci Dünya Savaşı’nın ortalığı kavurduğu 1940’lı yıllarda bile Diyarbakır, gelişkin sanatı ve ticareti ile yaşanabilir bir kentti ve bölgedeki işsizler için EKMEK KAPISIYDI. Siiirt’ten, Bitlis’ten, Bingöl’den, Elazığ’dan, Mardin ve Urfa’dan, Muş ve Van’dan işsizler Diyarbakır’a geliyor, burada iş buluyor, iş kuruyorlardı…..

Kısaca; Diyarbakır'ın ticari hayatı, eskiden çok daha canlıydı.

Asırlar öncesinde Diyarbakır’ı gezmiş olan ünlü gezginler, anılarında bu zenginliği örnekleriyle anlatırlar

Şimdi gelin sözü onlara bırakılım.

FRANSIZ TAVERNİER

Ünlü Fransız gezgin Jean Baptiste Tavernier, 1630’lu yıllarda gördüğü Amid’de, deri sanayisini överken şöyle der; “Amid’in derileri renk ve benekleri bakımından şarkın bütün mamullerinden üstündür. O kadar çok maroken imal edilir ki, şehir halkının dörtte biri bu işle geçinir. Amid’in toprağı da çok bereketli olup, ekmeği ve şarabı nefistir. Burada yenilen etin benzerini  başka yerde bulamazsınız.”

Gezgin Tavernier,  Amid kalesini de anlatırken şunları yazar;

“Diclenin sağında yüksek bir tepenin üzerinde kurulmuş olan Amid Surları iç ve dış olmak üzere iki kattır ve dış surun 72 adet kulesi vardır ki, İsa’nın o sayıdaki şakirdi namına inşa edildiği söylenir.

Şehirde iki-üç güzel meydan ve kiliseden çevrilmiş muhteşem bir cami vardır.”

POLANYALI SİMEON

1650’de Diyarbakır ve çevresini gezen Polonyalı gezgin SİMEON ise o yılların Amid’ini şöyle anlatır;

 “Şehir tarih boyunca bir din ve irfan merkezi olmuştur.  Emsali yalnız İstanbul’da bulunan, çok usta kuyumcular, zernişancılar, bıçakçılar, papuççular,  çizmeciler ve diğer zenaat erbabı vardır. Yemek hususunda çok cömert olan bu insanlar çok lezzetli  yemekler ikram ederler.

Halkı çok zarif ve müreffeh insanlardır.Hepsi de okuyan ve bilgin insanlar olup, gerek hasbihallerde ve gerekse alışverişte zeka ve nezaketle hareket eder, edebi lisanla konuşurlar...”

FRANSIZ POULLET

1660 lı yıllarda kente gelen Fransız gezgin Poullet Amid’in evlerinin, sokaklarının, çarşılarının temizliğine hayran kaldığını anlattıktan başka, kentin çarşılarının eşine rastlanmaz güzellikte ve zenginlikte olduğunu belirtir. İran’dan Moğolistan’dan, Polonya ve Moskova’dan buraya gelen tüccarların ipek, pamuklu ve fevkalade güzel deri ürünleri alıp döndüklerini yazar.

İNGİLİZ BUUCINGAM

1815 yılında Amid’e gelen gezgin J. S. Buuckıngam kentin kalesini ve çarşılarını şöyle anlatır;

 “Diyarbekir etrafı surlarla çevrilmiş, hakim bir tepe üzerine oturmuş, camileri ve minareleri ile ihtişamlı bir şehirdir. Diyarbekir şehrinin bütünü bazalt bir kaya üzerine kurulmuş olup daire şeklinde surlarla çevrilmiştir...

“Pazarlar, düzgün bir plan üzerine değildir. Fakat üzerleri iyi örtülmüştür. İmalatçıların başlıca ham maddesi ipek ve pamuktur. Şehirdeki esnaf, şal, el beceri aletleri, her renkten pipolar, altın ve gümüş tabakalar yaparlar. Diyarbakır’da ilaç dışında bütün ihtiyaçlar kendi kaynaklarından temin edilmektedir.”

VE BAŞKALARI

Diyarbakır’ı ve bölgemizi gezen yabancı gezginler bu kadar değil kuşkusuz.

İranlı Nasır-i Hüsrev’den, Alman Mareşalı Helmut Von Moltke’ye, Ermeni Levon İnciciyan’a, Alman gezgini Carsten Niabuhr’a. Fransız Diplomatı Baron Aramon’a, Fransız Coğrafyacı Petermann’a kadar pek çok yabancı gezgin, anılarında, tarihi Diyarbakır’ın geçmişindeki ihtişamı dile getirmişlerdir.

MAR YEŞUA’NIN AMİD’İ

Amid yalnızca sanatta, kültürde, ticarette gelişmiş bir kent değildi elbette. Medeni insanların yaşadığı bir yerdi de. Öyle ki, Dünyanın pek çok ülkesinde insanlar henüz temizliğin ne olduğunu bilmezken, Diyarbakır’da temiz ve modern hamamlar vardı.

Bunu da 1500 yıl önce kentimizde yaşamış Amid’in ZUKNİN Köyü rahibi MAR YEŞUA’dan öğreniyoruz.

Yaşadığı Roma döneminde, Amid’deki olayları, İranlılarla Romalılar arasındaki savaşları, kentteki kıtlık ve salgın hastalık dönemlerini “Vakayiname” adlı eserinde anlatan Rahip MAR YEŞUA, M.S. 500’lu yıllarda kentte çok faydalı hamamlar bulunduğunu şöyle anlatır;

 “Amid’de güzel, geniş ve temiz hamamlar vardı. Kentin çöp ve zibilleri, ahırlardan toplanan hayvan gübreleri bu hamamlarda yakılır, hem sular ısıtılır, hem de kent temiz tutulurdu.  İran Şahı Kavad, Amid’i aldıktan sonra hamamına girip faydalarını öğrenince ülkesine döner dönmez bütün İran’da Amid’dekine benzer hamamlar yapılmasını buyurdu.

Evet.  Görüldüğü gibi, 1500-1600 yıl öncesinde Diyarbakır’da sağlıklı hamamlar vardı ve temizliğe büyük önem verilirdi.  

Nitekim,  150-200 yıl öncesinde  uzak diyarlardan gelen yabancılar, kente girmeden önce kapılara yakın  hamamlara sokulur, burada yıkanıp temizlendikten sonra kente girmelerine izin verilirdi. Diyarbakır’ın dört yöne açılan dört kapısında da birer hamam ve han olmasının amacı budur.

 

 

Bu yazı toplam 978 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.