1. YAZARLAR

  2. Zeynep ABBASOĞLU

  3. YALNIZLARIN GÜCÜ ADINA
Zeynep ABBASOĞLU

Zeynep ABBASOĞLU

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

YALNIZLARIN GÜCÜ ADINA

A+A-

 

Sıradan ve tipik bir pazar öğleden sonrası... Kalabalık bir alışveriş merkezinde, zincir kahve markalarından birinde ön sıradaki masaya oturmuş etrafa bakınıyorum. Kulağı yoran bir uğultu, gözü yoran bir telaş var etrafta.

Genç kızlar, ikişerli, üçerli gruplar halinde pür neşe dolaşıyorlar. Hepsi, birbirinin aynısı gibi. Omuzlarında statü sembolü markalı çantaları, ayaklarında beyaz sneakerları,  dünyaya tozpembe, çevreye,” Var mı bize yan bakan” dercesine arz ı endam ediyorlar. 

Yeni anne, baba olmuş çiftlerde bebek arabasının kaptanı baba. İlk turdan sonra kaptan ihtiyaç ve çay molası veriyor, bebek besleniyor, bir kahve içilip ikinci tur için enerji depolanıyor. Biraz soluklanıldıktan sonra, kıdemli anne olan arkadaşın tavsiyeleri göz önüne alınarak, çocuk odasına buhar makinesi, bebek telsizi ve sabaha kadar bebeğin mışıl mışıl uyumasına yardımcı olacak masaj yağı alışverişine geçilecek. Bu üçlemeyi mutlaka satın almak gerekir, yoksa o bebek asla iyi büyütülemez.

Çocuğunu büyütmüş, ilkokula getirmiş anne babaların telaşı biraz daha farklı. Nerede ve ne yemek yiyeceklerine bir türlü karar veremiyorlar. Babasının “Aslan oğlu” hamburger yiyip bowling oynamak isterken,  anne yüreği çocuğuna daha sağlıklı bir şeyler yemesi için baskı yapmasını söylüyor.

En huzurlu gözükenler orta yaşı geçmiş çiftler. Hayat ile ilişkileri farklı bir boyuta geçmiş gibi. Hiç bir telaşları yok, ne ödenecek ev kredisi, ne de yatırılacak okul taksiti kalmamasının huzuru, oyunun içinden çıkıp, hayatı kenardan izlemenin mutluluğu ya da mutsuzluğu...

Tabi ki bu düzenin bir parçası ve devamı olmaya namzet genç çiftlerden de etrafta bolca var. Sarılmış, el ele, göz göze vitrin bakıyorlar. Henüz birbirlerine “O sana yakışmaz” ya da “Seninle bir daha alışverişe çıkan ne olsun” diyecekleri günlere biraz daha vakit var.

 Hep aynı tutku ile sarılacaklarını zannettikleri bedenlerin, tuttukları ellerin zaman içinde başka başka şeylere dönüşeceğinden bihaber dolaşıyorlar. İlk başta birine ait olmak isteği, bir süre sonra sahip olmaya ve nihayetinde en demokrat geçinenlerde bile yorgun düşüp, iç sese kulak vererek diktatörlüğe geçiş olacak. Sesi daha cılız çıkan ise çaresiz otoriteye boyun eğecek.

Bu pazar gününün bir de eve dönüşü var elbette. Trafik felaket, arabalar adım adım ilerliyorlar. Bu çiftler şimdi dönüş yolundalar. Dönüş yolunda da değişen pek bir şey yok...

Aile arabalarının arkasındaki çocukların başları öne eğik. Muhtemelen oyalansınlar, diye ellerine anne ya da babasının cep telefonu verilmiş, oyun oynuyorlar. 

Âşıkların trafiği pek önemsediği yok; yan yana iken trafik ne dokunur ki onlara...

Geçkin çiftler ise dizinin başını kaçıracak olmanın sıkıntısındalar.

Hayat tekrarlar üzerine kurulu ve sürekli aynı şeyleri yaparak hayatı harcamak ölümün şekil değiştirmesi gibi bir şey. Aynı hatta çalışan minibüslerden farkımız ne acaba?

Bu çiftlerden hangisi size daha yakın geldi? Yoksa hepsi mi?

Peki, yalnız olanlar nerde, ne yapıyorlar? Son günlerde sık duyduğum bir söz var. ”Yalnızlaşmadan çoğalamazsın.” Yalnızlığı zayıflık, kimsesizlik gibi algılıyoruz çoğu zaman. Oysaki sanat, edebiyat, hep o yalnızlıktan beslenip yeşeriyor.

Yalnızların gücü adına...

Bu yazı toplam 7601 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.