1. YAZARLAR

  2. Genceddin Öner

  3. YAZ İSHALLERİ
Genceddin Öner

Genceddin Öner

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

YAZ İSHALLERİ

A+A-

 

Sevgili okurlar.

Bu köşede sizinle hayatın bazı anılarını paylaşmaya gazetenin yöneticileri ile anlaşıp yazmaya karar verdiğim zaman, işlenecek konuların felsefe, sosyoloji ve mesleğim olan sağlıkla ilgili olabileceğini sizlere daha önce deklere etmiştim. Fakat hayatın olağan olmayan akışı,  bizleri yaşamanın anlamı ve güzelliklerini paylaşması gereken konuların dışına çıkmayı zoraki bir şekilde zorlayıp savurmaya devam ediyor. 15.07.2016 tarihinde Bu devletin kuruluşundan beri adeta rutin bir hal almış yeni bir darbe girişimi ile karşılaştık. Bu talihsiz coğrafyanın lanetli kaderine mazhar olan herkes, yüzyıldan beri bunun acısını çekiyor. Sadece Kürdler değil, bu topraklarda yaşayan hemen herkes bu acıları fazlasıyla tattı. Darbe şimdilik önlenmiş görünüyor. Darbe girişiminin hemen sonrasında ülke genelinde kabul edilen Olağanüstü Hal(O Hal) ilanı sonrası samimi bir arkadaşım telaş içinde; "Doktor çok kötü. Türkiye'nin genelinde OHal ilan edilmiş." dediğinde, bende espirili bir şekilde; "Telaşa gerek yok. İktidarın da hakkını yemeyelim. Baksana devletin kuruluşundan beri ilk defa vatandaşları arasında ayırım yapmayan eşitlikçi bir karar alınmış." dedim. Sanırım benim ne demek istediğim tam anlayamadı. "hayret böyle bir şeyi nasıl savunabiliyorsun" dedi.

 

Gelelim esas konumuza. İshal, barsakların enfeksiyon, toksin maddeleri ve hipertonik biyokimyasal süreçlerin yol açtığı vücudun su ve tuz kaybına maruz kaldığı patolojik bir durumdur. Uzun süren ve bu kayıpların yerine konulamadığı durumlarda öldürücü olabilir. Tıp biliminin gelişmediği ve halen sosyo-ekonomik ve kültürel gerilik yaşayan Afrika'nın bazı ülkelerinde özellikle Kolera ve AIDS(HİV) gibi hastalıklar nedeniyle kitlesel ölümler halen yaşanıyor. Bizim gibi ülkelerde ve daha gelişmiş batı ülkelerinde yaz aylarında endemik salgınlar olabiliyor. Bunun temel nedeni, alınan gıdaların bayat olması ve soğuk zincir kurallarına riayet edilmemesi yol açar. Uzun süre bekletilmiş gıdalarda üreyen mikroorganizmaların ortama saldıkları toksinleri(Zehir) barsakların emilim yapan villuslarına yapışarak su ve tuzun emilmesini önlemek suretiyle dışkının kıvamının şekilsiz ve sulu bir şekilde dışa akmasına(İshal) yol açar. Özellikle süt bebekleri ve küçük çocuklar büyük bir risk altındadırlar. Böyle bir durumda mutlak surette yataklı bir sağlık kuruluşuna müracaat edilmelidir. Tedbir olarak ta açıkta ve aşırı sıcak altında bekletilmiş gıdaların tüketilmemesine dikkat edilmelidir.

 

Bu konu, (ishal) benim hayatımda çok önemli ve unutulmaz bir yeri vardır. Daha altı aylık bir bebek iken Tıp tedavisinin esamesinin okunmadığı, cehaletin diz boyu olduğu bir dönemdi. Yıl 1958, Bismil'in bir köyünde hayata gözlerimi açmışım. Bölge, yoksulluğun, cehaletin ve hurafeliğin dudak uçuklatan uygulamalarıyla sarsılıyor. Yörede Nakşibendi tarikatının büyük bir kolunun, insanlar arasında adeta bir peygamber kutsiyeti ile taptığı lideri Şeyhinin iki dudakları arasında çıkan söz ilahi bir emir niteliğinde telaki ediliyor. 6 aylık olmama rağmen diğer çocuklar gibi Şeyhin teşrif edip isim konması bekleniyor. Tam o sıralarda, yörede çok şiddetli bir ishal salgını başlamış, özellikle süt bebekleri bir deri bir kemik olup ardı ardına ölümler oluyor. Bu durum Şeyhe bildirilerek "olaya el atması" isteniyor. O köy Bey'inin konağına yerleşen Şeyhin önüne sıraya dizilmiş bir şekilde babaların kucağında bebekler sırayla Şeyhin ayakları dibine bırakılıyor. sıra babama geliyor. Şeyh; 

"Kurêmın, çı hewalê vî sebî heye?"(Bu çocuğun ne şikayeti var oğlum?) Babam;

"Xulamê te be her roj dıhele"(Kölen olsun, gün be gün eriyor)

"Navê wî heye?" (Adı varmı?)

"Na ez Xulam" (Kölen olayım yok)

"Rewşa wî nebaşe. Bı İzna Xedê xelasbe, bıra navê wî Gênceddîn be" (Durumu pek iyi değil. Allahın izni ile iyileşirse Adı Gêceddîn-Dindar genç- olsun)

 

Şeyh Arapça bir şey okuduktan sonra  çocuğun üzerine eğilip yüzüne üfleyip babasının onu kaldırmasını emrederdi. Kapıda bekleyen bir mürit o yazın sıcağında Şeyhin terli ayaklarının yıkantı suyunu bir tasa koyup babasına hasta çocuğa içirilmesi tavsiyesinde bulunulurdu. Bu su bana da içirilmiş ve bir hafta sonra iyileştiğim annem tarafından herkese müjde ile duyurulmuştu. O zaman ateşler içinde kıvranan, yaygın ishali olanlara katiyen su verilmezdi. Bu su(Ayak yıkantı suyu) vücudumun kısmende olsa su ihtiyacını karşılamış olabilir diye düşünüyorum. Siz ne dersiniz?    

 

Bu yazı toplam 7480 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.