1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. YAZGININ VE YANGININ COĞRAFY
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

YAZGININ VE YANGININ COĞRAFY

A+A-

 

Yangının karnından dünya gözüküyordu. Sessizce, boyun eğmiş cerenlerin feryadı vardı da, sizin kulaklarınız var mıydı ki duyasınız! Kaç gündür televizyondan haberlere bakmıyorum. Zaten görecek, okuyacak ne televizyon ne de gazete kaldı birkaçı dışında… Cehennem dedikleri bu olsa gerek; kesif bir duman ve yanan et ve otun kokusu…

Hâlâ inanamaz gibi bakıyor bakıyor katiline bakan insan yüzleri… O inanamaz, o hayretle bakan, yerde ölümü kucaklamış insan ve bilumum hayvanın gözlerinde koca bir hayal kırıklığı, Anadolu kadar büyük…

Koca memleket, o görmüş geçirmiş gün yüzü görmemiş memleket tam bir yıldır öfke nöbetine tutulmuş bir muktedir tarafından, kendi iktidarını ayakta tutabilmek uğruna,  evlatlarını bir bir katlediyor. Tam bir yıldır ölenlerin sayısı bilinmiyor bile, çünkü haber yok. Haber diye yayınladıkları zırvalar gazeteleri sadece iyi cam silen paçavraya dönüştürmüş. Artık gazete de okumuyorum, okuyamıyorum. Her yerinden yalan akıyor. Her gün iki gazete alıyorum. Her gün yan yana koyduğum gazetelerin her biri başka bir ülkeyi anlatıyor, sanki… Oysa internette, yabancı televizyonlarda gördüğüm fotoğraflar başka bir memleketin değil bizim şehirlerimizden görüntüler gösteriyor. Yanmış yıkılmış, bombalarla delik deşik olmuş binalar, toprağa karışmış yollar… Tüm bunların hepsi de bir yıl içinde oldu.

 Biri, refah ve müreffeh bir memleketten haberler verip, dünyanın bizi çekemediğinden dem vuruyor böbürlenerek; diğeri yok edilen ciğerleri yanan bir memleketin evlatlarının yasını tutuyor. Dağları, ormanları hatta hayvanları, bilumum börtü böceği tutuşan bir bölgenin ahıyla oturup kalkıyor yazarları…

Doksanlı yıllara döndük yine. Cumartesi anneleri halen toplanıp kayıplarını arıyor. Üstelik bunca kayba yepyeni kayıplar da ekleniyor. Yeni acılar, yeni dualar, yeni ahlar…

Ben hep bu memlekete inandım. İnanmak istedim. Gittiğim her yerde memleketimi savundum. Kimsenin onu incitmesine izin vermedim. Bu bayrağın altında yaşamaktan da gocunmadım hep gurur duydum. Kendimi bildim bileli bizi yöneten hükumetler, gazabını Anadolu halkları üzerinde gösterirken dahi bu memleketin devrimcileri ben dâhil bu memleketten yüz çevirmedi. Bu memleket için öldü, katledildi, işkenceler gördü, ama kaçmadı.

Son kıyısındayım kahrın… Sınırları belli son mahallem, insanlık!

Yaz gelince ülkemin ormanları bir bir yanıp tütmeye başlar. Bu ırzına geçilen doğanın, üstüne bir de yanmasıdır. Üzülürüm, içim cız eder her defasında yine mi diyerek… Ege’nin, Akdeniz’in hatta Karadeniz’in ormanları birer birer Hes’lere, madenlere kurban verilirken acı çeker, için için yanarken bizler de birlikte ah edip inleriz işte…

Gazeteler televizyonlar Antalya’da ki yangını ya da yangınları yazıyor günlerdir. Daha önce de Suriye ve Irak’ın diktatörlerini ve katliamlarını yazdıkları gibi… Tabi ki yazacaklar, görevleri, işleri bu zaten…

Bir yıldır yanan, yakılan Doğu’nun ve Güneydoğu’nun şehirlerinden tek haber yok. Tek kare fotoğraf da… Yani bölücülük için birçok yasa çıkaran halen yeni yasalarla, cezalarla buna karşı olan memleketin gazeteleri, televizyonları çoktan bölmüşler güzelim ülkeyi…

Ceylanlar, kurtlar, çakallar, ayılar, tavşanlar, kaplumbağalar hatta karıncalar dahi ağlıyor da duyan kim!

Yazgının coğrafyasında kederleri, sevinçleri hemhâl ederek büyüdük, büyüyoruz. Bunca ölüm bizi daha çok yüceltmedi de üstelik. Dünyanın hatta evrenin bütününe baktığımızda ne kadar da küçük olduğumuz geliyor usuma… Bir müziğin peşine takılıp bir ananın feryadında eriyorum. Uzakta Lice’nin dumanı tütüyor.

 

 

 

Bu yazı toplam 481 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.