1. YAZARLAR

  2. Sunay Demircan

  3. Ye ye, nereye kadar?
Sunay Demircan

Sunay Demircan

köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Ye ye, nereye kadar?

A+A-

 

Akşam işten çıktın, markete uğradın. Bak taze asma yaprağı gelmiş, ipek mübarekler. Kıyma da lazım, biraz soğan, biraz kuzu kaburgası, biraz da bulgur. Salça evde var, maydonoz da al.

Eve geldin,  yapraklarını sıcak suya basıverdin.  O sırada otur içi hazırla, şimdi dolmalar sarılacak, sıkı, sıkı... Bitti mi? Bitmedi, tencerenin dibine, kaburga parçalarını mozaik ustası gibi yerleştir.  Üstüne dolmalar, üstüne de, yapraklardan bir kapak.

Suydu, salçaydı, tuzdu, kısık ateşti derken, saat oldu gecenin on'u.

Dolmalar lüp lüp indi mideye, on biiiir.

Bulaşıklar sabaha.

Ben diyeyim kırk yıl, sen de yetmiş.

Ama, yüz değil.

Yaz bir kenara, şu "yemek için emek" derdi bitecek.

Bir dolma yiyeceksin diye çekilen eziyete bak? Birileri senin için hayvan besleyecek. O hayvanlar beslensin diye birileri mısır, arpa falan yetiştirecek. Birileri sen salça bulasın diye domates yetiştirecek, birileri buğday, birileri maydanoz...

Birilerinin, sen o dolmayı pişebilesin diye likit gaz yetiştirmesi de lazım. Tüm bunları yetiştirmek ve pazara kadar taşımak için petrol yetişecek, gübre, su, iş gücü yetişecek. Tüm bunlar olurken, bol kepçeden emek sömürülecek, doğal kaynaklar tüketilecek, çevre kirletilecek.

Daha?

Daha ne olsun, her şey sen sarma dolma ye diye!

Bir de yanına biraz pilav mı çekti canın?

İşte o tam bir felaket.

Meşrubatı ve tatlıyı unut zaten, işin içine bir de şekeri soktuk mu var yaaa...!

Katliamlar arasında köşe kapmaca.

Diyeceksin, "arkadaş, ağız tadıyla dolma da mı yiyemeyeceğiz?"

Yemeyeceksin.

Ben diyeyim kırk yıl, sen de yetmiş.

Ama, yüz değil.

Artık dolma yenmeyecek.

Dolma drajeleri olacak. Çifte kavrulmuş lokum kıvamında, ama dişe sıvaşmıyor.  Sen çiğnedikçe, dilindeki reseptörler buram buram kaburgada pişmiş yaprak dolmasıyla mest olacak.  Öyle böyle değil, bir draje beş dakika, sonra ister yut, ister at bir tarafa. Her koşulda geri dönüşüyor.

Mesele haz değil mi?

O dolma ne öyle? Dilin üstünde iki saniyelik saygı duruşu, iki saniye de damakta, hepsi bu. Sonra yolla işkembeye.

Yok efendim, bu bir kültürmüş de... ben ne anlarmışım da... o dolmanın hazırlanma ritüeli var mış da... içindeki besinler doğadan mış da.... yapay yemek yapay insanmış da... da da daaaa...

Bırak şimdi bu 'da da da' faslını da, bak kerevizli kırlangıç buğulama drajeleri var, istersen anasonlu rakı sakızları, pirzola krakeri, ızgara lüfer gevreği...

Al önüne, çiğne de çiğne...

Ne oldu şimdi?

Ben diyeyim kırk yıl, sen de yetmiş.

Ama, yüz değil...  İnsanlık gevrek kemire kemire gevreyecek.

Düşünsene olacakları bir?

Evlerden mutfak denilen o mekan kalkacak.

Yüz milyonlarca hektar tarım alanı boşalacak, bir kısmı doğaya, bir kısmı kentlere karışacak.

Su krizleri bitecek, suuu!

Bu bile yeter tek başına.

Tükettiğimiz suyun nereden baksan %60'ını tarım tüketiyor. (Türkiye'de bu oran %75).

Toprak kirliliği azalacak, biyolojik çeşitlilik katliamına fren basılacak. 

Enerji bolluğu yaşanacak, yalan değil.

Gıda üretimi için tüketilen enerjiye dair bir fikrin var mı?

Avrupa Birliği resmi rakamlarına göre toplam tüketilen enerjinin (AB'de) %26'sı gıdanın üretimi, paketlenmesi ve nakliyesine harcanıyor.

Bitti mi? Bitmedi.

Arta kalan gıdaların (hiç küçümsemeyin, sadece 2014 yılında 100 milyon ton gıda AB'de çöpe gitti) bertarafı için de bir %5 gitti.

Etti mi %30 ?

Avrupa, bu konuda Dünya'da en iyisi, tarımda çok bilinçli bir yenilenebilir enerji politikaları var.  Siz bir de diğerlerini düşünün.

Bu kadar yoğun enerji tüketiminin küresel iklim değişikliğine etkisini düşünün.

Düşünün, düşünün...

Mesela, Şili'nin bir köyünden çıkıp, Samsun'un bir köyündeki bizim eve kadar gelen üzümlerin seyahatleri için harcananları düşünün. O üzüm o yola dayansın diye yetiştirilirken verilen stokinin hormonlarının etkisini, o etki sonucu erken yaşta bluğa eren çocukları düşünün.

Biraz daha düşünün, mesela hayvancılık uğruna tüketilen mısırları ve bu mısırlar için ortaya çıkmış GDO canavarını ve o ürünler için işgal edilmiş milyonlarca dekar toprağı düşünün... Afrika'da uygulanan gıda endüstrisi amaçlı sömürü politikalarını düşünün.

O ki başladık düşünmeye, devam edelim.

Dünya Gıda Tarım Örgütü'nün verilerine göre, küresel ölçekte üretilen gıdanın üçte biri çöpe gidiyor.

Evet, yanlış değil, 1/3'ü.

Bunun çevresel maliyeti 2.1 trilyon dolar, sosyal maliyeti de 2.7 trilyon dolar (yıllık).

Nasıl? Toplamda 4.8 trilyon dolar... !

İş zıvanadan çıkmış durumda.

Dünyada 800 milyon insan (çoğu çocuk) gıda yoksunluğu nedeniyle (bildiğin açlık) ölmek üzere, biz de bol keseden çöpe atıyoruz yemekleri.

Üstelik, bu kayıplar, öyle ertesi yıl yerine yenisi konulabilir türden de değil, toprağı kirletmeye başladığında, temizlenmesi için yıllar yıllar geçecek, ki bunun için de toprağa fırsat verilecek.

Su da öyle, hava da ...

Lüfer bitti mi, yerine koyacak bir şeyin yok, kalkan da öyle, morina da...

Her yıl, sadece tarım için, toprak işlemeden dolayı oluşan erozyonun insan yaşamına maliyeti, yıllık 333 milyar dolar...

Daha neler neler...

Hiç kurtuluş yok, yapacaklar bu drajeleri. İçinde kararınca vitamin, kararınca protein, kararınca yağ, kararınca şu, kararınca da bu olacak. Hiç endişen olmasın, o günün insanının derdi evde dolma sarmak olmayacak, zaten dolmanın adı da kalmayacak.

Beslenmeden kaynaklı hastalıklar bitecek. Mideler küçülecek, yollarda dolaşan pehlivan kalmayacak.

Ee, draje ile doyulur mu?

Merak etme, doyulur.  Maksat işkembeyi doldurmak değil, besin almak. Bir kaç nesil sonra göbeksiz, kalçasız, yağsız, gerdansız insanlar topluluğu olmayı başarabileceğiz.

Ee, doğadaki gibi olur mu? O ürünlerin içindeki besin karışımını insan yapabilir mi?

Yapar, yapar, dert etme, insan kan da yapar, kemik de yapar, zeka da ... domates mi yapamayacak. Üstelik, şimdi yediğin domates, sanıyor musun ki domates?

Ee, sen ona insan mı diyorsun, olur o bir robot?

Şimdi, bak orasına karışmam, ben sana olacağı söylüyorum. İyi mi, kötü mü? Bunun analizini bu zihin ve bu algı ile yapamazsın, çünkü şimdi seni kuşatmış olan bu günün değeri, geleceğin dünyasının değerlerine dair sadece fikrimiz var, duygularımız ona göre kodlanmış değil. Bizler, duygularla hareket ediyoruz ve şimdilik o dolmanın peşinden gidiyoruz. Duygu dediğin ise, şartlara göre biçim alan, önündeki şablona sığışıveren his kümeleri.

İnsan bu ne olacak, bir gün gelir draje üretimini fuzuli bulur, bir gün gelir, şu et – kemik yığını bedeni taşımayı ... Ne biliyoruz ki?

 

Bu yazı toplam 599 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.