1. YAZARLAR

  2. ÇETİN ÇEKO

  3. Yerel aktörlerin düzen kuruculukta rolleri
ÇETİN ÇEKO

ÇETİN ÇEKO

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Yerel aktörlerin düzen kuruculukta rolleri

A+A-

Irak ve Suriye’de yaşananlara hangi bakış açısından bakarsanız bakın, üstünden atlanılmayacak, ıskalanamayacak bir gerçek var. O da, yerel siyasal güç ve aktörlerin düzen kurucu olarak sürece dahil edilmeden, onların onayı, iradesi, katılımcılığı olmadan çözümün ve istikrarın sağlanamayacağıdır.

Bu açıdan mevcut devletler ve yeni oluşacak devletler, içlerinde barındırdıkları uluslar, dinler ve farklı mezhepsel kimlikleriyle tarihten gelen yerleşik doğal sınırlara tekabül eden, evrensel demokratik hakları kapsayıcı yeni bir yapılanmaya yönelmiş durumdalar.  Özellikle Ortadoğu’da seküler, karma siyasal aktörlerin dışında mezheplerin ve ulusların tekrardan tarih sahnesinde ağırlıklarının olmasının nedenlerinden biri de budur.

Çünkü ulusal, dinsel ve mezhepsel ayrımcılığın, baskının devam ettiği coğrafyalarda şu ana kadar kendilerini ulusal kimlikleriyle öne çıkaramamış ve eşitler kategorisinde yer verilmemiş uluslar, ulusal hakları,  dinler ve mezhepler ise ruhani hakları için çaba içindeler.

Kemalistler ve İslamcıların önemli bir kesimi, hatta Öcalan’ı da buna katabiliriz, “kimlik ve mezhep siyasetinin ülkeyi, toplumu bölen ve parçalayan bir siyaset olduğu, buna karşı mücadele edilmesi gerektiği” tezini savunurlar. Bu tez, özünde egemen ulus, egemen din ve egemen mezhebin, diğer kimliklerin eşit hak ve sorumluluk taleplerini baskılamaya, barajlamaya yönelik bir söylem ve siyaseti içinde gizler.

Oysa modern anlamda demokratik toplum ve kurumların inşasında “kimlik siyaseti” pozitif ve tarihsel haksızlıkların giderilmesinde önemli rollere sahiptirler. Çok uluslu devletlerde baskı altına alınmış, asimile edilmiş, ötekileştirilmiş "alt" uluslar, dinler ve mezhepler var oldukça kimlik siyaseti de var olacaktır.

Batı coğrafyasının tarih koridorunda oluşan ulus devletler, -istisnalar hariç- barış ortamında kardeşçe inşa olmamışlardır. Bir ulusun diğer ulusa uyguladığı baskının sonucu diğeri devletleşmiştir.

Fakat Ortadoğu’da Birinci Dünya Savaşı ardından, dönemin emperyalist devletleri İngiltere ve Fransa’nın sömürgeci cetvel siyaseti belirleyici olmuştur. Her iki devletin milim şaşmayan cetvelle çizilmiş yapay devlet sınırları ve kendilerine bağımlı iktidarlar, günümüz kuşaklarına savaş ve kaosu miras olarak bırakmıştır.

Irak ve Suriye’deki iç savaşlar, ulusal ve mezhepsel sorunlarındaki eşit kolektif haklara sahip olamama, bir kimliğin tek başına iktidara sahip olup, diğer kimliklere hükmetme ve yönetme ısrarından kaynaklanan savaşlardır.

Beklenmeyen hamle

Irak’taki Arap Sünni bölgesi Musul başta olmak üzere birçok bölge Şii Bağdat yönetiminin denetiminden çıkarak Sünnilerin eline geçti. 60 bine yakın çoğunluğu Iraklı Şii asker, mevzilendikleri toprakları kendi anavatanları, halkı kendi mezhebinden görmediği için, askeri karargah ve araç gereçlerini bir çırpıda yerel isyancı güçlere teslim ettiler veya saf değiştirdiler.

Bağdat’ın uyguladığı tekçi siyaset, Irak Şam İslam Devleti, eski Baascılar ve Sünni aşiretlerin ittifakı ile Sünni halktan destek alarak Bağdat yakınlarına kadar ilerledi, dünya petrol fiyatları tavana vurdu. Bu beklenmeyen gelişme, öteden beri sorgulanan Çok Uluslu Güç’ün 2003 Irak'ı işgali sonrası bölgeye yönelik izlediği politikayı tekrardan tartışmaya açtı. Ayrıca Obama’nın iktidara gelmesiyle yapılandırılan ABD’nin dış siyaseti bağlamında Irak politikası yeniden sorgulanmaya başlandı.

Ama şu açık ki, Nuri El Maliki yönetiminin Şii siyasal egemen karakterinden kaynaklanan çok uluslu, çok dinli ve mezhepli Irak’ta, bir ulusun ve mezhebin diğer ulusları ve mezhepleri baskı altına alarak yönetmek istemesine verilen tepki belirleyici oldu.

Hatta çatışmanın Kürdistan Bölgesi Yönetimi ile Bağdat El Maliki Yönetimi arasında patlak vereceği ihtimaller dahilindeyken, Sünni radikal İslamcı kesimin Musul operasyonu herkesi şaşırttı.

Siyasal aktörlerin kimlikleri ve hedefleri elbette önemlidir.  Bu ittifakın bileşenlerine baktığımız zaman, demokratik ve evrensel değerler açısından Irak’ın mevcut sorunlarına çözüm getirecek bir yapıya sahip olmadığı açıktır. İktidarı ele geçirdikleri takdirde kendilerine yapılanları başkasına daha ağır bir şekilde yapmayı meşru gören bir anlayışa sahiptirler. İttifakın, Sünnilerin Irak’ta eskiden olduğu gibi tüm Irak’ı yönetmesi mi, yoksa Sünni bölgesini federe yetkilere sahip Kürdistan gibi bir statüye kavuşturup, Bağdat’ın iktidar ortağı olmak mı isteyeceklerini kısa zamanda göreceğiz.

 

Bu yazı toplam 800 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.