1. YAZARLAR

  2. Tahir Şilkan

  3. YILANLARIN ÖCÜ ROMANININ ÖDÜL HİKAYESİ (2)
Tahir Şilkan

Tahir Şilkan

köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

YILANLARIN ÖCÜ ROMANININ ÖDÜL HİKAYESİ (2)

A+A-

 

 

"Cebime koyduğum bloknota notlar yazıyorum. Aklımda, düşüncemde Yılanların Öcü; bütün öbür kaygılardan daha çok yer tutmaya başladı. Yatıyor kalkıyor, Karataş'lı Irazca'yı, Kara Bayram'ı, Haceli'yi düşünüyorum..."

 

 

Fakir Baykurt, Yılanların Öcü başlığı altında Isparta'da Demet dergisinde yayınlanan yazısını roman olarak yazmayı düşler. Özyaşam başlığı altında yazdığı anılarında, Yılanların Öcü romanını yazmaya bir türlü başlayamamasından duyduğu sıkıntıyı, üzüntüyü anlatır.

 

Ortaokul öğretmeni olarak atandığı Sivas, Sivas -Hafik'görev yaparken romanla ilgili notlar almayı sürdürür.

 

Özyaşam'ın 4. cildi olan Köşe Bucak Anadolu'nun "Ahır Sekileri" bölümünde yer alan bir anlatı, yıllardır kafasında yazdığı romanı nasıl geliştirdiğini gözler önüne serer. Romanı okuyanlar, ya da romandan uyarlanan filmi seyredenler anımsayacaktır; Yılanların Öcü romanının temel karakteri olan Irazca ile oğlu Kara Bayram'ı cezalandırmak için, Irzıkırık Muhtar ile köy kurulu, bir kınalı kuzularını çaldırır, sonra Kara Bayram'a tuzak kurarak köy odasına çekip gözlerini bağlatarak, poturunu soyup dövdürürler.

 

 Fakir Baykurt, öğretmenlik görevini sürdürürken yaptığı köy gezilerinde birinde, öğrencilerinden birinin babası olan Hamdi'nin başına gelen bu olayı romanında Kara Bayram'ın başına gelen olay olarak anlatacaktır.

 

YEREL GAZETEDE TEFRİKA PLANI

 

Fakir Baykurt, Yılanların Öcü'nü yazmaya başlamadan, tefrika edilmek üzere Sivas'ta kitapçılık yapan Nihat Doğan ile anlaşmak ister.

 

Köşe Bucak Anadolu kitabında bunu şöyle hikâye eder:

 

 "...Kitapçı Nihat Doğan'a  uğradığım günlerden birinde, aklıma esti: ' Sana bir roman vereyim, gazetende günbölük yayımla!'  dedim.

 

'Ne romanı ?' diye sormadan, 'Ver gardaş!' dedi.

 

Sık sık yazı isteyip duruyor benden.

 

'Ama sen de bana biraz para ver!' dedim.

 

'Vereyim gardaş, getir romanı...'

 

'Romanı gün gün yazacağım. Konusu, her şeyi hazır... Biraz öndelik ver, ilk parça elinden öper..."

 

Fakir Baykurt, uzun zamandır kafasında gezdirdiği romanı yazmaya başlayabilmek için gazetede gün gün yayımlatmayı düşündüğünü yazar. Karısı, kızkardeşi ve eşiyle gittiği Sivas'ta borçlarının bir kısmını ödeyebilmek, yazarlık emeğinin karşılığını alabilmek diğer beklentileridir. Epeyce resmi ilan alan, parası olduğunu düşündüğü Nihat Doğan'la yaptığı pazarlık konuşmasını olduğu gibi anılarında anlatır.

 

Sonra kitapçı ile iki kez daha konuştuğunu ancak, Nihat Doğan'ın bu iş için para ödemeyi aklından geçirmediğini anladığını ve Yılanların Öcü romanının bu yöntemle yazılmasının olanaklı olmadığını gördüğünü yazar.

 

PİYADE OKULU'NDA YAZILMAYA BAŞLANAN ROMAN

 

Fakir Baykurt, Sivas-Hafik'te öğretmenlik yaparken görülen lüzum üzerine Enstitü mezunu öğretmenlerin askere alındığını, kendisinin de Ankara Piyade Yedek Subay Okuluna gitmesi gerektiğini öğrenir.

 

Ankara Piyade Okulu'nda askerlik yaparken de aklında hep Yılanların Öcü olduğunu yazacaktır.

 

"Cebime koyduğum bloknota notlar yazıyorum. Aklımda, düşüncemde Yılanların Öcü; bütün öbür kaygılardan daha çok yer tutmaya başladı. Yatıyor kalkıyor, Karataş'lı Irazca'yı, Kara Bayram'ı, Haceli'yi düşünüyorum. Düşündüklerimi askerlik notları yazacağım bloknota geçirmeye başladım. Madem şu durumda yazma olanağım yok, not edeyim bari. Niçin uçup gitsin düşüncelerim değil mi?"

 

 "Abdullah Rıza Ergüven ile Jülide Gülizar evli o zamanlar, hafta sonu izne çıkınca evlerinde bir akşam, bir"çağdaş hafız" ilahiler okudu, ben Karataş köyü imamı Beytullah Hoca'yı düşündüm ilahi dinlerken. Aklım düşüncem şu romanda; onu ne yapacağım? Korkuyorum, boşalıp gidiverecek bırakıversem."

 

"Hiç böyle olmadım. Doğum öncesini sancıları gibi" diye yazar, Fakir Baykurt. "Kafam, yüreğim doldu taşıyor. Yılanların Öcü'nü nasıl yazacağım? Hastalansam, on gün hastaneye kaldırsalar. İncelemeler yapılırken, geceleri filan, ilk karalamayı hiç kesmeden yazıp bitiriversem!" diye düşünüyorum, der.

 

Mahmut Makal'ın tanıdığı bir askeri doktora gidip, rahatsız olduğunu söyleyip on gün rapor almayı düşünür ancak doktorun yanına gidince utandığından söyleyemez. Romanın içinde çok iyi özleştiğini, uzun değil, 160-170 sayfalık sıkı bir roman yazmayı amaçladığını belirtecek ve bir gün ansızın bir mucize gibi olanak doğduğunu yazacaktır. Bayram izninde askerlere sekiz gün izin verilecektir. Keşke Mahmut Makal'ın ev anahtarını alsaydım diye düşünürken, Piyade Okulu'nda izne çıkmayıp kalacak nöbetçi arandığını öğrenecek, bayram tatilini Piyade Okulu'nda geçirerek, kantinde, koğuşta, ağaç altında sekiz günde romanın neredeyse yarısını yazacaktır.

 

(DEVAMI VAR)

Bu yazı toplam 627 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.