1. YAZARLAR

  2. Tahir Şilkan

  3. YILANLARIN ÖCÜ ROMANININ SİNEMA HİKAYESİ (1)
Tahir Şilkan

Tahir Şilkan

köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

YILANLARIN ÖCÜ ROMANININ SİNEMA HİKAYESİ (1)

A+A-

 

 Fakir Baykurt, Yılanların Öcü romanının sansür edilerek yayınlanması talebini kabul etmez. Avrupa'dan dönen Nadir Nadi de romanın sansürsüz olarak günbölük (tefrika) yayınlanacağını söyler ve Fakir Baykurt'tan Cumhuriyet’in ikinci sayfasına yazı yazmasını ister.

      Fakir Baykurt, Yaşar Kemal’in"uyarılarını" da dikkate alarak, "zamanım yok" gibi gerekçeler öne sürse de, Cumhuriyet Gazetesinin ikinci sayfasına ses getiren yazıları yıllarca yazacaktır.

 

ORHAN KEMAL'DEN SİNEMA ÖĞÜTLERİ

 

Yılanların Öcü romanı ile, 1958 yılı Yunus Nadi Roman Ödülü'nü kazanan Fakir Baykurt, İstanbul'a ödülünü almak için geldiğinde,  Büyük Kurul üyelerini ziyaret eder. Yarışmada Yılanların Öcü'nün birincilik ödülünü alması için çaba gösteren Orhan Kemal'le buluşmasında, Yılanların Öcü'nün sinema filminin çekilmesi ile ilgili gelen önerileri konuşurlar.

 

Fakir Baykurt, kendi ismi ve mahlas isimlerle yüzü aşkın senaryo yazmış olan Orhan Kemal'in sinema konusundaki deneyimine güvenerek kendisine  öğütler vermesini ister. Orhan Kemal'in, Fakir Baykurt'a söylediği sözler, ülkemizdeki edebiyat- sinema ilişkisi kadar, senaryo yazarlığını da ilgilendiren, önemli ve anlamlı sözlerdir.

 

Ülkemizde sinemanın tam bir batak olduğunu söyleyen Orhan Kemal, eser sahibi yazara gülünç bir para önerildiğini, senaryocunun, oyuncunun, yönetmenin, yazardan daha çok para kazandığını söyler. "Eserini vermesen çalarlar; adını değiştirip konuyu aşırırlar. Şunları mahkemeye versem dersin, kimseyi bulamazsın. Bulsan bile avukatları vardır, hırsızlığı açık seçik kanıtlayamazsın. ‘Sayın yargıcım, konu konuya benzer’ derler. Böylece elin hamur, karnın aç, yorulduğunla kalırsın..."

 

Orhan Kemal sonra Fakir Baykurt’a öğütlerini sıralar: "Bekle ama az bekle, fazla bekleme; iyi bir roman, sinema dünyasında kız evlat gibidir; daha iyisini bulup ona vereyim diye beklersin, şurdan sütsüzün biri çarpar; yaşam boyu üzüntüde kalırsın. Fazla düşünme, iyi birini seç, sağlam bir anlaşma yap; ödeme davasını belli zamanlara bağla, iki taksitten fazla da yapma..."

 

SİNEMA FİLMİ ANLAŞMASI

 

Yılanların Öcü'nü Metin Erksan film yapmak istemektedir. 1959 yılı yaz tatilinde, İstanbul'da seminere katılan Fakir Baykurt, Metin Erksan'la buluşur. Buluşmada Sezer Tansuğ da vardır. Metin Erksan, Fakir Baykurt'a, "Yılanların Öcü'nü iyi bir film yapalım; romanı nasıl yeri yerinden oynattıysa, filmi de oynatsın" der. Fakir Baykurt, Metin Erksan'ın daha önce Âşık Veysel’in hayatını filme çektiğini, Cingöz Recai ve Halide Edip’ten Yolpalas Cinayeti uyarlamaları olduğunu, Dokuz Dağın Efesi adıyla Çakıcı’nın hikâyesini  çok başarılı bir biçimde sinemaya aktardığının ve iyi sonuç aldığının bilgisiyle isteklidir.

 

Fakir Baykurt, Şavşat'tan Cumhuriyet Gazetesine yolladığı yazılar nedeniyle Ankara'ya sürgün edilir. 27 Mayıs arifesi günlerde, Metin Erksan ve Nusret İkbal'ın sahibi olduğu BE-YA yapım şirketi ile anlaşma yapmayı düşünür. Anlaşma koşullarından biri, filmin dış çekimlerinin Fakir Baykurt'un köyü olan Burdur'un Akçaköyü'nde çekilmesidir. Araya 27 Mayıs girdiği için filmin çekilmesi zaman alır.

 

Ancak sonunda anlaşma yapılır ve  filmin senaryosu Sansür Kurulu'ndan onay alır. Fakir Baykurt, o sıralar iki kez sansür denetimi olduğunu, ilk önce senaryonun, sonra da çekilen filmin Sansür Kurulu'na gittiğini ve onay alınması gerektiğini söylemektedir.

 

AKÇAKÖY'DE FİLM ÇEKİMİ

 

Fakir Baykurt, anlaşma koşullarından olan Akçaköy'de dış sahnelerin çekimi için film ekibiyle birlikte köyüne gider ve film ekibinin evlerde konuk edilmesini sağlar. Filmde Irazca'yı oynayacak olan Aliye Rona, henüz otobüste yazarın yanına oturarak kendisine Irazca'yı anlatmasını ister.

 

Akçaköy'e gidildiğinde, Metin Erksan kendilerini karşılayan Baykurt’un annesinin elini öperek film ekibine,"İşte gerçek Irazca..." der. Film ekibi de sırayla annesinin elini öper. Aliye Rona ise, kucaklayıp sarılır, özellikle üzerindeki giysilere ilgi gösterir.

 

 Film ekibini evlere dağıtırken, Aliye Rona'nın annesinin evinde kalmak istemesi üzerine, annesi Fakir Baykur’ta, "Oğlum bu kadın, bizim evde kalmak istiyor, sen bir akrabanın evinde kal " der. Aliye Rona, filmde annesinin günlük giysilerini giymek ister. Annesi,"Benimkiler  eski, sana köyden güzellerini bulalım" diyerek vermek istemez.

    Aliye Rona’nın ısrarla annesinin eski giysilerini istediği belirten Fakir Baykurt, sözlerini annesini ve dönemi yansıtan şu sözlerle tamamlar: "Anamın  günlük giysileriydi, zaten fazla bir giysisi yok, eskileri yamar yamar giyer. ‘Sekiz günlük ömre dokuz günlük azık gerekirmiş. Yılanken yılan bile toprağı gıda ile (azar azar) yalarmış!’ diyerek  bize tutumlu olmayı öğretti."

Bu yazı toplam 677 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.