1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. YİNE ACI; YENİDEN 19 OCAK
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

YİNE ACI; YENİDEN 19 OCAK

A+A-

Zor zamanlardan, kötü günlerden geçiyoruz. Hepimiz birbirimizin yüzüne bakıp birbirimizin sırtını kolluyoruz. Sorunlarla nasıl başa çıkılabileceğini bilmez halde bizi gül bahçelerine ya da şol cennetin ırmaklarına çıkaracak rehberlerin, mürşitlerin ağzına bakıyoruz. Tüm yoldaşlar, yarenler kırık birer saz gibi birbirimize derdimizi döküyoruz. Bizi yönetenlerin, egemenlerin, sırtı kalınların bizi dinlemediğini biliyoruz. Mademki birimizin derdi tümümüzü ilgilendiriyor; o vakit güç birliğinin tam zamanıdır diyebilmeliyiz.

Elektrikler yine kesik. Karanlık bir göğe bakıyorum. Gökyüzünde tersine dönmüş sarı bir abajura benziyor yarım ay. Onun gibi donuk sarı bir ışık… Özgürlük güçlü bir ışık gerektirir. Yani boşuna bekliyoruz Godot’yu; gelmiyor, gelmeyecek.

Meclis ikiye ayrılmış halde anayasayı güya oyluyor. Muhalif vekiller yalancı pehlivanlar gibi boşa kispet bağlamış; yalancı pehlivanlar gibi kendilerini kündeye getirmekle meşguller. İktidar zafer sarhoşu olmuş, çoğulcu demokrasiden anladığı kadar çoğunluğu ardına almış yerdeki sinek sıklet pehlivanları çırpıyor boyuna... Meydan ağası elinde yetki düdüğü gelene gidene çalıyor…

Biçare halk kimlik sahibi olmanın verdiği kuvvetle sanki emekçi halk iktidar olmuş gibi seviniyor. Baştaki yönetenlere ihtiram duruyorlar. Ne aynaya bakıyorlar ne de ceplerindeki olmayan paraya; dertlerinin dermanını aramak hatta isyan etmek yerine biat ettikleri külte tapıyorlar.

Ocak ayını sevmiyorum. Ocak ayı ile birlikte Mayıs’a kadar olan sürede acılarım çoğalıyor, hatta depreşiyor. Sancılı günleri üst üste koyuyoruz; dertler gitgide kararan gökten kara bir acı olup üzerimize yağıyor.

 

Hrant; o Anadolu sevdalısı, insan sevdalısı yürek olup elimize düşüyor. Halen atıyor o nabız; gözlerimiz bakarken kara toprağa… Anadolu’nun bütün şehirleri, kasabaları, köyleri; ırmakları, gölleri, çayları hatta dağları ağlamaklı bakıyor o cesur yüreğe…

Oysa o, minnetsiz bir aşkla akıp gitti sevdiği toprağın çatlağına… Toprak ana bastı bağrına o insan evladını… Toprak ana bilmez mi saracağı, sarılacağı evladı… Bilmez mi onu hürmetle coşkun bir sevinçle kimin sevdiğini… Bilir elbet. Bilir ve anası ayarında sevgi ile sarar o yufka yüreği…

19 Ocak günü saat 15.00 de zaman durdu; yüreğimiz de… Onu vuran kalleşti. Onu vurduran eller gaddar ve haindi. Onu sırtından vuran tabanca bizi de, sizi de ah ile vurdu. Bizi yüzyıl önce katleden zihniyetin işi bitmemişti. Halen zulüm devam ediyordu ve daha da edecekti biliyoruz. Egemenlere karşı duran her kim olursa olsun katlediliyordu, daha da edilecekti, üstelik… Nice yiğitler, nice devrimciler katledilmemiş miydi? Bu katliam ne ilkti ne de son olacaktı.

Gaddar bir zümre Süryanileri, Ermenileri, Ezidileri, Kürtleri ve en az onlar kadar Türkleri de katlediyordu.  Gel gör ki sürek avı halen devam ediyor; edecek de…

Geçen Mecliste Garo Paylan gerçekleri iktidarın yüzüne karşı söylerken suikastların hâlihazırda sürebileceğinin de habercisi gibiydi.  Yüzyıllık Cumhuriyet onca yıllık demokrasi savaşımına karşın barışı bu topraklara getirememişti. Barış, cesur insanların başarabileceği bir kararlılıktı. Savaş ve öldürmekse ne kadar kolaydı Tanrım. Üstelik bu katliamları yapanlar bunu senin adına yapıyorlardı.

Hayır! Bu toprakları terk etmeyeceğiz. Bu vatan bizim de değerlimiz, kıymetlimiz. Asıl meseleyi din ardına millet ardına saklamış olabilirsiniz ancak; bak işte kral çıplak! Alttan  görünüyor  işte, kocaman uzlaşmaz çelişki… Devrim; diyalektik bir gerçektir, başarabileceğimiz…

 

Bu yazı toplam 619 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.