• Diyarbakır10 °C
  • Batman12 °C
  • Mardin17 °C
  • Bingöl12 °C
  • Bitlis6 °C
  • Elazığ14 °C
  • Erzincan10 °C
  • Şanlıurfa16 °C
  • Erzurum8 °C
  • Ağrı4 °C
  • Gaziantep17 °C
  • Hakkari7 °C
  • Muş10 °C
  • Siirt12 °C
  • Van3 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“Yolsuzluk söylentisi var!”
16 Ekim 2017 Pazartesi 10:39

“Yolsuzluk söylentisi var!”

HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yılmaz, SİHA’lardan 28 Şubat süreci mağdurlarının yeniden yargılanmasına,

 

Diyanetin faize yatırması ile ilgili iddialardan gösterişli camilerin yapımına ve son olarak kayyumların hizmetleriyle ilgili bir dizi konuda öneli değerlendirmelerde bulundu.

Yandaşlar değişti ama yandaşlık değişmedi

Yandaşlık ve tarafgirliğin yerel yönetimler için uygun olmadığını ifade eden Yılmaz, “Denetim olmazsa, her türlü yolsuzluğun da önü açılır. Şuan personel alımıyla ilgili farklı kriterler var ve yine tanıdık olmayan ya da bir yerlerle irtibatı olmayanların personel seçilmediği ile ilgili vatandaşların şikâyetleri bize geliyor. Ya da yine, AK Parti hükümetiyle alakalı, buradaki yerel yöneticilerle, milletvekilleriyle alakalı olan yolsuzluk, rüşvet söylentileri var. Fakat somut olarak elimizde bu konuda bir bilgi olmadığı için bir şey söyleyemiyoruz. Ama vatandaşlardan o yönde bir beyan, şikâyet, rahatsızlık var” şeklinde konuştu.

Bu işe bulaşanlar oturup tövbe etsinler

Faiz konusuna da değinen Yılmaz, “Eğer böyle bir şey varsa bu zaten vahim bir hatadır. Belki de hatadan ziyade bir suçtur. İbadet yapmak amacıyla para veren insanın parasını götürüp faize yatırıp faiz geliri elde edemezsin. Bu, esasında yapılan büyük bir yanlıştır. Yani, gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklemek gibi bir şeydir. Diyanetin faize bulaşması temel hatadır. Böyle bir şey yapmışlarsa bu işe bulaşanlar oturup tövbe etsinler.  Hacca ibadet amaçlı giden vatandaşın parasını böyle bir işte kullanamazsınız” dedi.

Geçtiğimiz günlerde HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yılmaz ile yaptığımız röportajın ikinci bölümünde gündemdeki çeşitli konular üzerine değerlendirmelerini aldık.

 

 

 

Bölgede çatışma ortamı giderek şiddetleniyor ve çatışmanın şiddetlenmesiyle birlikte sivil kayıplar olduğu yönünde iddialar gündeme geliyor. SİHA’lar eliyle sivil kayıpların yaşandığı yönünde iddialar var siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Her iki taraftan da gelen bilgiler teyide muhtaç

“Genelde muhataplarından gelen bilgileri teyit ettirmeden olduğu işlemek propagandaya maruz kalmak ve yanlış yönlendirilme riskiyle karşı karşıya bırakıyor. PKK’den de HDP’den de gelen bilgiler bana göre teyide muhtaçtır ama devlet kanalıyla gelen bir bilgi de teyide muhtaçtır. Kısaca ortada bir bilgi kirliliği var. Parti olarak biz, yerel birimlerimizden ve teşkilatlarımızdan bir bilgi almadıkça, teyit ettirmedikçe, ham bilgiye dayanarak açıklama yapmıyoruz.

Mesela, Şapatan’daki köylülere kötü muamele ve darp olayını teyit ettik, gündemimize aldık ve onu işledik. Yapılan keyfi bir muameleydi. Yani, birkaç kişi suçlu diye bütün bir köyü suçlayamazsınız, işkenceden geçiremezsiniz. Buradaki yanlışlığı dile getirdik ve arkasında durduk. Bazı olaylarda ise bizim olayı yerinde inceleme, veriye ulaşma imkânımız yok. Bugüne kadar topumu yanıltma üzerine, propaganda ile doğru olmayan bilgiyi topluma verip, toplumda bir algı oluşturma ve infial uyandırma üzerinden sabıkalı bir yapı var. PKK’den gelen bilgi, toplumu bir yere kanalize etme yönüyle söylenen sözlerdir. HDP’nin de aynı şekilde toplumu yanıltma ve toplumda bu olaylar yüzünden oluşan karşıtlık üzerinden kendi lehine siyasi bir rant elde etme gibi bir alışkanlığı var. Doğruyu söylememe diye bir alışkanlıkları var. Ama bu, hiç doğru söylemiyorlar demek de değildir. Yani, söyledikleri teyide muhtaç bilgidir. Ya da devletin silahlı güçlerinin vermiş olduğu bilgi, emniyet ve İçişleri Bakanlığı üzerinden gelen bilgi de teyide muhtaçtır. Roboski’yi biliyoruz, ilk gelen bilgiler hepsinin örgüt militanı olduğu yönündeydi. Sonra öyle olmadığı ortaya çıktı. Demek ki, teyide muhtaçtır.

SİHA’lar meselesinde de yüzde ‘100 SİHA’lar doğru tespit ediyor’ deme durumunda değiliz. Ama SİHA’lar militanlardan çok sivilleri öldürüyor deme durumunda da değiliz. Bütün bu bilgileri teyit etmek gerekir ancak biz çatışma alanında yokuz. O yüzden de kırsalda olan bir olayı doğru bulma ya da yalanlama durumunda değiliz. O yüzden bu yönlü olaylar önümüze geldiğinde değerlendiriyoruz. ‘Propaganda amaçlı mıdır, değil midir’ diye değerlendirip gündemimize alıyoruz veya almıyoruz.

Tabii ki, bu olayları gündemimize almamamız, gündem değerlendirmeleri ile kamuoyu ile paylaşmamamız bu olayları takip etmediğimiz anlamına da gelmiyor. Bu olayları takip ediyoruz, değerlendiriyoruz ve bu noktada hükümetin de yanıltıcı bilgiler verdiğini ya da diğer taraftan da propaganda amaçlı ve bilinçli olarak sapla samanın karıştırıldığı gibi bir durum da var. Eğer orada sadece bir sivil varsa, buradan yola çıkarak hepsini sivil kabul edip bir değerlendirme yapmak da doğru değildir.

Diyarbakır Barosunun da bu konuda bir incelemesi vardı?

‘Barolara da siyaset bulaştığından…’

Barolarda da bulunan kişilerin siyasi düşünceleri bakış açılarını etkileyebiliyor. Yani, Baro yönetimleri, farklı siyasi görüşlerin biraya geldiği bir koalisyon değildir. Genelde bir siyasi görüşe yakın olan insanların blok şeklinde yer almaları şeklinde oluşuyor. Barolara da siyaset bulaştığından dolayı barolardan gelen açıklamaların da teyide muhtaç olduğunu düşünüyorum.

‘Devletin, sivil ile örgüt militanını ayırması lazım’ 

Her şeyden önce devlet vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlamak zorundadır. Bu ister SİHA’larla yapılan operasyonlarda olsun, isterse de karadan yapılan normal operasyonlarda olsun. Ama bu operasyonlar sırasında sivillerin yaşamını tehlikeye atmaması lazım. Devletin, sivil ile örgüt militanını ayırması lazım.

Şunu söyleyebiliriz; son zamanlarda özellikle bölgeye milliyetçi ve ulusalcı devlet memurlarının, güvenlik güçlerinden bu düşüncelere sahip olanların atanmasıyla beraber hak ihlallerinde ve mağduriyetlerde bir artış var. Halktan bize gelen başvurular var. Yani, kötü muamele etme, hakaret etme, hepsini örgütle özdeşleştirme gibi bir anlayış var. Bu uygulama dindara da yapılıyor, dindar olmayana da yapılıyor. Bu yanlıştır ve hükümet bu noktada önlemini almalıdır. Örgüt militanları ile halkı birbirinden ayırmalıdır. Örgüt sempatizanı ile örgüt militanını da birbirinden ayırmalıdır. Silahlı olanla silahlı olmayanı da birbirinden ayırmalı ve silahlı olmayana silahlı muamelesi yapılmamalıdır. Devlet bu noktada hukukla bağlıdır ve hukuk çerçevesinde hareket etmelidir. Vatandaşın canını, malını tehlikeye atacak, keyfi muamelelere prim vermemeli ve engellemelidir. Güvenlik güçlerine yönelik bu şikâyetleri ciddiyetle soruşturmalı ve hukuk çerçevesinin dışına çıkanlar hakkında işlem yapmalıdır.

Devletin örgüt militanı ile vatandaşı birbirinden ayırması gerektiğine vurgu yaptınız. Geçtiğimiz hafta Mecliste yeni yasama yılı dolayısıyla açılış programı yapıldı ve HDP bu açılışa katılmadı. O gün Edirne cezaevi önünde bir eylem yaptılar. Sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir açıklaması oldu ve HDP’lilerin yerinin ‘Kandil’ olduğu konusunda bir ifadesi olmuştu. Bu değerlendirmeyi nasıl buluyorsunuz?

‘Vekâletini aldıkları halkı mecliste temsil etmeliler’

Tabii ki, bu tür söylemleri doğru bulmuyorum. Kabul edin ya da etmeyin, halk tarafından seçilmiş ve belli bir kitlesi olan bir partidir. Yani, oraya siyasi anlamda umut bağlayan bir kitle var ve o kitlenin seçmiş olduğu insanlar mecliste olmalılar. Mecliste kendilerini ifade etmeliler ve vekâletini aldıkları halkı mecliste temsil etmeliler. Tabii ki, aralarında örgütle ilişkisi olan, örgütsel işler yapan varsa, şahsa yönelik olarak işlem yapılır. Yani, örgütsel işlere girmiş olan ve siyasi temsiliyeti istismar edenler varsa bunu tespit eder, gereğini yaparsınız. Yoksa toptan olarak bir siyasi partiyi meclisin dışına itmek, meclisin dışında görmek, hele hele hepsini örgütle özdeşleştirmek yanlış bir söylemdir. Bu noktada devleti yönetme makamında olanların çok daha dikkatli bir dil kullanmaları ve ayrıştırıcı bir dilden kaçınmaları lazım.

28 Şubat sürecinde mağduriyet yaşayanlar arasında partinize yakınlık duyanlar da var. Bu konuda yeniden yargılama yapılması hususunda bir gelişme var mı?

‘Taleplerimiz kale alınmadı, gündeme getirilmedi, sürüncemede bırakıldı’

Partililerimizin yakınları 28 Şubat sürecinde mağdur edildiler. Haksız yakalamalar, tutuklamalar oldu. O dönemde siyasallaşan FETÖ’cü yargıçların ceza verdiği insanlar oldu. O gün ceza veren FETÖ’cülerin bir kısmı bugün cezaevinde, bir kısmı da firarda. Ama hala içerde olan müvekkillerimiz var. Yeniden yargılanmaları için yaptığımız başvurular var. Parti olarak da bu konuda taleplerimizi dile getirdik. Zamanında davalarına da baktığımız bu insanlar halen daha içerdeler.

Parti üyelerimizin yeniden yargılanmaları konusundaki taleplerimiz maalesef kale alınmadı, gündeme getirilmedi, sürüncemede bırakıldı. Şuan ise bu konuda herhangi bir gelişme yok. Bu konuda herhangi bir adım atma yok. Kaldı ki, bu insanlar örgüt üyesi olarak değerlendirseniz bile, o dönemde 28 Şubat sürecinin Türkiye’sinin haksız uygulamalarına itiraz olarak ortaya çıkan silahlı ya da silahsız yapılar daha sonra şartların değişmesiyle, 28 Şubat zihniyetinin ortadan kalkmasıyla herhangi bir varlıkları da kalmadı. Silahlı bir eylemleri de kalmadı. Dolayısıyla bu nokta da hükümet de devlet adına bir adım atıp, 15 yıldır silah kullanmayan yapıları artık silahlı terör örgütü kategorisinden çıkarmalıdır diye düşünüyorum. Bu yönde bir iyileştirme yapmalıdır. Ki, bunun içerisine 2000 öncesinin sol örgütleri de girer. İslami kesimlerden camia ve cemaatler de girer.

28 Şubat mağdurları sadece bizim partililerimizin yakınları da değildir. Batıda da farklı camia ve cemaatlerin yakını olan insanlar da şuan içerdedir. Yani, HÜDA PAR’la ilişkisi olmayan dindar kesimler de var. Birçoğu da AK Parti hükümetine oy verenlerin yakınlarıdır. Bu noktada mağduriyet yaşayan ve yeniden yargılanmak isteyen yüzlerce insan var. Bu insanlar beraatlarını istemiyorlar. Sadece hukuken bir şaibenin ortadan kalkmasını istiyorlar. Çünkü taraflı olan, örgüt mensubu olan savcıların, hakimlerin verdiği kararlar şuan geçerli ve yürürlüktedir. Bu durum mantık açısından da bir çelişkidir. Bu çelişkinin ortadan kaldırılmasını istiyoruz.  O yüzden de bağımsız, tarafsız yargı tarafından dosyaların yeniden incelenmesini istiyoruz.

 

 

 

Motorlu Taşıtlar Vergisine yapılacak olan % 40’lık zam ülkenin gündeminde. Buna ilişkin olarak ne söylemek istersiniz?

‘Bize göre devletin hiçbir kutsallığı yoktur’

Bu durum hükümetin devletleşmesinin, halkın menfaatini değil de sırf devletin menfaatini düşünmeye başlamasının bir sonucudur. AK Parti iktidara geldiğinde devleti değiştirme, dönüştürme sözü vermişti. Adil bir yönetim sözü vermişti. Bize göre devletin hiçbir kutsallığı yoktur. Devlet, vatandaşların menfaatini gözetmek için, huzur ve refahını gözetmek için vatandaşların oluşturmuş olduğu bir üst yapıdır. Bundan dolayı kutsal devlet diye bir anlayışı biz kabul etmiyoruz. Bizde, hizmet eden bir devlet anlayışı vardır. Devlet, vatandaşına hizmet etmek zorundadır. Vatandaş kendisine hizmet etsin diye, asayiş, güvenlik ve refahı sağlasın diye bir üst yapı olarak devleti meydana getirmiştir. Devletin görevi vatandaşın ihtiyaçlarını karşılamaktır. Yoksa devlet, tüzel kişilik olarak bir canavara dönüşüp vatandaşları köle durumuna getirmek, onları sömürmek, onların cebine hırsız gibi elini götürmek için değildir.

‘Aslolan vatandaştır, aslolan vatandaşın refahı, huzuru, mutluluğudur’

Şuan yapılan zamlar ( Motorlu Taşıt Vergileri) gibi. Kendi vatandaşına yüzde 3-5 verip bunu %30- 40 zamla geri alması bizim mefkûremizdeki devlet anlayışına terstir. Bu, ceberut devletin, vatandaşını soyan zorba devlet anlayışının zihniyetidir. Kendi varlığını her şeyin üzerinde gören ‘kutsal devlet’, kendi menfaatini vatandaşın menfaatinden önce gören devlet anlayışı terk edilmelidir. Hükümet de bu yanlışa düşmemelidir. Maalesef son yıllarda artık hükümet ile devlet iç içe geçti. Hükümet ayrı, devlet ayrıdır. Ama şuan hükümet kendini devlet görüyor, devlet de hükümeti kendi çıkarları için kullanıyor. Hükümet, devletin milli çıkarlarına hizmet ediyor. Hükümet şuan yüz yıl önceki devletin kodlarına hizmet ediyor ve o devlet anlayışında da vatandaşın hiçbir kıymeti yoktur. Aslolan vatandaştır, aslolan vatandaşın refahı, huzuru, mutluluğudur. Devlet bu zamlarla buna hizmet etmiyor ve yanlış yapıyor.

Diyanet hakkında çıkan ‘faize para yatırma’ iddiaları ve şaşalı camilerin yapılması konusunda neler düşünüyorsunuz?

‘Baz almamız gereken durum Cuma ve Bayram namazlarındaki yoğunluktur’

Bayram ve Cuma namazlarında camilere gittiğimizde yer bulabiliyor muyuz? Hayır. Müslüman bir ülkede vatandaşın sokakta, kaldırımda kartonlar üzerinde namaz kılması bence bir utançtır. Bunun olmaması lazım. Maalesef toplumun ibadetlerde gösterdiği gevşeklik, 5 vakit namazı terk edip Cuma ve Bayram namazlarına gelmesi ya da vakit namazlarını evde ya da işyerinde kılmaları, camiye gitmemeleri neticesinde normal vakitlerde camilerin boş olduğunu görüyoruz. Normal vakitlere göre değerlendirdiğimizde boş olan camiler var ancak Cuma ve Bayram namazlarını ne yapacağız. Demek ki, baz almamız gereken durum Cuma ve Bayram namazlarındaki yoğunluktur.

Evet, camilerin şaşalı olması değil, camilerin içinin dolu olması gerekir. Arzulanan caminin süsü değildir. Caminin süsü içindeki cami cemaatidir. Camiler süslü ve büyük yapılıyor ama içi dolu değil. Kaldı ki, bu camileri yapanlar da vatandaşlardır. Camileri Diyanet yapmıyor. Diyanetin yaptığı şey fırsatçılıktır. Köyde bir cami yapılıyor, sonra Diyanet geliyor ve diyor ki, ‘buraya imam atamam için camiyi bana devredeceksiniz’. Cami yaptırma derneği gidiyor Diyanete, caminin bütün yetkilerini, mülkünü Diyanete devrediyor. Diyanet de hazır bitmiş olan camiyi alıyor ve kendisi kullanmaya başlıyor. Veyahut da bazı camilerin altında işyerleri var ve Diyanet o işyerlerini de alıyor. Sonra da Diyanet bu işyerlerini vatandaşa kiraya veriyor. Bu bir yanlıştır ve cami Diyanete devredilmeden de bana göre camilere imam atanabilmesi lazım. Cami cemaatinin imam seçme yetkisinin olması lazım. Bana göre vatandaş Diyanetin atadığı imamı kabul etmek zorunda değil.

‘Bu işe bulaşanlar oturup tövbe etsinler’

Faiz konusu ise eğer böyle bir şey varsa bu zaten vahim bir hatadır. Belki de hatadan ziyade bir suçtur. İbadet yapmak amacıyla para veren insanın parasını götürüp faize yatırıp faiz geliri elde edemezsin. Bu, esasında yapılan büyük bir yanlıştır. Yani, gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklemek gibi bir şeydir. Diyanetin faize bulaşması temel hatadır. Böyle bir şey yapmışlarsa bu işe bulaşanlar oturup tövbe etsinler.  Hacca ibadet amaçlı giden vatandaşın parasını böyle bir işte kullanamazsınız. Kaldı ki, zaten Diyanet ticari bir mekanizma değildir. Diyanet, vatandaşların ibadetlerini yapmalarına yardımcı olmak için kurulmuş olan bir mekanizmadır. Diyanet vatandaşa hizmet etmeli ve ticari olarak meseleye bakmamalıdır, bakamaz. Ama maalesef devletin Diyanete yüklediği vazife çok daha farklı olduğu için Diyanet de bu yanlışlara düşüyor.

Son olarak kayyumlarla ilgili değerlendirmelerinizi alabilir miyiz? Kayyumlar 2019 seçimlerine kadar devam edecek mi?

‘Yandaşlar değişti ama yandaşlık değişmedi’

Hükümetten, kayyumlar hizmet etsin diye yüklü miktarda ödenek yapıldığını biliyoruz. Hizmet noktasında bazı şeyler görüyoruz fakat bunun hizmetlerin yapılışı ile ilgili, gelen ödeneğin yerli yerinde kullanılıp kullanılmadığıyla ilgili, bu işler ihale edilirken ihale süreçlerinin nasıl olduğu, şeffaf olup olmadığı noktasında bir şey bilmiyoruz.

Geçenlerde bir gazetecinin altyapı ihalesiyle ilgili bir yazısı vardı. Yazıyı okuduğumda gerçekten hayrete düştüm. Böyle bir durum varsa gerçekten çok büyük bir hata, vahim bir yanlıştır.  Bir nevi daha önce HDP döneminde yapıldığı gibi, dağda yakını olmayanların belediyeye yanaşamaması, belediye ihalelerinden, imkânlarından istifade edememesi gibi bir durumun tersi bir durumun ortaya çıkmasına sebep olur ki, bu da çok büyük bir yanlıştır.

 

 

 

Böyle şeyler söz konusu ise, belediyelere kayyum atamak ile hükümet vatandaşın gönlünü kazanma yerine; tam tersine ihalelerden istifade eden mutlu bir azınlık, kayyumla iyi ilişkiler içerisinde olduğu için, AK Parti hükümetine yakın olanların istifade ettiği bir kurum haline gelir. Ki, bu halkın istemiş olduğu, bütün vatandaşa eşit bir şekilde hizmet etmesi gereken bir kurum değil de önceden şikâyetçi olduğumuz DBP belediyelerinin durumuna düşülmüş olur. Vatandaş eksenli baktığımızda yandaşlık, tarafgirlik yerel yönetimler için uygun değildir. Bu noktada hizmeti de engeller. Denetim olmazsa, her türlü yolsuzluğun da önü açılır. Şuan personel alımıyla ilgili farklı kriterler var ve yine tanıdık olmayan ya da bir yerlerle irtibatı olmayanların personel seçilmediği ile ilgili vatandaşların şikâyetleri bize geliyor. Ya da yine, AK Parti hükümetiyle alakalı, buradaki yerel yöneticilerle, milletvekilleriyle alakalı olan yolsuzluk, rüşvet söylentileri var.

Fakat somut olarak elimizde bu konuda bir bilgi olmadığı için bir şey söyleyemiyoruz. Ama vatandaşlardan o yönde bir beyan, şikâyet, rahatsızlık var. Kayyum öncesi belediyelerde de bunlar vardı ve o zaman nemalanan kesim farklıydı şuan ise nemalanan farklı bir kesim var. Yani yandaşlar değişti ama yandaşlık değişmedi. Sadece belediye imkânlarından istifade eden kişiler değişti. Yoksa çalışma zihniyetinde fazla bir değişme yok. Özetle, belediyelere gelen ödeneğin çarçur edilmemesi ve bundan tüm vatandaşların eşit olarak faydalanması lazım.”

Ali Abbas Yılmaz / Saffet Azbay / Özel

 

 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
SEÇTİKLERİMİZ
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Tigris Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 412 229 20 03-0538 334 53 75 | Haber Yazılımı: CM Bilişim