1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. ZALİMLERİN ACIMASIZ TARİHİ
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

ZALİMLERİN ACIMASIZ TARİHİ

A+A-

                                      

                                     

Zaman, geçmişin, yaraların ve yiten canların kör bekçisidir… O kadar kör ve o kadar vurdumduymazdır ki, utanmaz bile… O meşum tarih, o unutulmaz anlar insanlığın yüz karasıdır ki bunu dahi bilmezden gelirler. Anadolu şehirlerinin neredeyse tümünde yaygın olarak yaşamakta olan Ermeniler için 24 Nisan 1915 bir nevi ölümün miladı olmuştur. O zamana dek Osmanlıya sadık çalışkan, dürüst ve sanatkâr Ermeni Halkı nüfusunun çoğunu tehcir yollarında ve yapılan saldırılarda yitirmiş ya da masallarda anlatılan mucibince buhar olup uçmuşlardır. Uçmuşlardır diyorum, çünkü Türkiyeli sinemacılar tarafınca yapılan filmlerde Ermeni kayıpları aynen bu şekilde anlatılmıştır.

Anlatılmıştır anlatılmasına ya, bunca zaman yaşlılarımızdan dinlediklerimiz de nedir acaba… Onca fotoğraf, onca estetik mimariye sahip binalar, en ücra köylerde dahi bulunan kiliseler, resimler, eserler… Değil mi ki her Müslüman ailenin yaşamında bir Ermeni kadını ya da evlat edinilmiş çocuklar ve onların hikâyeleri var… Mızrak çuvala sığmıyor değil mi?

Ya daha önce kitap olarak basılmış olan Ermeni işyerlerinden Avrupa ve Amerika’da iş yapılan kişilere atılmış yüzlerce kartpostala ne demeli…

 Belge var mı belge diyen o aklı evveller bilmezler mi her Ermeni ailesi birer belgedir. Her ailenin hatıralarında acı dolu bir geçmiş yatmaz mı?

Ya Anadolu’nun dört bir tarafında kazılan binalarda, kiliselerde, tarla ve bahçelerde hatta kuyularda define diye Ermeni, Süryani ve Rumlardan kalan ziynetler aranmadı mı? Arandı ve belki Osmanlı cayar da döneriz diye sakladıkları tüm variyetlere İttihatçılar başta olmak üzere her memleketin eşrafınca el konulmadı mı?

Kendinin halkı da katliama uğramış olan Çerkes Doktor Reşit ve avenesi Çerkes Harun çetesi tarafından Diyarbakır Ermenilerinin % 97’si şuursuzca katledildi.

16 Nisan’da silah arama bahanesiyle basılan Diyarbakır Gâvur mahallesinden 300 kişi gözaltına alınıp iç kaleye hapsedilir. Sonra da 21 Nisan’da şehrin eşraf v sanatkârları ve Hınçak, Taşnak ve Ramgavar partilerine mensup olanlar tutuklanırlar. Çeşitli suçlara mensup katillerce Dicle üstündeki kelekler üzerinde katledilerek Dicle’ye atılır yüzlerce Diyarbakırlı… Piskopos Mıgırdiç Çilgadyan’ın üzerine gaz dökülerek katlederler.

Dr. Reşit iki ay gibi kısa sürede Diyarbakır’ın kadim halkını yok ederler. Genç ve güzel kız ve kadınları ise caizdir diyerek kendilerine karı yaparlar. Bu yüzdendir eski eşrafın çoğunun anneanne ve babaannelerinin Ermeni olması… Pirinççizâde Feyzi Bey, 19 Nisan 1915’te Cizre’ye doğru yola çıkar. Yolda uğradığı bütün köy, kasaba ve beldelerde Kürtlere ve diğer Müslüman topluluklara İslamiyet’in gereğini yerine getirmelerini, gâvurları ve özellikle Ermenileri genç-yaşlı veya erkek-kadın ayrımı yapmadan kırıma tabi tutmaları gerektiğini anlatır. Genç ve güzel kızların bu kıyımdan hariç tutulmasını ve onları nikâhlamanın dinen caiz olduğunu vurgular.

Ziyaret ettiği bütün beldelerdeki dini liderler, şeyhler ve imamlar da kendisini destekleyen bir biçimde konuşurlar. Üstelik gâvurların hayatının ve karılarının Müslümana helâl olduğu hakkında halka teminat verirler.

Raman aşireti ’de bu zalimliğin baş müsebbiplerindendir. Bu günün Diyarbakır’ın da yaşayan birçok aşiretin zenginleşmesinde Ermeni ve Süryani malları başrol oynamıştır. Oysa o malların hepsinde Ermeni ve Süryanilerin ahı vardır. Bir gün o kanın onları boğacağından eminim… Zulümle abat olunmaz, bilirsiniz…

Zaman ve bu zamanı yöneten Tanrı, acımasızca katledilen yavrularının hiç farkında değildir… Olsa böyle mi olurdu da diyebilirsiniz…

 

 

Bu yazı toplam 738 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.