• Diyarbakır9 °C
  • Batman12 °C
  • Mardin7 °C
  • Bingöl7 °C
  • Bitlis6 °C
  • Elazığ11 °C
  • Erzincan7 °C
  • Şanlıurfa11 °C
  • Erzurum4 °C
  • Ağrı6 °C
  • Gaziantep9 °C
  • Hakkari4 °C
  • Muş4 °C
  • Siirt9 °C
  • Van8 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ZEMBİLFÜROŞ BURCU
13 Ocak 2016 Çarşamba 16:40

ZEMBİLFÜROŞ BURCU

Bir padişahın çok yakışıklı bir oğlu varmış. Binbir nazla büyütülen bu çocuk yiğit bir delikanlı olmuş.

Zaman zaman babasının veziriyle ava çıkıp eğlenirmiş. Yine bu av eğlencelerinin birisinde, yol kenarındaki mezarların birisinden çıkmış, bir kuru kafa görmüş. Ölüm ve ölü kavramlarına yabancı olan padişahın oğlu, bu kafatasını alarak dikkatle incelemiş. Sonra da vezirle arasına şöyle bir konuşma geçmiş: "Vezir, sen bunun ne olduğunu biliyor musun?" "Bu ölmüş bir insanın kafatasıdır prensim." "Ölüm ne demektir?" "prensim, her insan ve her canlı, bir süre yaşadıktan sonra ölecektir ve mezara gömülüp, bu hale gelecektir." "Bu ölenler aç mı kalmışlardı, niçin öldüler?" "Senin dedelerin padişahtılar, onlar da öldüler prensim. Ölüm varsıl yoksul, genç ihtiyar dinlemez, bir gün gelir herkesi bulur." "Yani vezir, bir gün ben de ölüp bu hale mi geleceğim?" "Evet prensim, günü geldiğinde sen de ben de hepimiz öleceğiz."

Bu konuşmadan sonra çok duygulanan ve dünyanı geçiciliği karşısında uzun uzun düşünen prensin yüreğinde, ilahi bir aşk uyanmış. Saraya döndükten sonra ağlayarak secdeye kapanmış ve tüm dünya nimetlerinden vazgeçerek, kendisini tanrı yoluna adamaya karar vermiş. Bu kararının karısına da açarak, saltanatını zenginliğini elinin tersiyle itip, bundan böyle kendi emeğiyle geçineceğini, kendisinin de bu yoksul hayata katlanma gücü varsa beraber gelmesini, zenginlikten vazgeçemeyecekse ayrılabileceklerini söylemiş. Eşi de onunla geleceğini ve iyi günde olduğu gibi kötü günde de yanında olup, onun yoksul hayatını paylaşacağını bildirmiş.

Karısıyla birlikte ülkesinden ayrılan prens, memleket memleket gezerek, zembil (sepet) yapıp satmaya ve hayatını böyle kazanmaya başlamış. Bir yandan da sürekli tanrıya ibadet ediyormuş. Zamanla çocukları da doğup, büyümeye başlamışlar. Çok yoksul olan bu ailenin, sırtlarındaki eski giysilerinden başka birşeyleri yokmuş.

Bir gün Silvan'a gelip yerleşmişler. Adam sokaklarda zembil sattığı için adına zembil füroş yani sepet satıcısı demişler. Yoksul sepetçi, sokaklarda sepet satarken, bir gün onu, Silvan Beyinin güzel karısı sarayın penceresinden görmüş. Bu yakışıklı ve yoksul gence bir görüşte aşık olarak, onu sarayına getirtmiş. Beyin karısı sepetçiyle sevişmek istemiş. Allah korkusu ve ilahi aşk duyguları içinde bulunan genç, hanımın bu dileğini geri çevirmiş. Bu konuda aralarında şöyle bir konuşma geçmiş. (Şiir şeklindeki bu konuşmayı, yörede bir ezgi eşliğinde söylüyorlar).

Köşk Hatunu - Zembil satan zembil getirir

Dükkan dükkan evler gezdirir

Gönülleri yakar bitirir

Gel yukarı seni göreyim

Sepet Satıcısı - Ey hatunum ben tövbeliyim

Nazlı güzel ben tövbeliyim

Çocukları evde aç biriyim

Ulu Allahımdan korkarım

 

Köşk Hatunu - Zembil satan oğlan Abbas'tır

Üstünde don entari vardır

Elden kurtuluş kalmamıştır

Gel de zembillerini alayım

Sepet Satıcısı - Ey hatunum ben tövbeliyim

Nazlı güzel ben tövbeliyim

Çocukları aç evde biriyim

Ulu Allahımdan korkarım

Köşk Hatunu - Zembil satan oğlan derviştir

Gel ki ileri görem ne iştir

Zembillere bir değer bildir

Budur benim senden isteğim

Sepet Satıcısı - Ey hatunum ben tövbeliyim

Nazlı güzel ben tövbeliyim

Evde çocukları aç biriyim

Ulu Allahımdan korkarım

Köşk Hatunu - Zembil satan oğlan vezirdir

Mirin odasına gir de şenlendir

Bu hoş yemeklerin hepsi senindir

Soframda ol ki ben sevineyim.

Hanımın bütün sevişme isteklerini geri çeviren yoksul sepetçi kalkıp gitmek isteyince, çaresiz kalan hanım, "Öyleyse seni yakalatıp, tutsak edeceğim" demiş. Kadının elinden kurtulamayacağını anlayan delikanlı, elini yüzünü yıkamak ve abdest almak için izin istemiş. Adamın kaçmasından korkan Köşk Hatunu, onun ayağına bir ip bağlayarak ucunu da kendi eline almış ve bir ibrik vererek onu kalenin en yüksek burcuna göndermiş. Burada çevresine bakınan genç hiçbir kurtuluş yolu kalmadığını anlayınca, ayağındaki ipi çözüp, ibriğe bağlamış ve kendisini de o yüksek burçtan aşağıya atmış. (Bu burca şimdi Zembilfüroş Burcu deniyor.) Yere düştüğünde hiç yaralanmamış ve koşarak evine gitmiş.

Bir zaman sonra ipi çeken hanım, adamın yerine ibriğin geldiğini görünce, onun kaçtığını anlamış ve çok üzülmüş. Sonraki günlerde kıyafet değiştirerek, günlerce şehrin sokaklarında dolaşıp, delikanlının oturduğu evi bulmuş. Bir gün adam evde yokken, gidip karısıyla konuşmuş. Yoksul kadına pekçok mücevher vererek onu aldatmış ve bir gecelik onun yerine geçmeye kadını razı etmiş.

 

O gece sepetçinin karısının giysilerini giyerek, onun yerine yatağa girmiş. Gece geç vakit yorgun-argın evine gelen sepetçi, yatağına yatınca, yataktaki hanım dönmüş ve çıkarmayı unuttuğu ayak bileğindeki gümüş halhallar şıngırdamış. Karısının halhallarının olmadığını bilen sepetçi hemen yataktan fırlayarak yanındaki kadının yüzüne bakmış ve gerçeği anlayınca oradan hızla uzaklaşarak dağlara düşmüş. Köşk Hatunu da ardından dağlara düşüp onu aramaya başlamış. Bunun üzerine sepetçi ağlayarak tanrıdan ölümünü istemiş ve oracıkta ölüp ilahi aşka kavuşmuş. Onun ölümüne dayanamayan hanım da arkasından ölmüş.

Efsaneye göre onları, Silvan'ın kuzeydoğusuna düşen, beş-altı kilometre uzaklıktaki bir dağın başına gömmüşler. Şimdi mezarlarında, her bahar çok güzel çiçekler açarmış.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
SEÇTİKLERİMİZ
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Tigris Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 412 229 20 03-0538 334 53 75 | Haber Yazılımı: CM Bilişim