1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR

  3. Baskı altındaymış!
Baskı altındaymış!

Baskı altındaymış!

Diyarbakır’da, sokak ortasında avukat eşini öldüren doktor Mesut Issı’nın Sulh Ceza Hakimliğindeki ifadesine Tigris Haber ulaştı.

A+A-

Yüzlerce kadın avukatın bulunduğu duruşma salonuna getirilen zanlı Issı,  “Baskı altındayım savunma yapmayacağım” diyerek susma hakkını kullandı. Mahkeme, ‘kasten öldürmek’ suçundan zanlı Issı’nın tutuklanmasına karar verdi. Öte yandan maktul Issı’yı kadınlar toprağa verirken, Baro da, meslektaşları için taziye kurdu.

Olay, dün Kayapınar ilçesine bağlı Diclekent semtinde yaşandı. İddiaya göre, çocuklarının bir etkinliğinden dönen Müzeyyen Boylu I., henüz bilinmeyen bir nedenden dolayı otomobilin içinde eşi ile tartıştı. Tartışma sonrası çocuğu ve eşini otomobilde bırakan Müzeyyen Boylu I., araçtan çıkarak yürümeye başladı. Bu sırada aracını park eden Mesut I., çocuğunun yanında belinden çıkardığı tabancayla eşine kurşun yağdırdı. Yüzüne ve karnına toplam 14 kurşun isabet eden Müzeyyen Boylu I., olay yerinde hayatını kaybetti.

2-023.jpg

 

Hakim ve avukatlar dışında kimse yoktu, baskı yapan kim!

Öte yandan Emniyetteki ifade işlemleri biten zanlı Issı geniş güvenlik önlemleri altında Adliyeye getirildi. Savcılık ifadesinin ardından Zanlı Issıs tutuklanma talebiyle nöbetçi mahkemeye sevk edildi. Sulh Ceza Hakimliğindeki ifade işlemine yüzlerce kadın avukat da katıldı. Zanlı Mesut Issı, “Burada baskı altındayım, savunma yapmayacağım” diyerek susma hakkını kullandı. Mesut Issı, "kasten öldürmek" suçundan tutuklandı.

4-015.jpg

1-022.jpg

 

Kadınlar defin etti

Saldırıda hayatını kaybeden Müzeyyen Boylu Issı'nın Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesindeki otopsinin ardından ailesine teslim edilen cenazesi, kadınlar tarafından Çınar ilçesinin Şükürlü Mahallesi'nde gözyaşları arasında toprağa verildi.

 

Adliye önünde açıklamaya Mızraklı ve Kaya’da katıldı

Öte yandan eşi tarafından katledilen Av. Müzeyyen Boylu için STK temsilcilerinin katılımı ile Adliye önünde basın açıklaması düzenledi. Basın açıklamasına Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Adnan Selçuk Mızraklı, Baro Başkanı Cihan Aydın, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya, Diyarbakır Tabipler Odası Başkanı Şerif Demir, STK temsilcileri ile çok sayıda avukat katıldı. Basın açıklamasına katılanlar Boylu’nun fotoğrafını yakalarına astı ve kadın cinayetlerine dikkat çekmek için “Kadın Cinayetleri Politiktir”, “Haksız Tahrik İyi Hal İndirimi İstemiyoruz”, “İtaat Etmiyoruz”, “Kadına Yönelik Şiddet Her yerde”, “Yasta Değil İsyandayız” ile “Kadın Cinayetlerini Durduracağız” hazırlanan afişleri taşıdı.

3.JPG

 

Eril zihniyet yaşam hakkı tanımıyor

Avukatlar adına basın açıklamasını Diyarbakır Barosu Yönetim Kurulu Üyesi ve Kadın Hakları Merkezi Üyesi Habibe Danışman Değer yaptı. Değer, “Boşanma davalarının bu denli uzun sürdüğü, kadının her durum ve şartta başkasına ait sayıldığı, kadına yönelik şiddet ve cinayetin hak olarak görüldüğü bu dönemde toplumsal, yasal, yönetsel ve yargısal tüm durumların kadın cinayetlerinin nedenleri olduğunu belirtmekteyiz. Yaşamın her alnında eril zihniyet kadınlara yaşam hakkı tanımamaktadır. Bu eril zihniyet ve beraberindeki erkek şiddeti bir gün içerisinde 3 kadını daha katletmiştir. Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri maalesef Türkiye'nin rutin bir gündemi haline gelmiştir. Daha doğrusu rutin hale gelen cinayetleri kanıksar hale geldik, getirildik. Toplumun önde gelenlerinin, politik ve inanç önderlerinin ve daha da önemlisi medyanın kurduğu dil bu şiddet ve cinnet halini körüklemektedir. Geniş bir hukuksal yorumla bu aktörler, aynı zamanda kadına yönelik şiddetin azmettiricisidir de.”ifadelerini kullandı.

 

Teşvik edenler cinayetten sorumludur

Yaşamın her alanında şiddet ve nefret söylemi, eğitim sistemindeki cinsiyetçi yaklaşımlar ile başladığını; sonrasında yaygınlaşarak devam ettiğine dikkat çeken Değer,  “Evinin kadını söylemi, çalışan kadına yönelik ayrımcı ve aşağılayıcı söylemler; kadının giyim ve yaşam tarzından hareketle meşrulaştırılmaya çalışılatı şiddet ve nefret söylemleri; kadını ekonomik, sosyal ve siyasal yaşamdan izole etmekte; itiraz eden kadın şiddete uğramakta, katledilmektedir. Meslektaşımızın, doktor olan kişi (eşi) tarafından öldürülmesi, şiddetin toplumsal statü tanımaksızın toplumun bütün katmanlarına sirayet ettiğini göstermektedir. Konumu ve statüsü ne olursa olsun bütün erkekler şiddet potansiyeli taşımakta, kadınlar ise risk altında kalmaktadır. Kadına yönelik şiddeti ve cinayetleri önleme kapasitesi olan 6284 sayılı kanunun "aile karşıtı ve yuva bozan" bir kanun olarak lanse edilmesi, kadına karşı şiddeti meşrulaştıran diğer bir temel nedendir. Yasanın etkin bir şekilde uygulanması, kadına yönelik şiddeti önleme kapasitesine sahipken, uygulayıcıların yasaya yönelik politik yaklaşımları, yasanın gereksiz bir yasa olarak tanımlanması ve dolaysıyla uygulamadan kaynaklı sorunlar, kadına yönelik şiddet ve cinayetleri önlemekte yetersiz kalmaktadır. 6284 sayılı yasa, eksiksiz uygulanması halinde kadına yönelik şiddeti önleme kapasitesine sahiptir. Dolayısıyla bu yasanın aleyhinde çalışma yürütmek yerine, yasanın aktif bir şekilde, eksiksiz olarak uygulanmamasını teşvik edenler yaşanan cinayetlerden sorumludur.” dedi.

 

Tüm meslektaşlarımızın başı sağolsun

Diyarbakır Barosu olarak taziyeleri baronun hizmet binamızda kabul edeceklerinin bilgisini veren Değer, “Bu vahşi cinayetin, başka ölümlere neden olmaması için elimizden gelen her türlü çabayı sarf edeceğimiz, soruşturma ve kovuşturma sürecinin takipçisi olacağımızı, failin en ağır şekilde cezalandırılması için tüm gücümüzle çalışacağımızı kamuoyuna deklere ediyoruz. Kadın cinayetlerinin durdurulamadığı günlerden geçiyoruz. Ve bir kez daha bu acı olayla, şiddet uygulayanın eğitimli olup-olmamasının kadına bakış açısını değiştirmediğini, toplumsal statü ve eğitim düzeyi değişmeksizin kadın üzerinde tahakküm kuran erkek egemen bir bakış açısının devam ettiğini görmekteyiz. Kadın cinayetlerinde koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınmadığı, yargılamaların adil-etkin-hızlı yürütülmediği müddetçe de bu cinayetlerin önüne geçmek mümkün olmayacaktır. Kadına yönelen erkek şiddetini bir kez daha kınıyoruz. Sözlerimize katledilen meslektaşımızın sözleriyle son veriyoruz. "Kadına yönelik şiddetin her türlüsünün karşısında olup tüm kadınların da kendi doğal hakları konusunda bilinçlenip bu konuda güçlü bir tutum sergilemeleri gerektiğini ifade ediyoruz. Ayrıca devletin şiddete uğrayan kadınlara yönelik can güvenliğinin sağlanması ve yasal haklarını kullanabilmeleri için bir takım tedbirler alması gerekmektedir. Her şeyden önce kadının kendi özgürlüğüne endekslenmesi en doğru tutumdur. Her zamankinden daha fazla bu temelde kadının bunu hak ettiğini ve buna ihtiyaç duyduğunu belirtiyoruz." Kadın meslektaşımızı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşadığımız', kendisine Allah'tan rahmet, ailesine, tüm sevenlerine, Diyarbakır Barosuna ve tüm meslektaşlarımıza başsağlığı diliyoruz.”

 

Hekimin görevi yaşatmak

Değer’in açıklamalarının ardından konuşan Diyarbakır Tabip Odası Başkanı Şerif Demir, asıl görevi yaşatmak olan bir hekimin cinayette karışmasından dolayı üzgün olduklarını belirtti.

Yapılan açıklamaların ardından Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Adnan Selçuk Mızraklı, Baro Başkanı ve Yönetimi, DTSO Başkanı, avukatlar ile birlikte Müzeyyen Boylu’nun ailesine taziye dileklerini iletmek için Çınar’a bağlı Şükürlü Mahallesi’ne geçtiler.

 

Cinayet Meclis gündeminde

Bu arada HDP Milletvekili Meral Danış Beştaş, Issı cinayetini Meclis gündemine taşıdı. Beştaş, Aile Bakanına, "Avukat Müzeyyen Boylu cinayeti konusunda bir açıklama neden yapmadınız? Bu davaya müdahil olacak mısınız?" diye sordu. Beştaş, İstanbul Sözleşmesi'nin gereklerinin neden yerine getirilmediğini de sordu.

Cinayeti Meclis gündemine taşıyan HDP Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş, Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’un yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

HDP’li Beştaş, “Son bir yıl içerisinde kaç kadın koruma talebi ile yargı mekanizmalarına başvurduğu halde şiddete maruz kalmıştır? Bu şekilde kaç kadın yaşamını yitirmiştir?” sorusunun yanıtını istedi. Müzeyyen Boylu ile aynı gün Aydın Çine’de Nergis Yavaş’ın ve İzmir Ödemiş’te Gizem Tabak’ın erkek şiddetine maruz kalarak yaşamlarını yitirdiğini belirten Beştaş önergesinde şu ifadeleri kullandı: “Mesut Issı’nın eşini daha önce de iki kez öldürme teşebbüsünde bulunulduğu ve uzaklaştırma kararı olduğu bilgisi mevcuttur. Bahse konu elim olay, uzaklaştırma ve koruma kararlarının ne denli etkisiz olduğu ve yargının mevcut yasaları uygulama noktasında şiddeti engelleyecek kararlar almaktan uzak olduğunu bir kez daha gösterirken, erkek şiddetinin her yerde yaşandığına, kişilerin sosyo-ekonomik durumları, statüleri, mesleklerinden azade bir şekilde her kesim açısından bir vakaya dönüştüğüne bir örnektir.”

 

KAÇ KADIN ÖLDÜRÜLDÜ?

Beştaş’ın yönelttiği sorular şöyle:

AK Parti iktidarı müddetince kaç kadın, erkek şiddeti neticesinde yaşamını yitirmiştir? Kadın ölümlerinin yıllara, illere ve yaşa göre dağılımı nasıldır?”

Bakanlığınızın kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerine ilişkin yürüttüğü çalışmalar var mıdır? Kademe kademe ifade etmeniz mümkün müdür? Şayet bir çalışma yürütülüyorsa neden şiddet ve cinayet giderek artmaktadır?

Son 17 yıllık süreçte kadın ölümlerinin azalan değil artan bir çizgide seyretmesinin sebepleri üzerine çalıştınız mı? Bu nedenlere ilişkin etkin bir çalışma neden yürütmediniz?

Kadına yönelik şiddet eylemlerine dair kolluğa yapılan şikâyetlerin sonuç vermemesinin sebep ve gerekçesi nedir? Kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet ile ilgili emniyette ayrıca bir birim kurulması yönünde bir çalışma yürütülecek midir? Ya da kolluk görevlilerine toplumsal cinsiyet temelinde eğitim çalışmaları yapılacak mıdır? Kolluk görevlilerinin kadının maruz kaldığı şiddet eylemleri karşısında etkisiz kalmasının nedenlerine dair bir çalışma yürütülmüş müdür? Yürütülmemiş ise bu konunun değerlendirmeye alınması gündeminizde olacak mıdır?

Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri ile biten olaylarda yargı mekanizmasının tutumunu nasıl değerlendirmektesiniz? Başvuru yapılan mahkeme yahut savcılıkların önleyici tedbir almamalarının sebep ve gerekçeleri nedir? Yargıya başvuru yapıldığı halde koruma kararı alınmaması nedeniyle birçok kadının öldüğü hususu çokça tartışılmış olmasına rağmen bu konuda etkin bir çalışma yürütülmemesinin izahı nedir?

Hâkim ve savcılara toplumsal cinsiyet eğitimi verilmesi yönünde bir çalışma neden hayata geçirilmemektedir? Bakanlığınız döneminde böyle bir çalışma yürütülmesi gündeminizde olacak mıdır?

Son bir yıl içerisinde kaç kadın koruma talebi ile yargı mekanizmalarına başvurduğu halde şiddete maruz kalmıştır? Bu şekilde kaç kadın yaşamını yitirmiştir?

Erkek şiddeti ve erkek şiddeti neticesinde kadınların yaşamını yitirdikleri vakaların üzerinin örtülmesine ilişkin Bakanlığınız özel bir çalışma mı yürütüyor? Olayların üzeri kapatılarak yok sayma eğiliminin sebebi nedir?

Erkeklerin şiddet eylemlerini meşru görmesinin ve uygulamasının nedenleri tespit edilmiş midir? Bu konuda çalışma yapılması için daha kaç kadının ölmesi gerekiyor?

Müzeyyen Boylu’nun ölümü, erkek şiddetinin, meslek ve sosyo-ekonomik koşullardan azade bir şekilde toplumun her kesiminde mevcut olduğu gerçeğini bir kez daha deşifre etmekle birlikte erkek şiddeti iktidarınızın icraatları ve dilinin bir yansıması olabilir mi?

 

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’Nİ HATIRLATTI

İstanbul Sözleşmesi’nin gerekleri neden yerine getirilmemektedir? Türkiye bu sözleşmeye ev sahipliği yapmış olmanın dışında neden meselenin çözümü noktasında hiçbir faaliyet yürütmemektedir? İstanbul Sözleşmesi’nin gerekleri yerine getirilecek midir? Bu hususta yasal düzenleme yapılması yahut yasa hükümlerinin uygulanmasındaki eksikliklerin giderilmesi yönünde bir çalışma yürütülecek midir?

Avukat Müzeyyen Boylu cinayeti konusunda bir açıklama neden yapmadınız? Bu davaya müdahil olacak mısınız?

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.