Bedirhanoğlu: DİN İNSAN ONURUNU KORUMAK İÇİN VAR

Bedirhanoğlu: DİN İNSAN ONURUNU KORUMAK İÇİN VAR
Bedirhanoğlu: DİN İNSAN ONURUNU KORUMAK İÇİN VAR...

Sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı ve operasyonların sürdüğü mahallelerdeki yaralıların tedavi edilememesine ve cenazelerin alınamamasına tepki gösteren Demokratik İslam Kongresi Eş Sözcüsü Fadıl Bedirhanoğlu, “Bir insan öldüğü zaman Allah’ın misafiri oluyor, dünyadaki bütün ilişkileri kopuyor. Şeytan bile ondan artık vazgeçiyor ama bugün hep birlikte görüyoruz ki, bu zulmü yapanlar ölülerden vazgeçmiyor, ölüleri de cezalandırmaya çalışıyor” dedi.

Demokratik İslam Kongresinin Diyarbakır, Van ve İstanbul’da, bölgedeki yasak, operasyonlar ve çatışmaların son bulması için, geçtiğimiz Cumartesi günü başlattıkları üç günlük dönüşümlü süresiz oruç tutma eylemi sürüyor. Diyarbakır Yenişehir Sümer park’ta DİKASUM binasında sürdürülen oruç tutma eylemine ilişkin DİK Eş sözcüsü Fadıl Bedirhanoğlu ile konuştuk.

‘Zulme karşı direniş orucu’ şiarı ile başlatılan ve üç günlük dönüşümlü süresiz olarak sürdürülen oruçla birlikte, bir an önce bu çatışmalı sürecin son bulması için dualar ediliyor.

“Bu yaşananları ne dini ne de insani açıdan izah etmek mümkün değil”

DİK Eş sözcüsü Fadıl Bedirhanoğlu, “Bilindiği gibi devletin,  Kürdistan’ın belli kentlerinde akla hayale gelmeyen, hiçbir dini ve insani ölçüye sığmayan uygulamaları var. Topla tankla insanların evleri üzerlerine yıkılıyor. Ayrım gözetilmeden diri olan her şeye ateş ediliyor. Kadın erkek, genç yaşlı, çocuk demeden İnsanlar öldürülüyor. Bebek öldürülüyor, 11 çocuklu kadın, yaşı 80’in üzerinde insan öldürülüyor. İnsanlar aylarca bütün yaşam olanaklarından mahrum ediliyor. Bu yaşananları ne dini ne de insani açıdan izah etmek mümkün değil. Bütün bunlar gerçekten insanın tahammül sınırlarını aşan bir durum. İşte bütün bu hem insani hem de dini olmayan uygulamalara karşı Demokratik İslam Kongresi  (DİK) olarak defalarca basın açıklaması yaptık. Hatta Belediye önünden Dağkapı meydanına bir yürüyüş yaptık ve orada da bir basın açıklaması düzenledik. Görüşlerimizi, tepkilerimizi kamuoyuyla paylaştık.

 

dik-oruc-tutuyor-(1).jpg

“Mevcut yasalar zaten felaket yasalar, adil olmayan yasalardır”

Bütün toplumsal kesimlerden gelen tepkilere, eleştirilere rağmen maalesef devletten olumlu yönde bir tepki gelmiyor. Bırakın olumlu bir tepkiyi, devleti eleştiren herkese düşmanca bir tutum sergileniyor. 1128 akademisyenin bildirisine karşı bizzat Cumhurbaşkanı, Başbakan düşmanca davranışlarda bulundular. Tüm bu insani olmayan hatta yasal da olmayan, bir Cumhurbaşkanının sürekli olarak savcılara, hakimlere, yargıya talimatlar vermesi sanırım hiçbir hukuka sığmaz. Yine,  Cumhurbaşkanının Kaymakamlara hitaben sarf ettiği sözler bizi dehşete düşürdü. Mevcut yasalar zaten felaket yasalar, adil olmayan yasalardır. Bu adil olmayan yasaları bile hiçe sayın, inisiyatif kullanın diyen bir Cumhurbaşkanı var. Bir Cumhurbaşkanı nasıl der ‘mevzuatı bir yana koyun.’ Cumhurbaşkanı hukuku bir kenara koyarsa vatandaş ne yapsın?

“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır

Bütün bunlara rağmen biz DİK olarak şöyle bir karar aldık. İslam toplumunun genelini kapsayan bir sıkıntı, felaket, bela oluştuğu zaman peygamberimiz (S.A.V) sahabelerine oruç tutmalarını ve oruçluyken dua etmelerini emretmiştir. Örneğin kuraklık, kıtlık zamanlarında oruç tutulmasını ve dua edilmesini istemiştir çünkü insanın Allah’a en yakın oldukları zaman oruçlu oldukları zamandır. Biz de DİK olarak bu İslami kaynaktan ilham alarak, Amed’de, İstanbul’da ve Van’da Allah için oruç tutma ve bu musibetin halkımız ve bölgemiz üzerinden kalkması için dua etme gibi bir eyleme başvurduk. Tabii ki bu eylemimizle birlikte bütün Müslümanlara, bütün duyarlı insanlara da çağrı yapıyoruz. Herkesin bu musibete karşı duyarsız kalmamasını ve gücü oranında sesini çıkarmasını istiyoruz. Çünkü ‘haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.’ Böyle bir zulüm karşısında kimse sessiz kalmaması ve herkesin tepkisini dile getirmesi noktasında insanları uyarmak için bu eylemi yapıyoruz.

dik-oruc-tutuyor-(4).jpg

 

“Tüm Müslümanlar bireysel olarak oruç tutma eylemimize katılabilirler”

Biz DİK bileşenleri olarak dönüşümlü gruplar halinde oruç tutma eylemimizi sürdürüyoruz fakat bu halka açık bir eylemdir, tüm Müslümanlar bireysel olarak oruç tutma eylemimize katılabilirler. Biz kimseye yok diyemeyiz, çünkü herkesin zulme tepki gösterme hakkı, özgürlüğü vardır. Biz bütün Müslümanlara çağrı yapıyoruz ama ille de oruç tutarak da değil kendilerine göre bir şekilde tepkilerini gösterebilirler.

“Peygamberimiz (S.A.V)  peygamber olduğu halde günde 70 defa tövbe ederdi”

Oruç tutma eylemimiz üç gün dönüşümlü ve süresiz bir eylemdir. Allah için oruç tutacağız ve bu musibetin kaldırılması için dua edeceğiz. Zalimlerin bir an önce akılları başlarına gelip tövbe etmeleri için dua edeceğiz. Peygamberimiz (S.A.V)  peygamber olduğu halde günde 70 defa tövbe ederdi. Yani kendini eleştirirdi, özeleştiri yapardı. Biz hiçbir kimsenin peygamberden daha büyük olmadığını, herkesin her gün defalarca özeleştiri yaparak eksikliklerini görmesi, yanlışlarından vazgeçmesi gerektiğini söylüyoruz.

“Cenazeye saygı duymayan inanmış değildir”

Bölgedeki yasaklar 60 günü geçti ve insanlar özgürlüklerinden ve bütün yaşam olanaklarından mahrum bırakılıyor. Hiç kimsenin insanlara bunu yapmaya hakkı yoktur. Bu Kral da olabilir Halife de olabilir. İnsanlar kendi evlerinde öldürülüyor, bu dünyadaki zulümlerin en büyüğüdür. Öldürülen insanların gömülmesine müsaade edilmiyor. Bir insan öldüğü zaman Allah’ın misafiri oluyor, dünyadaki bütün ilişkileri kopuyor. Şeytan bile ondan artık vazgeçiyor ama bugün hep birlikte görüyoruz ki bu zulmü yapanlar ölülerden vazgeçmiyor, ölüleri de cezalandırmaya çalışıyor. Peygamberimiz (S.A.V) bir yerde otururken bir cenaze geliyor ve peygamber yağa kalkıyor, saygı duruşunda bulunuyor. Sahabeler peygambere diyor, ‘Ya Resulallah o bir Yahudi’dir, siz Allah’ın Resulüsünüz neden kalkıyorsunuz?’ Peygamber (S.A.V) diyor, ‘ bu bir insandır.’ Çünkü Cenabı Allah insanları en değerli varlık olarak yaratmıştır. Müslümanları demiyor yüce Allah,’insanları mükerrem kıldım’ diyor. Hele hele ben Müslüman’ım diyen insanlara saygı duymuyorsa o Müslüman değildir. Cenazeye saygı duymayan inanmış değildir. Peygamberin saygı duyduğuna biz saygı duymazsak nasıl onun ümmetinden olduğumuzu iddia edebiliriz, söyleyebiliriz. Bizim dinimize göre bir cenaze olduğunda o bölgenin bütün insanları üzerinde, o cenazenin en kısa zamanda defnedilmesi görevi vardır. Bütün Müslümanların üzerine cenazeyi, techis, tekfin ve defnetme farzdır. Cenazenin defnedilmesi ne kadar ertelenirse farz-ı kifaye sorumluluğu Müslümanların üzerinde kalıyor. Ve Allah onları sorguya çekecek. Eğer birileri cenazenin defnedilmesi engelliyorsa tabii ki bütün sorumluluk onlara aittir. Hiç kimsenin Allah’ın bu farz-ı kifayesini engelleme hakkı yoktur. Hem Allah’ın farz kıldığının yerine getirilmesini engelleyeceksin hem de Müslmanım diyeceksin, yok böyle bir yağma. Hem zulüm yapacaksın hem Müslümanım diyeceksin, yok böyle bir şey. Kur’an-ı Kerim şöyle der: ‘Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.’ Bir kişinin hem Allah’ın lanetine müstahak olması hem de Müslüman olması düşünülemez, bu çelişkidir.

“Sen eğer zulüm ediyorsan Müslüman değilsin”

 Her ben Müslümanım diyen, oruç tutan, namaz kılan Müslüman olamaz. Çünkü bunların hepsi Müslüman olduktan sonradır. Sen eğer zulüm ediyorsan Müslüman değilsin.  Ankebut suresinin 2. Ayetinde Allah şöyle diyor: ‘İnsanlar zannediyor mu ki, biz sadece iman ettik demekle biz onlardan vazgeçeceğiz, onları imtihan etmeyeceğiz.’ Eğer insan imanının gereği gibi bir kişilik sahibiyse ve imanın gereği bir yaşam tarzı içindeyse, ibadeti ancak o zaman anlam buluyor. Eğer ibadet insanları kötü şeyleri yapmaktan alıkoymuyorsa o zaman ne anlamı olur. Münafıkların reisi de ben iman ettim diyordu ve sürekli peygamberin arkasında namaz kılıyordu. Hatta bazen cihada da gidiyordu fakat münafıkların reisi idi ve onun gibi nice münafıklar vardı. Kuran’a göre, münafıklar cehennemin en altındadırlar.

dik-oruc-tutuyor-(15).jpg

 

“Peygamber sadece bir hakemdi,  o adaletin hakemiydi”

Bugün İslam o kadar yozlaşmış olmuş ki, bazıları neredeyse bir tekel kurmuş. Bazı kişiler, benim istediğim kişi Müslüman’dır, istemediğim kişi Müslüman değildir diyebiliyorlar. Cenabı Allah peygambere bile Krallık, Sultanlık yetkisi vermemiştir. Bu konuda çok sayıda ayet var; ‘Sen onların üzerinde hükümdar değilsin, sadece tebliğcisin, elçisi’ der. Fakat bunlar ne yapıyorlar, İslam adına Kral oluyorlar, devlet başkanı oluyorlar. Peygamber (S.A.V)Medine devleti kurduğu zaman hiçbir devlet başkanı yoktu, Peygamber sadece bir hakemdi. Ne Kral, ne Sultan ne de devlet başkanıydı, o adaletin hakemiydi. Bunlar ise İslam adına Hz. Muhammet’den daha çok yetki alıyorlar ve biz Müslüman’ız diyorlar.

“İnsan onurlu bir varlıktır ve bütün dinler bu onuru korumak için gelmiştir”

 Bir başka husus insanlar yaralanıyor, hastaneye gitmesi gerekiyor. Veyahut da kendi evinde hastadır ve hastaneye gitmesi gerekiyor. Çok sayıda hasta da sokağa çıkma yasakları yüzünden, hastaneye gidemediği için yaşamını kaybediyor. Kur’an ayetidir, ‘bir insanı öldüren bütün insanları öldürmüş ve bir insanı yaşatan da bütün insanları yaşatmış sayılır.’ Hastaların tedavisine, insanların yaşmasına engel olmak dini açıdan da insani açıdan da kabul edilemez. Bütün kutsal kitaplarında bütün peygamberlerin de temel hedefi, insan onurunun rencide edilmemesidir. Dinler bunun için var, insan için var. Din insanın onursuz bir duruma düşmemesi için var. İnsan onurlu bir varlıktır ve bütün dinler bu onuru korumak için gelmiştir. İbadetlerin farziyetinin hedefi de budur, insanların onursuz bir hale gelmemesidir.

“İslam dini zalimliği reddettiği gibi mazlumluğu da ret ediyor”

İnsan insana zulüm ediyor, bir insan zalim biri mazlum oluyor. İslam dini zalimliği reddettiği gibi mazlumluğu da ret ediyor. Çünkü her ikisi de insan onuruna yakışmıyor. Zalimlik başka insanın sınırına tecavüzdür ve onursuzluktur. Allah’ın katında mazlumluk da kabul edilmezdir, çünkü insanın kendi mazlumluğunu kabul etmesi, zalime boyun eğmesi de yanlıştır. Mazlumiyeti kabul eden insan da zalim haline geliyor, çünkü zalime tepki göstermesi gerekirken sessiz kalıyor. Bugün İslam adına hareket eden cemaatlerin tepkisiz kalmaları aslında en kötü, anlaşılmaz şeydir. Ben Müslüman’ım diyen herkes zulme tepki göstermelidir. Mazlumun da zalimin de dini, kimliği sorulmaz. Zalim ki olursa olsun karşı çıkılır, mazlum kim olursa olsun desteklenir. Hucurat suresinin 9. Ayetinde cenabı Allah Şöyle diyor: ‘Eğer iki taife Mümin birbirleriyle çatışırlarsa, size emrediyorum gidin onların aralarını bulun. Eğer taraflardan birisi diğerine karşı barışı kabul etmezse hepiniz onlarla mücadele edin, taa ki Allah’ın emrine teslim olana kadar.’ Allah’ın emri barıştır. Bakara Suresinin 208. Ayeti, ‘Ey iman edenler, hepiniz topyekûn barış içinde yer alınız’ derken Allah barışı emrediyor. Allah, nasıl ki, namazı, orucu, haccı emrediyorsa barışı da emrediyor. Bizim bugün barış için gösterdiğimiz tepki Müslüman’ca asgari bir tepkidir. Biz onlar için de dua ediyoruz, Allahım onları ıslah et, çünkü zulme karşı mücadele sadece mazlumlar için değildir aynı zamanda zalimlerin zalimlikten vazgeçirilmesi içindir de. Eğer biz zalimleri bu zulümden vazgeçirirsek onları Allah’ın lanetinden kurtarmış oluyoruz. Zulüm yapan insan kim olursa olsun, hangi dinden olursa olsun Allah’ın lanetine müstahak olmuş oluyor.

“İslam adına, İslami şiarlarla yapılan barbarlıklar Islama yapılan en büyük düşmanlıktır”

Barış imkânı olduğu halde savaşta ısrar etmenin İslam’da hiç bir yeri yoktur. Hz. Muhammet’in bütün savaşları savunma savaşlarıdır, saldırı savaşları yoktur. Allah peygambere, akılla, mantıkla, öğütle insanları doğru yola gelmeleri için güzellikle mücadele etmesini söyler. İslam adına, İslami şiarlarla yapılan barbarlıklar Islama yapılan en büyük düşmanlıktır. Bunlara Müslüman denilemez, bunlar islam'ın en büyük düşmanlarıdır.

“Fitne, insanları öldürmekten daha beter bir zulümdür”

İnsanları zorla düşüncesinden vazgeçirmek, zorla evlerinden göç ettirmek, evlerini insanların üzerine yıkmak Kuran’da fitne olarak tabir edilmiş. Fitne, insanları öldürmekten daha beter bir zulümdür. İnsanlar kendi işlerinde, pazarlarında, hayatlarında iken bunları abluka altına almak, onları insani geçim imkânlarında ayrı koymak, göçe zorlamak dünyanın en büyük zulmüdür. Ve ilginçtir, İslam’ın ilk savaş izni bunlara karşıdır. Tam da bugünkü duruma denk düşen bir durum. Bugün insanlar sadece barış istediği için, Allah’ın onlara verdiği hakları istedikleri için; çünkü Allah Türkleri Türk, Kürtleri de Kürt olarak yaratmış. Herkese bir dil vermiş ve kendilerini ifade etsinler diye, şimdi bunları talep eden insanların evlerini üzerlerine yıkmak, onları göç ettirmek, tıpkı Mekke müşriklerinin yaptığıyla eştir, onlardan zerre kadar bir farkı yoktur.

“İnsanlar dara düştüklerinde onlar desteklemek farzdır”

Biz DİK olarak bütün mazlumların yanında olmak zorundayız ve bütün Müslümanları evlerinden göç ettirilen yurttaşlarımıza destek olmaya davet ediyoruz. İnsanlar dara düştüklerinde onlar desteklemek farzdır.  ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir’ hadisi rehberimizdir. Yine zulme karşı mazlumun yanında yer almak her Müslümanın üzerinde farzdır.

“Barış, diyalog imkânı varken savaşa başvurmanın hiçbir haklı gerekçesi yoktur”

Bugünkü durum tamamen İslam dışılıktır. Bu durumdan bir an önce çıkılmalıdır. Bugün bu zulmü yürüten yöneticiler eğer kendilerine müslümanım diyorlarsa biran önce bu savaşı durdurmaları gerekiyor. Bu insanların hepsi bizim insanlarımız, hepsini tanıyoruz. Bu insanlar gökten inmedi hepsi bu halkın insanlarıdır. Müzakere edilerek, görüşmeler yapılarak bu durum ortadan kaldırılabilir. Görüşmeler başlamışken ve belli bir aşamaya da gelmişken, anketlere göre Türkiye’nin % 75’inin destek verdiği bir tablo ortadayken, durup dururken bu sürecin bozulması, bu süreci bozanların gazabını getirir kendilerine. Bir an önce bu savaş durdurulmalı bu ablukalar kaldırılmalı ve müzakereler başlatılmalıdır. Siyasi partiler niçin vardır? Bu bölgede %90’lara varan oy alan bir parti vardır mecliste. Neden bu partiyle sorunları mecliste çözmüyorsunuz. Görüşmeler olduğunda ne savaş vardı, ne insanlar ölüyordu; herkes mutluydu, sevinçliydi, iyimserdi. O parti dün görüşmeler sırasında da vardı bugün de var hatta bugün daha güçlü bir şekilde mecliste neden sorunlar mecliste konuşularak çözülmüyor. Barış, diyalog imkânı varken savaşa başvurmanın hiçbir haklı gerekçesi yoktur.  Herkes aklıselime gelmeli ve empati yapmalıdır. Örneğin diyelim bugün Kürtler iktidardadır ve Türklere bunu yapıyorsa biz hepimiz Kürtlere karşı mücadele etmeliyiz. Hiç kimsenin kimseye bunu yapmaya hakkı yoktur. Şimdi Kürtler iktidarda olsa ve Türklerin dilini yasaklasa olur mu, onların dilini sen vermedin ki sen yasaklıyorsun. Onların kimliğini sen vermedin ki sen sınırlandırıyorsun. Tüm bunlar insanlık dışı düşünceler, muamelelerdir. Hepimiz Allah’ın emrine, barışa dönmek zorundayız ve barış da silahla olmuyor, görüşmelerle, diyaloga, müzakereyle olur barış. İnsana hakkı olanı vermemek firavunluktur.

 

Ali Abbas YILMAZ /ÖZEL HABER

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.