1. YAZARLAR

  2. Abidin Yağmur

  3. Belki de hiç başlamadı, hiç bitmedi
Abidin Yağmur

Abidin Yağmur

tigrishaber
Yazarın Tüm Yazıları >

Belki de hiç başlamadı, hiç bitmedi

A+A-

 

Oldu mu on sene, on beş sene; görüşemedik, bir haber alamadık, yazmak da gelmedi aklımıza, aklımızdan çıkmadığın halde.

Oysa yazılacak çok şey vardı, bir hikâye vardı mesele, hikâyenin başkahramanı sen…

Nasıl başlıyordu, nasıl bitiyordu unuttum…

Belki de hiç başlamadı, hiç bitmedi, bilmiyorum.

***

Fakat bir sahne var aklımda:

2005 senesi olmalı, belki 2006, belki daha öncesi, daha sonrası…

Kış.

Hava soğuk.

Mersin.

Hastane Caddesi’nin, Fabrikalar Caddesi’nin ara sokaklarında eski evler var, yoksul evleri, bekar evleri. Evlerin kimi umutsuzluk içinde, perişan. Nem kokulu, soğuk…

Evlerin kimi umut içinde, tertipli, temiz. Sigara kokulu. Elektrikli sobanın gücü oranında sıcak.

Sen o umutlu evlerden birinde kalıyorsun, ben ta uzakta bir kenar mahallede.

Akşamları, 21.00 ila 22.00 sularında, Hastane Caddesi ile Fabrikalar Caddesi’nin kesiştiği yerde, o köşede karşılaşıyoruz.

Kareli kumaştan, bel hizasına kadar inen bir ceketin var. Ellerin hep o ceketin cebinde. Atkını burnunun üzerine kadar çekiyorsun. Sadece gözlerin görünüyor. Gözlerinden tanıyorum seni. Bir de yürüyüşünden…

Karşılaştığımız an, atkını indiriyorsun yüzünden, selamlaşmak için. Ben gülüşüne dalıyorum. Bir de gözlerine… Bir de burnunun güzel biçimine, yanağında belli belirsiz gamzeye…

Yan yana yürüyoruz en fazla 200 metre…

Caminin oradan, bir ara sokaktan yukarı çıkıyorsun sen, ben düz yürüyorum istasyona doğru.

Dönüp bakıyorum sana, ardından…

Ellerin üşümüş. Ellerin ceplerinde…

Ellerim üşümüş. Ellerim ceplerimde…

Aynı ayazın altında üşüyoruz, uzaktan uzağa.

Bir sokağa giriyorsun, kayboluyorsun. Sokağa girer girmez bir sokak lambası çıkıyor olmalı karşına. Çünkü gölgen senden sonra giriyor sokağa, o da kayboluyor usulca.

Hâlâ bilmiyorum, sen de dönüp bakıyor musun ardına, ardıma…

***

O kış, her akşam, senle ben o köşe başında, o ıssız caddede karşılaşıyoruz.

Havadan sudan birkaç laf.

O kadar…

***

Mevsim dönüyor sonra…

Artık ıssız caddede de gölgen yok.

Ben her akşam, aynı saatte geçiyorum oradan, ayrıldığımız yerde duruyorum, bakıyorum, sen de yoksun, gölgen de…

Uzaktasın.

Yazışıyoruz.

Bir gün, senin başkahraman olduğun bir hikâye yazacağımı söylüyorum sana.

‘Okurum bir gün’ diyorsun…

Aradan on sene mi geçiyor, on beş sene mi, karşılaşıyoruz. Dün ayrılmışız da araya bir gün girmiş gibi muhabbetin, hâlâ sıcak.

Fakat bir hikâye vardı, senin başkahraman olduğun…

Nasıl başlıyordu, nasıl bitiyordu unuttum…

Belki de hiç başlamadı, hiç bitmedi…

Bilmiyorum…

Bu yazı toplam 3119 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.