1. YAZARLAR

  2. Gani Türk

  3. Buğday ateş ve metal
Gani Türk

Gani Türk

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Buğday ateş ve metal

A+A-

Yıldızların akşamüstü sakinliğinde, serin rüzgârların şahitliğinde demlenen zaman bir çay kadar vaz geçilmezdir. Bu nefes demlenmeleri bahar yağmurlarının serdengeçtisidir.

Her nefes verildiğinde yağmur umudu taşıyan bulutlar hüznüne dönüşür zaman. Bir şeyler ölür, bir şeyler eksilir ömürden, fakat karşılığında yeni anlam ve beklentiler de doğar. Doğa her yüzüyle uyanıp yeşermeye başlar mesela. Bu, sessizliğin kuytu köşelerinde nefes alıştır.

Gökyüzü, yeryüzü ve deniz uyanmıştır…

Yıldızlara varabilmek, yıldız olabilmek için kıyılara vuran her midye son nefesini vermeden önce onlarca bahar didinip koynunda, yüreğinde yaratıp büyüttüğü incisini adak olarak sunmuştur zamana.

Düşler, renkler ve aşklar uyanmıştır…

Zaman, yıldızların sessiz ve yalnız kuytuluklarına demir atmıştır artık, tuhaf ki yıldızların incilere ihtiyacı yoktur. Acı ki kendini, kendi kaderini arıyordur yuvası zulüm kıyılarında yıkılan inciler, çünkü rüzgâr her zaman masum esmemiştir.

İn, cin ve doğa uyanmıştır…

Dost Ülkesinde çıngırak sesleri eşliğinde dörtnala esen ihanet ve zulüm rüzgârları taş ve kılıçtan yeşerme metal bir barut yüklenmiştir.

Gece yarısı sokaklarında özgürlük şarkıları eşliğinde geleceklerini arayan gökyüzü çocukları denizlere akıp aşk ülkesindeki sevgililerini arıyorlardır. Dost Ülkesi dostluğu katledecek kadar hırslanmıştır.

Buğday, metalin doğum sancılarına yardım ve yataklık etmiştir. Masumiyet bir daha yeşermemek üzere ölmüştür. Biz ve onlar diyenler yanılmış veya yenilmiştir. 

“Hırs dostun geleceğini öldürür” diye fısıldıyordur mekân

Kardeştir kaderdaşlar, biri yanarken diğeri ölüyordur

Billuri bir masumiyetin şahitliğinde yoldaştırlar

Çünkü birileri yıldız toplarken diğerleri inci katilidir

Üstünü kim getirecek kavgasında

Aklın hilesi vardır

Birileri utanıyorken birilerinin ar damarı çatlamıştır

Yutarlar diyordur en katilleri

Mide boştur akıl hoştur

Yağ kıvamındadır çoğunluk

Midyeler canhıraş çaresizliğindedir

Deniz vebalıdır

Gökyüzü hasta, yıldızlar kanserlidir

Yazgıdır bütün mesele ve yazgı varlığın tercihidir, kekeme aklı

Niye kekemesin diye hesap soruyordur sevgili

Susuyorsundur, sevdiğin hastadır

Dostun vebalı, sevgilin kanser

O yüzden

Dili olup dili dönmeyen bir kekemesindir

Her saniye düşünüyorsundur

Uyku çekilmiştir kıyılarından

Yazgı Azrail’in elinde can çekişiyordur

Azrail’in elinden alıp kendin öldürmek için yazgıyı

İsyanının son mertebesindesindir

Güzel günlere varabilmek için

Yerinden bir saniye olsun kıpırdamayan kalbin

Onlarca ölümcül hançer yaralarına rağmen direniyordur

Dayanın çocuklar bahar barış gelecek diyordur

Kanserli, vebalı çocuklar seni dinliyor; sana inanıyordur

Sen, yazgıyı kanamalı kalbinde hapsetmişsindir

Deniz ve gökyüzünü sebebi hayırlı çarpıntılara gebedir

Herkes umut yağmurlarını bekliyordur

Derler ki

Oyunları ve oyun arkadaşları gittikçe azalmış doğanın yetim çocukları her şeye rağmen yine de şendir. O çocuklar ki yıldızlar kadar masum ve her biri birer inci tanesi…

Derler ki

Prometheus tanrılardan çalınca ateşi, tanrılar heyetlerinden bir sözcü seçti ve sözcü çalınan o ateşin kimin elinde bir sırra dönüşmüşse o sır sahiplerinin buyruğunu sırra kadem bir şekilde emir bildi.

Derler ki emir şuydu; Ateşe dokunan yıldız ve incileri bilen her kim varsa hepsini lanetleyip öldürün veya birbirlerine kırdırıp nefes almalarını engelleyin, yoksa bizlerin aslında tanrı değil, Prometheus’ un işbirlikçileri olduğumuzu öğrenecekler. Ateşi Promethe’ nin soydaşları birbirlerini yakıp kül etsinler diye bizim verdiğimizi anlayacaklar.

Derler ki inanç buğdayı kılıç ve kalkana dönüştürdü ve derler ki sonrasında ölüm kültür ve sanata dönüştü, düşünce kıpırdandı, ideolojiler ortaya çıktı, kılıç kurşuna, kalkan silaha değişti ve hayat devam etti.

Derler ki sonunda bir varmış bir yokmuş dünyasında bilgeler, ulemalar binyıllarca sürecek toplantılar sonucunda şu hükme varmışlardı:

-Hangi inanç ve ideoloji olursa olsun vaat etme, umut aşılama numaralarıyla gücü eline geçirdiği anda yıldız ve inci düşmanlığı yapamaya başlar. Ne yazık ki kal u bela dan beri yalan ve dolanlara itaat etmeyi kendisine ibadet bilmiş doğanın çoğunluk çocukları farkında olarak veya olmayarak yazgıları kendi yazgılarına benzeyen yıldız ve incilerin katili olmuşlar ve olmaya devam edecekler. O yüzden ateşten, buğdaydan, metalden ve bizi sürekli kandırıp öldüren/öldürten düşüncelerden uzak durmamız lazım. Zaman aktıkça daha çok ölüyoruz/öldürülüyoruz… Eski zamanlarda daha az ölüyorduk…  Yıldız ve inci katili inanç ve ideolojik tüccarlara inanmayacağız artık, güçlenmelerine birer tuğla olmayacağız. Küçük çıkarları için dünyamızın geleceğini tehlikeye atan zalimlerin peşinden gitmeyeceğiz ve doğamıza en doğal halimizle sığınma talebinde bulunacağız. 

Derler ki, Paleolitik ve Neolitik Çağlar yani daha çok tanrıçalar çağı olan binlerce yıl önceki zamanlar daha barışçıl, daha az otoriter çağlardı ve o yüzden o çağlar daha az barbar çağlardı. Teknolojik ve elektronik olan tanrı çağları gibi, insan insanın kurdu değildi; insan sadece aç karnı için hayvanın ve doğanın kurdu idi.

Ve derler ki düşünür, bilge ve ulemaların yüzyıllarca süren ikinci ve son toplantılarında yaşlı gençler, “Tarih çook uzun ömürlü ise eğer, yeni yetme eril tanrıların insanı ve doğayı yok edici, lazer kılıçlı bu çağında eril tanrıların hırslarına itibar etmeyin, güç vermeyin. Bırakın yarattıkları çöplüklerinde birer bakteriye/virüse dönüşsünler.  Safları ipek böceği ustalığında verimli, örümcek ağı bilgeliğinde sanatsal bir şekilde sıkı örün çocuklar.” fikrinde uzlaşmışlar.

 

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 3602 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.