1. YAZARLAR

  2. Murat BAY

  3. Campo De’ Fiori/ Madımak Oteli
Murat BAY

Murat BAY

köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Campo De’ Fiori/ Madımak Oteli

A+A-

Ben her temmuz yanarım. Ateşe tapanların ayinleriyle yanarım. Çaresizliğin kuşattığı kalp atışlarına, giden sevgiliye, ölen babaya, susan türküye yanarım. Kimse bilmez Temmuz’a neler sığdırdığımı, ben her temmuz yanarım.

Hayatım boyunca beni her açıdan köşeye kıstıran bir zaman dilimine dönüştü temmuz. Büyüdükçe üstüme geldi. Sanki bütün trajedileri bu ayda yaşamam gerekiyormuş gibi hissetmeye başladım. Ondandır, temmuz ne zaman başlasa içimdeki ürpertinin sebebi.

Yazıya Campo De’ Fiori ile başlamamın sebebi temmuz değil ama. Burası “Çiçek Meydanı” anlamına gelen küçük bir bölgesi Roma’nın. Ortasında Giordano Bruno’nun heykelinin olduğu bir meydan. Yıllar sonra şehrin günah siluetine dönüşür bu sokaklar. Çünkü filozof, gökbilimci ve aynı zamanda şair yönüyle de tarih sahnesinde yer alan bir sanatçının diri diri yakıldığı yer. 1600 yılının şubat soğuğunda alevler yükselir Bruno’nun bedeninden. Düşünceleri nedeniyle ölüme mahkum edildiğinde hâkime şu cevabı verir; “Ölüm kararını bana bildirirken siz daha çok korkuyorsunuz.” Farklı düşüncelere sahipti. Evrenle ilgili araştırmalar yapıyor, şiirler yazıyordu. Diri diri yakıldı. Yüzlerce yıl önceydi. Yüzlerce yıl geçti. Haklıydı. Evrende sonsuz sayıda güneş vardı. Ama hiçbir haklılık onu geri getirmedi, çektiği acıları da. Yanarken neler düşünüyordu kim bilir.

Yüzyıllar geçti. Temmuzdu. Şenlikler için bir araya gelen insanların türküleri yankılanıyordu. Halaylar çekilecek, Pir Sultan Abdal yâd edilecekti. Kim derdi ki şiirler şairsiz, türküler bağlamasız kalacaktı. Dumanlar yükseliyordu, ben uzaklardan öksürüyordum. Sonra alkış sesleri ve alevler. Karanlık ellerin sesleriyle boğuluyordu otel odaları. Kan oldu aktı içine çocukların kıvılcımlar. Kâbus gibiydi ama değildi. Uyanamıyordum çünkü. Uyanabilsem gerçek olmayacağını anlardım. Nasıl olabilirdi? Bruno yüzyıllar önce yakmıştı içimi ve ben asla böyle bir şeyin gerçek olamayacak kadar korkunç olduğunu düşünmüştüm. Oysa oradaydı karanlık eller. Türküler yanmıştı.

Bir meydanla bir otel kaldı geriye ve acılar. Yüzyıllar geçse de insandaki yıkıcılığı harekete geçiren gücün büyüsü bozulmadı.

İnsanı sadece sevgi iyileştirebilir. Dünyadaki bütün öğretilerin temel taşı “hoşgörü” iken kendi varlığımızı bu kadar pervasızca inkâr etmenin bir anlamı yok. Bizden farklı olana karşı duyduğumuz nefretin yarattığı sonuçlar insanlığı sadece küllere dönüştürür. Bu duygular toplumda aynı zamanda kadına, çocuğa ve doğaya karşı da saldırganlığın nedenleri olur. Farklı düşünen insanların varlığına saygı duymak, içimizdeki şiddete meyilli dürtüleri törpüleyecek, sevgi ve saygıyı yaşamımızın merkezine oturtmamızı sağlayacaktır.

Bu yazı toplam 2904 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.