CHP’den ‘Hayır’ çıkarması…

CHP’den ‘Hayır’ çıkarması…
“Yatırımlarınızı çekin, Gayrı menkullerinizi satın ”

‘Hayır’ kampanyası yürütmek için Diyarbakır’a çıkarma yapan CHP heyeti, kentte yoğun ilgi ile karşılandı.

CHP Milletvekillerinin 16 Nisan Referandumu kapsamında Diyarbakır İl örgütüne destek çalışmaları sürüyor. CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin, Sezgin Tanrıkulu, Barış Yarkadaş, Mahmut Tanal başta olmak üzere 8 CHP’li vekil referandumda ‘Hayır’ kampanyası için Diyarbakır’daki çalışmalara katıldılar.

 

Bölge illerinden Batman ve Urfa’ya da gidecek olan CHP heyeti, Suriçi Gazi caddesinde esnafları dolaşarak ‘HAYIR’ kampanyasına destek arayışlarını sürdürdüler.  

 

CHP Diyarbakır İl binasında dün bir basın toplantısı düzenleyen CHP’li vekiller adına CHP İstanbul milletvekili Gürsel Tekin ve Sezgin Tanrıkulu bir açıklama yaptı.

CHP Milletvekili Gürsel Tekin’in açıklamasından satırbaşları şöyle:

 

‘İnsanlar cehennemi görmeden cennete inanmıyor’

“Tabii ki takdir ederdik ki, bütün dünyada olduğu gibi faşizmin olmadığı, baskının olmadığı, insanların, siyasi partilerin kendilerini özgürce ifade edebildiği imkânlar, olanaklar olsaydı çok daha güzel olurdu. Yani, akşamları ekranları açtığınızda ekranların %98’inin sadece tek taraflı yayın yaptığı değil aynı zamanda da bütün siyasi partilerin, siyasetçilerin kendisini ifade ettiği imkânlar, mecralar olsaydı çok iyi olurdu. Ama her şerden bir hayır çıkar derler ya son günlerde özellikle iktidar mensuplarının faşizm kelimesini kullanması doğrusu çok hoşuma gitti. Demek ki, insanlar cehennemi görmeden cennete inanmıyor.  Galiba yeni yeni onlar da faşizmin ne olduğunu, demokrasi ve özgürlüklerin sınırlandırılmasının ne kadar alçakça bir şey olduğunu fark etmiş oldular.

 

‘Rey uğruna demek ki, her şey yapılabilirmiş’

Elbette ki, Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanının da ifade ettiği gibi siyasetçilerin, siyasi partilerin, yurttaşlarla buluşup kendisini ifade etmesi son derece makul bir şeydir. Ama bugün iktidar mensubu milletvekillerinin tıpkı 1 Kasım dönemindeki yapılan terör eylemlerindeki ‘oylarımız yükseldi’ cümlesini yeniden milletvekillerinin ağzından duymamız gerçekten dehşet verici bir olaydır. Rey uğruna demek ki, her şey yapılabilirmiş. Bunu kamuoyunun takdirine sunmak istiyorum. Bu kabul edilebilecek bir şey değildir. Yani, bir tarafta sözde kavga ediyormuşsunuz gibi, etkinlikleriniz engelleniyormuş gibi bir tavır içinde olacaksınız, öbür tarafta da alelacele acaba bu polemikte oylarımız ne kadar yükseldi hesabı yapacaksınız. Bu ne insani ne de vicdani bir davranıştır.

 

‘Şirketlerinizi çekin oradan, gayrı menkullerinizi satın’

Benim Diyarbakır’dan iktidar mensuplarına bir önerim var: İşte hesap soracağız, valla ne hesabı sorulacak doğrusu bilmiyorum. Hesabı kimin adına soracaksınız onu da bilmiyoruz. Türkiye adına mı hesap soracaksınız, kendi adınıza mı hesap soracaksınız? Soracağınız hesabın ölçüsünün ne olup olmadığını da bilmiyoruz. Türkiye’nin lehine midir, aleyhine midir onu da bilmiyoruz ama size çok basit ve uygulanabilir bir önerim var; önce iktidar mensubu olan Bakanlar, Bakan çocukları, Başbakan çocukları, çok sayıda milletvekilleri çocuklarının başta Hollanda ve Almanya olmak üzere yatırımlarınızı hemen çekin. Çok basit, çok kolay; şirketlerinizi çekin oradan, gayrı menkullerinizi satın. Mademki protesto edeceksiniz, hesap soracaksınız. Ama orada onlarca şirketiniz olacak, orada para kazanacaksınız burada da caka atacaksınız. Bunu kabul etmenin mümkün olmadığını da ifade etmek istiyorum.

 

‘Son 15 yılda her doğan çocuk borçlu doğuyor’

Yine son günlerde özellikle Sayın Binali Yıldırım’ın kullanmış olduğu bir cümle var, bu anayasayla ilgili. Yani, anayasa paketindeki 18 madde çok net anlaşılabilir. Bir hukukçu olmanıza gerek yok. Okuryazarı olan 18maddeyi okuduğunda 18 maddenin de hiçbir yurttaşımızın, vatandaşımızın hiçbir Diyarbakırlının hiçbir İzmirlinin, Trakyalının derdine derman olmayacağını biliyoruz. Başbakan diyor ki, ‘Erdoğan için değil her doğan çocuk için’. Valla Sayın Başbakan, sizin çocukları bilmiyorum ama her doğan çocuk borçlu doğuyor. TÜİK verilerine bakın, son 15 yılda her doğan çocuk borçlu doğuyor. Siz her doğan çocuğa ne getiriyorsunuz; bu pakette ne var?

 

‘Damarımıza basarsanız, 17 – 25 Aralık’taki o şeyleri de size dinletmesini biliriz’

Diyorsunuz ki, her şeyi bir kişiye bağlayalım; teklik sadece Allah’a mahsustur. Yanı başımızdaki coğrafya’da yaşanan sorunların tamamının tek adamlardan kaynaklı olduğunu da herkese hatırlatmak istiyoruz. 18 maddeyi anlatamadıkları için ne yapacaklar; yani saldıracakları, kavga edecekleri hiçbir yer kalmayınca tek dayanakları CHP. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanımızın kullanmış olduğu bir cümleyi miting meydanlarında dinletiyorlar. Size bir şey hatırlatmak isterim;  damarımıza basarsanız, 17 – 25 Aralık’taki o şeyleri de size dinletmesini biliriz, hiç unutmayın! Şunu da ben size dinletmek istiyorum: ‘100 bin imza ile Cumhurbaşkanlığı seçimi de yapılır parlamento seçimi de’. Şimdi Allah aşkına paketi hazırlayan, paketi önümüze getiren,- hadi bizim zaman zaman paketle ilgili eksik bir şeyler söylememiz kabul edilebilir- ama bu paketin tamamını siz kendi elinizle yazdınız, kendi elinizle yazmış olduğunuz pakette ‘100 bin vatandaşın imzası ile seçim yenilenir’ diye bir madde var mı? Mademki öyleyse hadi onu da koyalım. Şimdi bütün bunlara baktığımızda gerçekten 18 madde uğruna Türkiye’yi zor duruma düşürmeyelim.

 

‘Diyarbakır’da tecrit edilmiş bir siyasi partinin seçmenleri var’

Bugün Diyarbakır’dayız üzülerek söylemek istiyorum, Diyarbakır’da tecrit edilmiş bir siyasi partinin seçmenleri var. Millet iradesi ile seçilmiş belediye başkanları, millet iradesi ile seçilmiş milletvekillerinin, ortada bir anayasa olmasına rağmen hukuku yok sayıp bu uygulamaları kabul etmemiz mümkün değil.

 

‘Eğer böyle bir şey varsa siz bu işlerin suç ortaklarısınız’

Sayın Başbakan’ın geçen günkü iddiası özellikle belli belediyelerin örgüte yardım sağladığıyla ilgiliydi. O zaman ben şunu Sayın Başbakan’a sormak zorundayım; biliyorsunuz her yıl belediyeler Sayıştay denetiminden geçiyor, farklı 6 tane kurumun denetiminden geçiyor. HDP’nin 20 yıllık belediyeciliğinin 15 yılında siz görevdesiniz ve 15 yıllık süre içerisinde İçişleri Bakanı da size bağlı. Eğer böyle bir şey varsa siz bu işlerin suç ortaklarısınız. Hayır, yoksa bu gerekçeden dolayı böyle bir gerekçe sunuyorsanız bunun da mantıklı bir gerekçe olmadığını sizlere hatırlatmak istiyorum. En büyük argümanları neydi, ‘Millet iradesi ile gelen millet iradesi ile gider’. Millet iradesi ile gelenleri böyle derdest ederek götürmeye çalışırsanız ve Türkiye’de demokrasi, özgürlük var diyemezsiniz.

 

 ‘Yalan söylemeyin rahat edin’

Söylenecek çok şeyler var, maalesef Türkiye siyasetinde bir yalan rüzgârıdır esiyor ki, nasıl ölçüsüzce, bunun ölçüsü nasıl olacak doğrusu bilmiyorum. Bu yalan rüzgârının alt şeyi de gazetelerimiz, televizyonlarımız. Akşamları açtığımızda ve kendi yalanlarına da kendileri inanıyor. Yapmayın ne olursunuz bu günahtır. Sayın Başbakanın yine bir cümlesini hatırlatmak istiyorum; ‘İtaat edin rahat edin’, kadınlar gününde kadınlarımıza öneri yapıyor. Bu öneriyi herhalde Genel Başkanımız yapsaydı kadınlarımız Genel Başkanımızın bütün saçlarını yolardı. Şimdi Sayın Başbakan, yalan söylemeyin rahat edin. Yalan, bütün dinlerin, inançların, mezheplerin ortak olarak reddettiği bir alandır. Bu alanı çok kullanıyorsunuz, sizler çok kullandığınız için doğal olarak sizlere bağlı televizyonlar da, gazeteler de her türlü mecra da bu yalan çarkıyla süreci götürmeye çalışıyorlar. Unutmayın ki, Nisan’ın 16’sından sonra da sizler o makamlarda olacaksınız, biz Türkiye Büyük Millet Meclisinde görevimizi yapacağız ve sokağa çıktığınızda yurttaşlarımızın gözlerinin içine bakabilecek pozisyonunuz olsun.

‘ %65’lik bir vatandaş topluluğunu terörize ederseniz…’

Dün seçim olsaydı şuna emin olun, % 65’i hayır verecekti. Önümüzdeki günlerde de değişeceğini zannetmiyorum. Şimdi %65’lik bir vatandaş topluluğunu terörize ederseniz korkarım siz o makamlarda görev yapamaz duruma gelirsiniz. Söyleyeceğiniz her lafın nereye gideceğini ölçün, biçin haddinizi ve hududunuzu ona göre belirleyin.

 

‘Sabah kalktığınızda rahmani düşünün, şeytani düşünmeyin’

İktidar mensuplarına bir önerim daha var; sizden rica ediyorum, çoğunuz da din eğitimi almış insanlarsınız, sabah kalktığınızda rahmani düşünün, şeytani düşünmeyin. Sayın Başbakan geçen gün sayın genel başkanımızın 2010 yılındaki referandumdaki oy kullanmadığıyla ilgili hikâyeler anlatıyor. Sayın Başbakana soruyorum: Birincisi 2010 yılındaki referandum 15 Temmuzdaki darbenin temel atma töreniydi. Bunun sorumlusu da sizlerdiniz. Yine çıktınız yalan yanlış bir şeyler anlattınız. 12 Eylül’le hesaplaşacağınızı söylediniz. Bölgedeki insanları da kandırdınız, oy kullanmadılar. Ve o gün oy kullanmamanın faturasının ne kadar ağır olduğunu hepimiz biliyoruz. Sadece 249 şehidimiz değil, 80 milyon insanımız OHAL ile yönetiliyor ve bunu hak etmiş değiliz. Kimler yaptı bunu, işte o zat-ı muhteremler yaptı.

 

‘Alo diye bir şey var’

Sayın genel başkanımıza hiç olmadık bir uygulama; karakol polisi geliyor ve genel başkanımız evde oturuyor mu oturmuyor mu diye tutanak tutuyor. Bu karakol bu yazıyı ilçe emniyetine gönderiyor. İlçe emniyeti il emniyetine gönderiyor. Sonra da gidiyor nüfus idaresine gidiyor, ilçe seçim kurulu, il seçim kurulu ve en son da yüksek seçim kuruluna kadar gidiyor. Birincisi şu; saymış olduğum 10 tane devletin kurumu var. Bu on tane kurum içinde bir namuslu, haysiyetli bir bürokrat, müdür demiyor mu; ya kardeşim durun bakalım bu anamuhalefet lideridir, anamuhalefet liderinin yeri bulunamaz diye bir şey olabilir mi? Alo diye bir şey var. Şimdi bu uygulama sizler için var mı, bu uygulama herhangi bir yurttaş için var mı, yok. Bu uygulamayı yapanlar kimlerdir ve şimdi nerdeler? Bu uygulamayı yapanlar sizin eski ortaklarınızdır Sayın Başbakan! Hiç olmazsa onu araştırın bakın. Kendi ortaklarınıza bu tuzağı anamuhalefet liderine kurduruyorsunuz, bunu da utanmadan çıkıp anlatıyorsunuz. Bu nasıl bir anlayıştır, hiç mi rahmani düşünmezsiniz?”

 

Basın mensuplarının Almanya ve Hollanda krizi ve tutuklu HDP’lilerin durumu ile ilgili sorularını yanıtlayan Tekin konuşmasını şöyle sürdürdü:

‘En azında CHP kadar dik durun ve onurlu olun’

“Öncelikle şunu söyleyeyim iktidar bir karar versin. Ben bu kadar bir dağınıklık görmedim. Önce Almanya kararından dolayı Sayın Cumhurbaşkanı çıktı en ağır cümleleri kullandı. Dedi ki, ‘bunlar Hitler’. Ve CHP Milletvekilleri, eski genel başkanımız dahil olmak üzere birçok arkadaşımızın programları vardı ve biz bu programları iptal ettik. En azında CHP kadar dik durun ve onurlu olun. Kusuruma bakmasınlar, bir taraftan bu yaygarayı çıkaracaksınız öbür tarafta sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi, sanki Cumhurbaşkanı onlara Hitler dememiş gibi, üstünde 8 saat sonra bir Bakan Almanya’da Alman hükümetine teşekkür etti. Şimdi görünen tablo şu: Bugünkü AKP yöneticilerinin kullanmış olduğu cümlelere baktığımızda büyük olasılıkla içe yönelik bir kampanya götürmek istiyorlar. ‘Reyimiz yükseldi’ diyorlar.

 

‘Maskaralıklarla sonuç elde etmek mümkün değil’

Elbette dışarıdaki anti demokratik uygulamaları ne kadar şiddetle kınıyorsak, kendi coğrafyamızdaki anti demokratik uygulamaları da o boyutta kınıyoruz. Umut ediyoruz ki, en azından bundan sonraki süreçte başta Diyarbakır olmak üzere sivil toplum örgütleri, siyasi partiler kendisini özgürce ifade edebilmeli. Bu maskaralıklarla sonuç elde etmek mümkün değil, gelin bundan vazgeçin. Elbette bu uygulamaları kabul etmek mümkün değil ama bütün bu uygulamaların karşısında sadece reye dönüştürmek için bunlar yapılıyorsa bunlar çok ayıptır, kınıyorum.

 

‘Komünistler Moskova’ya’ diyenler, her gün maşallah Moskova’dalar’

HDP ve tüm siyasi partiler bu kampanyada kendilerini ifade edebilmeli. Ne yazık ki bu derdest edilmiş durum bizi çok üzüyor. Bu demokrasimize yakışan bir tavır değildir. Krizin derinleşmesi konusunda hükümetin şöyle bir alışkanlığı var; bugüne kadar uygulamalara baktığımızda, Rusya krizi, Avrupa’nın çeşitli ülkeleriyle yaşanan krizlerde bunların tavrı saman alevi gibi. Üç beş gün sonra bakıyorsunuz hiçbir şey olmamış gibi davranıyorlar. Yani, bugün o köşe yazarlarına baktığımızda ‘uçağı ben düşürdüm’ yarışına girmişlerdi. Uçağı düşürme talimatını ben verdim sen verdin tutumundan öyle bir boyuta gelindi ki, 2 ay sonra başta dönemin eski Başbakanı dedi ki: ‘17 saniyede talimat mı verilir’. Sonra da getirdiler FETÖ’ye bağladılar ve işin içinden çıktılar. Bir uçak daha düşüresim geliyor diyenler sonra öyle bir duruma geldi ki, Putin’in kapısında nöbet tutar hale geldiler. Gençlik yıllarında özellikle solculara, ‘Komünistler Moskova’ya’ diyenler, şimdi hasbel kader bakan oldular ve her gün maşallah Moskova’dalar. Dış politikada kullanacağınız her cümlenin arkasında duracaksınız. Son 15 yıla baktığımızda ise maalesef üzülerek söylüyorum, iktidar mensupları dış politikayla ilgili kullanmış oldukları hiçbir cümlenin arkasında durabilmiş değiller. Umut ediyorum ki, dışarıda görmüş oldukları bu manzara, hani faşizm diyorlar ya bu faşizmin Türkiye’de uygulanmaması açısından ciddi bir ders almışlardır diye düşünüyorum.”

 

‘Yurtdışından ülkeye kriz ithal ediyor’

Sezgin Tanrıkulu ise şunları söyledi: “ Çok yakın bir zamanda TBMM’nin önünde Ankara Barosu Başkanı ve STK’lar bir basın açıklaması yapmaya çalıştılar.  Biz milletvekilleri olarak 9 Ocak tarihinde, onlara destek amacıyla meclisin kapısına çıktık. O gün Kurt köpeklerini nasıl üzerimize saldıklarını ve Ankara Barosu Başkanının, STK’ların anayasa ile ilgili bir basın açıklaması yapmasını nasıl engellediklerini bir hatırlayın. Evet, Hollanda da Almanya da yapılanlar yanlıştır ancak bu hükümet de sütten çıkmış ak kaşık değildir. İfade, düşünce, medya özgürlüğü ile ilgili yüzlerce medya mensubu hapistedir. Yüzlerce akademisyen işinden olmuştur. Hükümet, içeride mağdur edecek, düşmanlaştıracak kimse bulamadığı için yurtdışından ülkeye kriz ithal ediyor. Mağduriyet ithal ediyor ve bunun üzerinden siyaset yapmaya çalışıyorlar. Dışişleri Bakanının görevi Türkiye’nin itibarını yurtdışında korumaktır, yurttaşlarımızın haklarını korumaktır ama kendisi bizzat sokak diliyle bu itibarı yerle bir ediyor. Dolayısıyla bu krizi bilerek üretiyorlar ve bilerek bir mağduriyet üzerinden siyaset yapmaya çalışıyorlar.”

CHP heyetine yoğun ilgi

İl binasındaki basın toplantısından sonra CHP heyeti Sur İlçesi’ne geçerek, Gazi Caddesi üzerindeki esnafları ziyaret ederek, ‘Hayır’ kampanyasına destek istediler. Tarihi Ulucami önünde vatandaşlarla çay içerek sohbet eden CHP heyetine vatandaşlar yoğun ilgi gösterirken, CHP’li Mahmut Tanal’ın konuşması büyük alkış topladı. CHP’li heyet daha sonra Tahir Elçi’nin vurulduğu yer olan tarihi dört ayaklı minare önüne karanfil bıraktı. CHP’li heyetin kentteki gezileri sürüyor.

 

Haber: Ali Abbas Yılmaz

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.