DEM Parti’den Bahçeli’ye yanıt: “Sözler eyleme dönüşmeli”

DEM Parti’den Bahçeli’ye yanıt: “Sözler eyleme dönüşmeli”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin son açıklamalarına dikkat çekerek iktidara çağrıda bulundu.

TİGRİS HABER - Bakırhan, Bahçeli’nin Öcalan için “umut hakkı”, Selahattin Demirtaş için ise “tahliye” yönündeki sözlerinin önemli olduğunu belirterek, “Bu sözler artık eyleme dönüşmeli” dedi.

Tuncer Bakırhan:

Bizden önce bu kürsüde Sayın Bahçeli konuştu. Bazı şeylerine katılmamakla birlikte şimdi söyleyeceğim şeylere de katıldığımızı belirtmek istiyorum. Sayın Bahçeli'nin sözünü ettiği umut hakkı kayyum utancından kurtulmuş ve siyasi tutsakların özgür olduğu bir Türkiye bizim de taleplerimizdir. Sayın Bahçeli'nin bu tespitleri önemli ve değerlidir. Bunun muhatabı iktidardır. Artık iktidar Sayın Bahçeli'nin dediği bu konularda gecikmeden adım atmalıdır. Bu çerçevede bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi sözü eyleme dökerek tarihi bir eşikten geçme fırsatıyla karşı karşıyadır. Bu süreç güçlü bir meclis iradesiyle tereddüte yer bırakmayacak şekilde şeffaf ve cesur adımlarla artık ilerlemelidir. Hazırlanacak ortak komisyon raporu yasal ve hukuki altyapıyı ören, halklara güven veren bir toplumsal sözleşme niteliğinde olmalıdır.

Bakırhan'ın grup toplantısındaki konuşması şu şekilde:

Diyarbakır'da kimi demokratik kitle örgütleri bir Rojava'yla Kobani halkıyla dayanışmak üzere bir yardım kampanyası düzenlediler. Kısa bir sürede 25 tır orada ihtiyaç malzemelerin listelerini çıkararak ihtiyaç malzemelerini bir araya getirdiler. Tırlar günlerdir Mürşitpınar Sınır Kapısı'nda bekletiliyor. Niye bekliyor?

"FOTOĞRAF VEREN BÜROKRATLARIMIZA SORMAK GEREKİYOR"

Suriye'ye sık sık araçlarla geçip fotoğraf veren bürokratlarımıza sormak gerekiyor. Yani iyi gidin gezin resimler çekin ama ya orada ihtiyaç var. İnsanlar da dayanışmak için ihtiyaç malzemelerini toplamış, göndermiş. Niye bekletiyorsunuz? Bir an önce Mürşitpınar Sınır Kapısı'nın açılarak bu yardım tırlarının Kobani'deki ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasını bekliyoruz.

"KAPILAR BİZİM İÇİN ÖNEMLİ"

Ya insanlıkla bağdaşmıyor bunlar. Yani 1071... Kapılar bizim için önemli. Biz kapıyı açan bir toplum olduğumuz için kapıların kapalı olması bu insani yardımların ulaştırılmaması insanları rahatsız ediyor. Bence bu devlet için bir devlet aklı için bir utançtır. Bu fiili engellemeler artık kaldırılmalı. Bu meseleler siyasi hesaplara kurban edilmemelidir ve Mürşitpınar'dan Diyarbakırlı kardeşlerimizin toplamış olduğu yardımlar geçerek Kobani halkına ulaşmalıdır.

GREVDEKİ MİGROS DEPO İŞÇİLERİ

Ekonomi iyi gitmiyor. Bunun en önemli göstergelerinden birisi de neredeyse Türkiye'nin dört bir yanında çeşitli kurum ve fabrikalarda çalışan emekçilerin grev yapması, direnmelere fotoğrafı net bir şekilde ortaya koyuyor. Migros depo işçileri de günlerdir bir direniştedir. Niye direniştedirler? İnsani olmayan koşullarda çalıştıkları için o depoda alın teri döküyorlar. Alın terlerinin karşılıklarını almadıkları için direniştedirler. Migros depo işçilerinin direnişini buradan selamlıyoruz. Yanlarında olduğumuzu belirtiyor. Haklarını alıncaya kadar da onlarla omuz omuza mücadele edeceğimizi belirtiyoruz.

"ROJAVA'DA BÖLGEYİ İLGİLENDİREN ÇOK ÖNEMLİ GÜNLER"

Değerli arkadaşlar 2026'da dünyanın birçok yerinde çok sarsıcı gelişmelere şahitlik ediyoruz. Özellikle Rojava'da Kürtleri ve bölgeyi ilgilendiren çok önemli günler yaşıyoruz. Halep'te Kürtlerin yaşadığı iki mahalleye yönelik saldırılar katliama, zorla göçe ve kuşatmaya dönüştü. Bu saldırı dalgasına karşı dünyanın dört bir yanında Rojava'yla dayanışma eylemleri yapıldı ve hala devam ediyor. Bu eylemler beraberinde Kürtler neden itiraz ediyor? Kürtler ne istiyor sorularını da getirdi. Bu soruların yanıtı son yüzyılda Kürtlerin inkar Kürtlerin inkarı üzerine kurulan siyasi düzende saklıdır. Kürtlerin itirazı yüzyıldır dayatılan yok saymaya ve statüsüzlüğe yöneliktir.

"GELİN BİRAZ ZAMANI GERİYE DOĞRU SARALIM"

Kürtler bugüne kadar bulundukları ülkelerin tarihinde savaş, kriz, güvenlik tehdidi olduğunda yaşadıkları halklarla birlikte sahada omuz omuza durdular, büyük bedeller ödediler, direndiler ve sürekli dengeyi birlikte yaşadıkları halkların lehine değiştirdiler. Ama yeni bir düzen kurma vakti geldiğinde aynı Kürt varlığı bir anda stratejik tehdit ve siyasi yük olarak görüldü ve ilan edildi. Dün can simidi denilen Kürt halkı ertesi gün tehdit odağı haline getirildi. Bunu biz de son 40-50 yılda yoğun yaşadık, gördük. Bu nasıl mı oldu? Gelin biraz zamanı geriye doğru saralım. O tarihsel kavşaklarda biraz dolaşalım.

Bu dediklerimi açık bir şekilde örnekleriyle siz de göreceksiniz. 1919 ve 1922'de kurtuluş gücü olan Kürtler 1923'te hukuk dışına itildi. Hakları tanınmadı. 1937'de Sadabat Paktı, 1955 Bağdat Paktı'nda kendi aralarında büyük çelişkileri olan devletler dahi mesele Kürtler olunca uzlaşarak Kürt karşıtlığında birleştiklerine hepimiz şahitlik ettik. 1946'da Mahabad Cumhuriyeti deneyimi olsun, 1975 Cezayir Anlaşması olsun, bir halkın kaderinin nasıl pazarlık masalarına kurban edildiğini hep birlikte gördük.

1988 Enfal Soykırımı'na Halepçe'ye giden yolun taşlarının diplomatik sessizlikle nasıl döşendiğini acı bir şekilde hep birlikte tecrübe ettik. 15 Şubat Uluslararası Komplosu'nun Kürt tasfiyesini nasıl hedeflediği hafızalarımızdadır. Ve 2015 sonrası Suriye'de IŞİD çetelerine karşı insanlığı savunanların yaşadığı yerler işgal edilirken dünyanın nasıl Kürtleri yalnızlaştırdığını hep beraber Suriye'de bir kez daha gördük. İşte bu tarihsel gerçeklerin en son halkası 10 Ocak'ta, 10 Ocak 2026'da Paris Mutabakatı oldu. Paris Mutabakatı yüzyıllık diplomatik terk edişin tekerrürüdür. Paris Mutabakatı tekerrür etti ama bir şey tekerrür etmedi. Kürtlerin ulusal bilinci ve direnişi de büyüyerek devam etti.

"İKİ DERS İLE KARŞI KARŞIYAYIZ"

Kürtler bu riyakar döngüye hayır diyerek her yerde ayağa kalktı. Sahada hayatını riske atıp masada yok sayılmaya itiraz ediyor. Komplolar, veliler artık bitsin diyor. Kürtler yaşadıkları devletlerde komplo kurbanları olarak değil eşit yurttaşlar olarak yaşamak istiyor. Dilini konuşmak, kimliğini yaşamak, kültürünü korumak, varlığının tanınmasını görmek istiyor. Gerçekten bunlardan daha doğal bir şey olabilir mi? İşte maalesef hala doğal olarak görünmüyor bunlar. Değerli arkadaşlar bugün biraz önce anlattığım bu tarihi, geçmişten günümüze kadar olan tablodan iki ders ile karşı karşıyayız.

Birincisi Kürtlerin diplomasi masalarında dışlanmasının ne Kürtlere ne de bölgeye kalıcı bir barış getirmediği dersidir. İkincisi ise şudur. Hangi halk olursa olsun bir halkın meşru taleplerini sürekli bastırmak veya görmezden gelmek sorunu ortadan kaldırmıyor. Tam tersine kuşaklar boyu süren bir çatışma sarmalı üretiyor. İşte bu yüzden Suriye'de yok sayma, İran'da bastırma, Irak'ta boğma, Türkiye'de inkar yüzyıllık paradigmanın güncel suretleridir. Dolayısıyla bugün hep birlikte tarihten dersler çıkarmalıyız. Kürt halkının ve ezilen bütün halkların meşru taleplerini artık görmek ve tanımak durumundayız. Bunun için çözüm bastırmada değil, idam sehpalarında değil, diyalogda, müzakerede, karşılıklı saygı ve diyalog zeminindedir diyoruz.

"MUTABAKATI DESTEKLİYORUZ"

Değerli arkadaşlar biraz da Kuzeydoğu Suriye Özerk Yönetimi ile Şam Yönetimi arasında 29 Ocak'ta imzalanan ve yürürlüğe giren mutabakata dair de konuşmak istiyorum. İlk gün açıkladığımız gibi bir biz bu anlaşmanın bu mutabakatın Suriye'nin demokratik geleceği için hayırlı olmasını diliyoruz. Destekliyoruz. Tam anlamıyla sahada nasıl hayata geçtiğine durup bakmak da gerekiyor. Bu mutabakat aslında herkesin kazandığı bir uzlaşı metnidir. Belki Suriye Devletinin de dediği gibi olmadı. Kürtlerin de tam istediği gibi olmadı ama gerçekten hem Suriye'nin hem Kürtlerin kazanacakları bir metindir. Bu uzlaşı metninin ortaya çıkmasını direnişiyle sağlayan başta Kürtlere ve dostlarına bu uzlaşma metnine katkı sağlayan bütün kesimlere bir kez daha teşekkürlerimizi iletiyoruz.

Suriye'de ilan edilen kademeli entegrasyon kapsamında sosyal, siyasal ve yerel hakların gözetilmesi demokratik dengeyi güçlendirecektir. Kalıcı ateşkesin sağlanması baskıların durması ve nihayetinde insanların ölmemesi en önemli kazanımdır. Bu kapsamda Afrin ve Serekani'de Serekani başta olmak üzere yerinden edilen Kürtlerin ve orada yaşayan diğer halkların en kısa sürede yerlerine yurtlarına geri dönüşlerinin sağlanmasını diliyoruz.

"BU MUTABAKAT BİR BAŞLANGIÇTIR"

Kürtlerin idari statüsü ve ana dilinde eğitim hakkı birleşik bir Suriye'nin teminatıdır. Bu mutabakat bir başlangıçtır. Bu mutabakatın demokratik ruhu tüm Suriye halklarına ve inançlarına da yayılmalıdır. DEM Parti olarak bu anlaşmayı destekliyoruz. Uygulama aşamasında uygulama aşamasında müzakereyi büyüten, halkların iradesini koruyan ve Suriye'nin ortak geleceğine hizmet eden her adımın yanında olacağımızı elimizden gelen her türlü desteği sağlayacağımızı yine tekrarlıyoruz.

"ROJAVA'DA BÜYÜK BİR İNSANLIK DİRENİŞİ SERGİLENİYOR"

Değerli dostlar 6 Ocak'tan bu yana Rojava'da büyük bir insanlık direnişi sergileniyor. Bir kez daha bütün dünya bir gerçeği net olarak anladı. Rojava Kürtlerin gözbebeğidir ve olmaya devam edecek. Kürt halkı ve dostları dünyanın her yerinde Rojava için itiraz etti. Sokakları ve alanları doldurdu. Federe Kürdistan bölgesinin neredeyse bütün kentlerinde, bölgedeki bütün illerde, Türkiye metropollerinde emekçilerin ezilenlerin yaşadığı her yerde Avrupa'da ve dünyanın dört bir yanında Kürtler ve dostları Rojava için ayaktaydı. Alanlardaydı ve sahi doldurdular.

Kürt halkı bu iradesiyle ulusal birlik ruhunu tarihte hiç olmadığı kadar aslında yükseğe çıkarmıştır. Bu çok önemlidir. Günlerdir alanlarda Yek u Yek sloganı artık ulusal birlik ruhunun ne kadar gerekli olduğunu göstermiştir. Bu bilincin siyasi iradeye dönüşmesi için Kürt siyasetçilerine ve kurumlarına büyük bir sorumluluk düşmektedir. Zaman yüzyıllık yüzyıllık kölelik dayatmasına karşı yüzyıllık özgürlüğü kazandıracak Kürt ulusal birliğini sağlama zamanıdır. Şimdi tüm Kürt parti ve hareketler sokakta meydanda ortaya çıkan ulusal ruhu ulusal birlikte artık taçlandırmalıdır. Değerli arkadaşlar tam da burada bir hakikatin de altını çizmek gerekiyor.

"ÖCALAN AKTİF BİR ŞEKİLDE DEVREDE OLDU"

Sayın Öcalan Barış ve demokratik toplum çağrısının Sayın Öcalan'ın barış ve demokratik toplum çağrısının önemi her geçen gün yeniden bir kez daha kendisini doğruluyor. Yıllardır Sayın Öcalan'ın yaptığı uyarıların her biri bugün sahada doğrulanıyor. En zor koşullar altında dahi Suriye'de çözüm demokratik birliktedir diyerek aslında bir pusulayı gösterdi. Bu anlamda 29 Ocak Anlaşması tam da İmralı'da ilmek ilmek görülen çabanın bir ürünüdür. Bu hakkı teslim etmeliyiz. Siz de hatırlarsınız 6 Ocak Halep saldırısından 29 Ocak Anlaşması'na kadar herkes diken üzerindeydi. Tam da bu süreçte Sayın Öcalan aktif bir şekilde devrede oldu.

"KÜRTLERİN ÖZGÜNLÜĞÜ VE HAKLARI KABUL EDİLMİŞSE ÖCALAN'IN DURUŞUNDANDIR"

Kürtlerin güvenliği ve özgürlüğü için 23 gün kesintisiz bir biçimde bu sürece müdahil oldu. Bugün bir anlaşma varsa bugün Suriye'de Kürtler ve Araplar bir iç savaş içinde değilse bugün Suriye hükümeti tarafından Kürtlerin özgünlüğü ve hakları kabul edilmişse emin olun 23 gün boyunca Sayın Öcalan'ın adada göstermiş olduğu tavır ve duruştan kaynaklıdır. Kendisine teşekkür ediyorum. Bugün bize düşen Sayın Öcalan'ın sunduğu demokratik çözüm perspektifine sahip çıkmaktır ve en güçlü bir şekilde devam ettirmektir. Bu perspektif merkezin yereli tanıması ve yerelin haklarına saygı duyması yerelin de merkezi kabul etmesini içerir. Yerel ve merkez stratejik ortaklık içerisinde olmalıdır.

"BİZ BU IRKÇILIĞI ASLA KABUL ETMEYECEĞİZ"

Merkez bir anlaşma yapıp daha sonra o anlaşmayı sahada uygulamayarak ya da törpüleyerek hareket etmemelidir. Suriye'nin geleceği merkezin yerele saygı duyması ve haklarını hukuklarını hayata geçirmesidir. Aynı zamanda bu anlaşmanın DEM Parti olarak takipçisi olacağımızı da hep birlikte bir kez daha belirtmek istiyorum. Değerli arkadaşlar katı merkeziyetçilik ortak yaşamın zehridir. Aynı çatı altında ortak değerler ve karşılıklı saygı temelinde yaşamak mümkündür. Çözümün yolu budur. Huzur ve barışın yolu da budur. Yine şimdi hepimizin geleceğini ilgilendiren son derece hassas ve çok önemli bir konuda da birkaç uyarı yapmak istiyorum. Bugün toplumda hiç olmadığı kadar derin bir duygu kırılmasına şahit oluyoruz. Biz bölgede şahit olduk. Daha acısı bu kırılmayı bilinçli biçimde köpürten kimi çevreler var ve bu çevrelere maalesef göz yumuluyor. Sosyal medyada ekranlarda ve gündelik yaşamda üretilen nefret neredeyse hiçbir itirazla karşılaşırmı, karşılaşmıyor. Hukuki bir yaptırım yok. Kürde istediğin gibi saldırabilirsin. Irkçılık yapabilirsin. Linç edebilirsin. Takımına futbol bile oynatmayabilirsin. Siyasi bir utanç yok, vicdani bir fren de yok. Biz bu ırkçılığı asla kabul etmeyeceğiz.

"YA ORASI KOBANİ'DİR KARDEŞİM"

Eğip bükmeden söylemek gerekiyor. Ne yazık ki Türkiye'de hem açık hem de örtük bir ırkçılık vardır. Her yerde ırkçılık olağanlaştırılıyor. Kürtler şahsında öfke ve linç tertipleniyor. Bakın Kürt karşıtı bir gazete daha geçen gün bölgede 10 binlerin katıldığı bir Rojava'ya destek yürüyüşüne katılanların tamamına terörist dedi. Aynı gazete İçişleri Bakanlığının arananlar listesinde El Kaide üyesi olarak geçen ismi ve resmi bulunan bir gazeteciyi bir şahsı da gazeteci olarak çalıştırıyor. Rojava'yla dayanışan normal Kürt vatandaşı terörist terörist olarak aranan bir El Kaide üyesi de gazeteci olmuş Türkiye'de. Ve buna herkes göz yumuyor. Sesini çıkarmıyor. Yine Suriye resmi yetkilileri Kobani ve Hasaki'deki o devlet kurumlarının işlemesi için oraya girdiklerinde bizzat Ateşe hükümetinin yöneticisi Kobani diyor ama ne hikmetse Türkiye'deki bürokratlar kimi yöneticiler ve gazeteciler hala Ayn el Arap diyor. Ya orası Kobani'dir kardeşim.

"KÜRTLERE KARŞI IRKÇILIĞA SORUŞTURMA GÖRENİNİZ VAR MI?"

Kürtlerle dayanışma paylaşımlarını beğenenler tek tek takip ediliyor peşlerine düşülüyor. Özgür basın mecraları Kürtlerin haber ajansları, haber hesapları tek tek erişime kapatılıyor. Yayın için tek bir tanesine bile izin verilmiyor. Haber alma hakkımız da engelleniyor. Saç örme gibi son derece vicdani ve barışçıl bir protestonun bile terör propagandası diye suçlanması bir akıl tutulması değil de nedir değerli arkadaşlar? Bir hemşire sadece saçını ördüğü için görevinden uzaklaştırılıyor. Kağızman'da biri çocuk iki kadın saçını ördüğü için gözaltına alındı. Zafer işareti yapanlara soruşturmalar açılıyor. Siz başka bir partinin sembollerini yapan tek bir kişi hakkında soruşturma açıldığını gözaltına alındığını duydunuz mu? Gördünüz mü? Ya da dünyanın herhangi bir ülkesinde dayanışma için saçlarını ören bir sağlık memurunun açığa alındığını duyan gören oldu mu bugüne kadar? Bunların hepsi Türkiye'de oluyor. Bunlar tesadüf müdür? Anlamakta insan zorlanıyor. Bu ayrımcılık Kürtlerde duygu kırılması yaratmasından ne yapsın Sayın yöneticiler?

Hadi buyurun siz söyleyin. Duygu kırılması yokmuş Ankara'da oturuyor sıcak bir ortamda güvenli bir limanda. Hele bir gel Nüsaybin'den Kamışlo'daki o havar seslerini duy bakalım duygun nasıl kırılıyor eğer varsa. Hele bir Suruç sınırına gel O Kobani'de dünya devrimini yapan o yürekli o güzel insanların susuz, internetsiz top ve bombaların altındaki o yaşamlarını ve çığlıklarını duy duygu kırılmasının ne olduğunu görürsün eğer duygu varsa sende. Beyefendiler artık bizim duygumuzun kırılıp kırılmadığını da biliyorlar karar veriyorlar. Empati suç sayıldıkça inkar sürdükçe toplum bize bu inkarcı akıl nasıl değişecek diyor. Şimdi siz de aynısını söylüyorsunuz.

Başkan biraz önce süreç dedin falan filan dedin destekliyoruz dedin. Peki bunlar neyin nesidir diye bize soruyorlar. Örgütleme özgürlüğü olmayacaksa demokratik siyaset kanalları kapalı tutulacaksa yeni bir döneme nasıl gireceğiz diye insanlar soruyor merak ediyor. Biz de soruyoruz. Yargı ve yürütme hedefleri Kürtlere karşı ırkçılığa sessiz onay veriyor. Emin olun değerli arkadaşlar attığımız her tweet'in altında onlarca tehdit, hakaret, ağır küfürler var. Ama avukatlarımız soruşturma dahi açtıramıyor. Ama bir hemşire Kobani'deki kadınlarla dayanışmak için saçını örüyor hemen soruşturma açıyor görevden alınıyor. Yargı ve yürütme lütfen biraz da artık Kürtlere değil bu ırkçılığı yapanlarla bence uğraşsın diyoruz. Soruyoruz bugüne kadar Kürtlere karşı ırkçılık yapan herhangi bir hesaba soruşturma açıldığını herhangi bir hesabın kapatıldığını gören duyan var mı?

ERDOĞAN'A SESLENDİ

Kürtlere saydırıyor. Kürtlere sövüyor. Hem Kürtlerle iç barışı tahkim etme arayışında olmak hem de ırkçılığa izin vermek bir Ankara paradoksudur. Ve bu paradoksu aşmak da bu iktidarın görevidir.

Bu vesileyle Sayın Erdoğan'a da bir şey ifade etmek isteriz. Hep Kürt vatandaşların vatandaşlarınızdan bir şeyler için rica ediyorsunuz ya baş göz üstüne. Bir defa da beyaz ve yeşil ırkçılara rica etseniz de ayrımcılık yapmayı bıraksalar. Bir defa da dönüp bakanlarınıza sözcülerinize ve danışmanlarınıza rica etseniz de her konuştuklarında Kürtlerin sinirleriyle oynamayı bıraksalar. Kürtlere rol biçmeyi ve akıl vermeyi bıraksalar Sayın Erdoğan. Partiniz adına söz kuranları sürekli parmak sallamasıyla sürece sadece güvenlikçi pencereden bakmalarıyla ve etki alanınızdaki medyanın zehirli diliyle bu süreci nasıl ilerleteceğiz? Çok açık söylüyorum. Bu sözcülerinizin ve medyanın bu dilinden hem biz hem de tabanımız rahatsızlık duyuyor.

Öyle değil mi? Ama herkes bilsin ki biz onurlu bir halkın evlatları çocukları olarak düşmanlık dili asla kurmayacağız. Hakları birbirine kırdırtan zehirli bir dile asla teslim olmayacağız. Kürt eşittir terör diyen zihniyeti asla kabul etmeyeceğiz ve asla yılmağımız olmayacak. Değerli arkadaşlar bölgesel gerilimlerden korunmanın barışı örgütlen örgütlemenin bizleri modern bir ülke yapabileceği tarihsel bir eşikteyiz.

Kaynak:HalkTV – Haber Merkezi

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.