DÜBTAM’da neden yeni projeler üretilmiyor?

DÜBTAM’da neden yeni projeler üretilmiyor?

Diyarbakır’da, Dicle Üniversitesi bünyesinde 8 yıl önce 11 milyon bütçe ile kurulan ve dünyada sadece sayılı ülkelerde olan son teknoloji cihazlarla donatılan Bilim ve Teknoloji Uygulama ve Araştırma (DÜBTAM) Merkezi kapasitesinin altında bir çalışma performansıyla adeta atıl bir durumda.

Tigris Haber - Özel

TİGRİS HABER- Dicle Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (DÜBTAM),  2008 yılında temeli atıldıktan bir yıl sonra faaliyete geçti.  Kalkınma Bakanlığı desteği ile 11 milyon TL bütçeyle kurulan laboratuvar merkezinde, sadece dünyada sayılı ülkelerde bulunan son teknoloji cihazlar bulunuyor.

Kimyasal, gen, çevre ölçüm, yakıt, metal, tarım, kanser analizlerinin yapıldığı DÜBTAM, bünyesinde bulundurduğu çok sayıda laboratuarla, yenilenebilir enerji, malzeme birimi, nanoteknoloji, biyoteknoloji, mühendislik, moleküler biyoloji, eczacılık, tarım, veterinerlik, tıp, diş biyoloji, kimya, fizik, mekanik test, X ışınları gibi birçok alanda araştırma yapılıyor.

 18 ana bilim dalında araştırma yapma imkanı bulunan merkezde birçok laboratuar bulunurken,  bilimsel ve teknolojik araştırmaların yanı sıra birçok farklı alana ışık tutan ve yeniliklere öncülük ediyor.  DÜBTAM, kısa sürede hem bölgenin en büyük yatırımı hem de Türkiye’de bulunan en donanımlı teknolojik ve entegre araştırma merkezlerinden biri haline dönüşme iddiası ile yola çıkmıştı.

 ‘DÜBTAM, pet şişelerdeki zararlı maddeleri açığa çıkarmıştı’

2009 yılında Prof. Dr. Hamdi Temel, öncülüğünde başvurusu yapılan proje kapsamında 2010 yılında temeli atılan ve 2012 yılında faaliyete başlayan DÜBTAM, Pet şişelerdeki zararlı maddelerin suya karıştığını belgeleyen çalışması ile dünya çapında adını duyuran bir merkez haline gelmişti. TÜRKAK ve Gıda Tarım ve Orman Bakanlığından aldığı "Akreditasyon Belgeleri" ile başarısını taçlandıran DÜBTAM, Kazakistan, Polonya, Cezayir, İran, Irak, Suriye, Amerika gibi ülkelerden laboratuarları ziyarete gelen öğrencilerle adından sıkça söz ettiriyordu. Türkiye’de ses getiren bilimsel çalışmalara imza atan DÜBTAM, pet şişelerin içinde sağlığa zararlı 5 kimyasal maddeyi açığa çıkardı. Dubai’den, Japonya’dan uluslararası ödüller alan DÜBTAM, 30 kişilik bir ekiple çalışmalarını sürdürdü.

DÜBTAM, akademi dünyasından projeler bekliyor

Diyarbakır’ın AR-GE merkezi olma potansiyeline sahip DÜBTAM, yaklaşık 4 yıldır bir sessizliğe bürünürken, yaptığı kimi çalışmalar ise yeterince görünür kılınamadı. Türkiye’nin en değerli laboratuarları arasında yer alan DÜBTAM, Dicle Üniversitesi’nde araştırma yapmak isteyen her akademisyene kapılarını açarken, 3 bin metrekare üzerine kurulu olan laboratuarlar bilimsel çalışmalarla ilgili yeni projelerin hayata geçirilmesi için ciddi bir olanak sunuyor. 

Fizik, kimya, mikrobiyoloji, eczacılık alanında toplamda 18 ana bilim dalında araştırmaların yapılabildiği DÜBTAM’ın faaliyetleri son yıllarda kaynak sıkıntısı nedeniyle sekteye uğradı. Sanayinin yeterince gelişmediği kentte DÜBTAM, gıda sektörü ve dezenfektan alanında yaptığı analizlerle kendi yağından kavrulmaya çalışıyor.

‘DÜBTAM bünyesinde dezenfektan üretimi yaptık’

Eylül 2016’dan bu yana ise DÜBTAM’ın başında Prof. Dr. Birol Otludil bulunuyor. DÜBTAM’ın 4 yıllık faaliyetine ilişkin konuştuğumuz Prof. Dr. Birol Otludil, şunları söyledi: “4 yıldır DÜBTAM’ın Müdür Vekilliğini yürütüyorum. Burada çeşitli cihazlar var. Bu cihazlarla buradaki sanayi ve araştırma projelerindeki analizlere hizmet amacındayız. Sanayinin maalesef Diyarbakır’da gelişimi biraz sorunlu. Dışarıdan yaptığımız analizler ise genellikle gıda analizi tarzında. Gıda analizi dışında belediyelere çeşitli analizler yapıyoruz. Son dönemde piyasadaki dezenfektanlarla ilgili analizler yaptık. Piyasadaki dezenfektanlarda ciddi problemler var. Kurumaların almış oldukları dezenfektanların analizini yaptığımızda birçoğunun sahte olduğunu tespit ettik. Durum pek parlak değil, genelde içerisinde metanol bulaşığı olan kötü alkol kullanımı var. Tabii piyasada iyi dezenfektanlar da yok değil. Mesela Batman Emniyetine yaptığımız dezenfektan analizleri sağlam çıktı. Ama tabii geçmişte büyükşehir belediyesine yaptığımız analizler vardı, onlarda durum iyi değildi. Pandeminin ilk başladığı dönemlerde dezenfektanlar çok kötüydü. Bingöl Belediyesi’nin analizleri çok kötüydü. Aceleyle hızlı bir şekilde alımı yapılan dezenfektanlardı bunlar. Yine, Batman Valiliği’nden gelen bir dezenfektan numunesi var ve inceleme sonuçları yakında çıkacak. Ama tabii son süreçte dezenfektanların kalitesinde bir toparlanma olduğunu söyleyebiliriz. Dezenfektanlarda etil alkolde kısıtlamaya gidildiğinde problem çıkıyor. Çünkü piyasada 8 TL’ye de etil alkol var 40 TL’ye de var. Yani, 8 TL’ye tabiri caizse ispirto alınıp kullanılıyor. İçerisinde metanol bulaşığı olan alkoller ciddi problem. Tabii piyasada iyi olan dezenfektanlar da var. Yine, biz de DÜBTAM bünyesinde dezenfektan üretimi yaptık, yapıyoruz. Üretimimiz sadece üniversiteyedir. Dışarıya satışımız yoktur. Bugün de 3 ton üretimimiz olacak. Şuna kadar toplamda 20 tona yakın dezenfektan üretimi yaptık.”

birol.jpg

‘20 kişilik bir ekibimiz var’

DÜBTAM’ın laboratuarlarında bulunan cihazlara ve yapılan analizlere ilişkin konuşan Prof. Dr. Otludil, şunları ifade etti: “SEM cihazımız var, SEM elektron mikroskobu. Yüzey taraması yapıyor ve yüzeyleri bir milyon kez büyütebiliyor. TEM cihazımız var. Bu cihazımızda da biyolojik numunelerin büyütülme işlemi yapılıyor. Bir hücreyi bir milyon kez büyütebiliyoruz. Bunun dışında ISP MS cihazımız var. Metal analizlerini yapıyoruz. Mesela bir balıktaki bulaşmış olan ağır metalleri ayrıştırıyoruz. LS MS MS cihazımız var. Bu cihazımızla da numunelerdeki fenolik bileşiklerin analizini yapıyoruz. Moleküler biyoloji laboratuvarımız var. Veteriner teşhis laboratuarımız var. Gaz kromatrafi laboratuvarımız var. Bu laboratuvarımızda 2 tane GC’miz var. HEAD Space GC’de alkol analizi yapıyoruz. Çekme ve direnç aletimiz var. Orada dayanıklı malzemelerin direncini ölçüyoruz. XRD cihazımız var. Bu cihazla da çeşitli kimyasal analizler yapıyoruz. Toprak analizleri de yapıyoruz ama bize nadiren geliyor. Ancak bizde pahalı olduğu için Tarım Bakanlığı’nın laboratuarında daha çok yaptırıyorlar. NIT- NIR cihazımız var. Yaklaşık 20 kişilik bir ekibimiz var. Bu ekip, üniversitenin diğer birimlerinden yapılan görevlendirmelerle aktarılan arkadaşlardan oluşuyor.”

‘DÜBTAM olarak dışarıya yaptığımız analizlerle kendi masrafımızı karşılayabiliyoruz’

Merkezi Araştırma Laboratuarlarının temel sorunlarına ilişkin konuşan Prof. Dr. Otludil, şunları dile getirdi:  “Türkiye’de 72 adet açılmış. Bu tip araştırma merkezlerinin Türkiye’deki problemi, söz konusu bu laboratuarlardan kendi işlevini devam ettirebilen ya da kendi yağıyla kavrulan, kendi geliriyle dönebilen 23 tane araştırma laboratuarının olmasıdır.  DÜBTAM olarak dışarıya yaptığımız analizlerle kendi masrafımızı karşılayabiliyoruz. Çünkü burası gerçekten çok masraf edilerek oluşturulan bir merkez. Cihazların bakım onarımı, sarf malzeme ihtiyaçları ciddi külfet. SEM cihazının tek bir parçasını değiştirdik ve 180 bin TL para verdik. Şuanda sıkıntı yaşayan bir cihazımız var. Üniversitelerde bu tip merkezlerin en büyük problemi herhangi bir destek alamamaları ve kendi kazançlarıyla dönmek zorunda olmalarıdır. İlk başta çok yüklü bir yatırım yapıldı ama sonra kendi haline bırakıldı. Bizden önce de ekonomik sıkıntılar baş göstermiş ve bunu aşmak için DÜBAP’tan projeler yapılmaya çalışılmış. Bizim dönemde bu imkandan da yararlanamadık. Aslında DÜBTAM sanayi ile direkt ilişkiye girebilir ama kentte sanayi yeterince gelişmediği için bu kanal da henüz açık değil. Yani, sanayi oturmayınca pek bir şey çıkmıyor. Biz gıda sektöründeki analizlere yönelerek ekonomik döngümüzü sürdürmeye çalışıyoruz. Askeriyenin gıda analizlerini yapıyoruz.”

dumtam-.jpg

‘DÜBTAM’da çalışanlar proje üretecek diye bir koşul yok’

DÜBTAM’ın kendi yağıyla kavrulduğuna işaret eden Prof Dr. Otludil, “Biz bu süreçte kaynak yaratmaya yöneldik. Şuan dışarıdan elde ettiğimiz gelirlerle burayı çevirmeye çalışıyoruz. Bir anlamda bunu başardık da en azından hiçbir yere muhtaç kalmadan kendimizi çevirdik. Üniversitedeki akademisyenler üretmiş oldukları projelerin analizlerini ise biz yaparız. Yani DÜBTAM’da çalışanlar proje üretecek diye bir koşul yok. Burası sadece akademisyenlerin yapmış olduğu projelere bir analiz hizmeti sunuyor. Biz ise DÜBTAM olarak onlara analizler konusunda katkıda bulunuyoruz. Akademisyenlerin sundukları projelere çeşitli yönlendirmeler yaparız. Projesini ona göre düzenler. Yani, sistem bu şekilde çalışır. Ayrıca bölgedeki diğer üniversitelerdeki araştırmacılara da katkı veriyoruz” diye belirtti.

Bitkiler üzerine analizler yapılıyor

Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Abdullah Yılmaz DÜBTAM’da müdür yardımcısı olarak ayrıca Kütle Spektrometre ve Kromatografi Biriminin sorumlusu olarak görev yapıyor. Dr. Yılmaz ise aromatik bitkiler üzerine yaptığı çalışmalara ilişkin Tigris Habere değerlendirmelerde bulundu.

Kütle Spektrometre ve Kromatografi Biriminde yaklaşık 8 yıldır sorumlu olarak çalıştığını ifade eden Yılmaz, şöyle konuştu: “Laboratuvarımızda canlı bilimiyle alakalı çalışmalar yapılıyor. Yani biraz daha açacak olursak bu laboratuvarda bitkiler, hayvanlar, insanlar ve mantarlar gibi biyolojik matrikslerdeki sekonder metabolitlerin analizini yapabiliyoruz. Örneğin daha çok burada bitkilerdeki antioksidan antikanser bileşenlerini tespit etmeye çalışıyoruz. Bununla ilgili bu laboratuvarda yapılan çalışmalar sonucunda ilimiz, ülkemiz ve farklı ülkelerdeki bilim adamlarıyla yüzün üzerinde uluslararası SCİ endeksli dergilerde makaleler yayınlanmıştır. Tıbbi aromatik bitkiler ülkemizde ve dünyada halk arasında binlerce yıldır kullanılagelmiştir. Biz bu bitkilerin içinde ne gibi biyoaktif yani insanlara faydalı bileşenler barındırdığını ve hangi bileşenlerin bu faydalara sebep olmuş olabileceğini bilimsel olarak araştırıyoruz. Halk arasında kullanılan ve tıbbi aromatik öneme sahip ayrıca dünyada bilinen fakat Türkiye’de bilinmeyen fakat çok önemli bazı bitkilerimiz var biz bunların içerisinde hangi bileşenlerin bu etkiye neden olmuş olabileceğini araştırmak için içindeki maddeleri tespit etmemiz gerekiyor.  Bizde bu bileşiklerin, örneğin fenolik asitler, flavonoidler, terpenoidler, vitaminler v.b. yöremizde ve ülkemizin faklı yerlerinde yetişen bitkilerde miktarlarının ne kadar çok olduğunu veya var mı yok mu bunları araştırıyoruz.”

mustafa-002.jpg

‘Türkiye’nin her yerinden laboratuvarımıza numuneler geliyor’

Bugüne kadar yüzlerce bitkiyi araştırdığını ifade eden Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Örneğin bizim burada Güneydoğu’ya özel buralarda yetişen özel bitkiler var sadece dünyada bu bölgede yetişiyor Diyarbakır’da Mardin’de Urfa’da ya da Bingöl’de doğu Anadolu ve güneydoğu Anadolu’da var.  Bunlara endemik bitkiler denir hatta bazıları nokta endemik diyoruz yani mesela bitki sadece belli bir ilçede veya yörede yetişiyor, Dünyada başka hiçbir yerde yetişme alanı yok. Şimdi bu tarz bitkilerin ne kadar kıymetli olduğunu biz biliyoruz. Artık biz bunu bilim dünyasına ispatlamak istiyoruz bunun için içerik çalışmalarına yapmamız gerekiyor. Örneğin ülkemize ve bölgemize endemik olan Allium (soğanlı bitkiler), Thymus (kekik), Salvia (Adaçayı) ve nice bitki cinslerinin yüzlerce türünü çalıştık. Bu bitkilerin antioksidan, çeşitli anti-enzim ve antikanser aktiviteleriyle beraber laboratuvarımızda bulunan LC-MS/MS cihazlarında geliştirdiğim metotlarla faydalı kimyasalların içerik çalışmaları yapıldı. Dediğim gibi geliştirdiğimiz metotlar hem üniversitemiz ve ülkemizdeki diğer üniversiteler ve diğer dünya ülkelerindeki bilim adamlarının hizmetindedir. Türkiye’nin her yerinden laboratuvarımıza numuneler geliyor.”

DÜBTAM, ciddi bilimsel altyapısı olan bir laboratuar

DÜBTAM laboratuarlarının Türkiye’de sayılı merkezler arasında olduğuna vurgu yapan Yılmaz, şunları söyledi: “Dicle üniversitesi DÜBTAM laboratuarı Kütle Spektrometre ve Kromatografi birimi olarak özellikle bu alanda Türkiye’nin en iyi merkezlerinden biriyiz. Bu alanda biraz zor bir alan. Bitkileri biliyorsunuz milyonlarca bileşik var aminoasitlerden yağ asitlerinden proteinlere organik asitlerden diğer metabolitlere birçok bileşik var. Şimdi bu bileşiklerin içinde istediğiniz bileşiğin miktarını ve varlığını bulmak samanlıkta iğne aramak gibi bir şey o yüzden çok zor olduğu için insanlar veya hocalar her zaman bunu başaramayabilir ben 8 yıldır buradayım. Burada Türkiye’deki bilime katkıda bulunma anlamında çok ciddi bir dönüt var. Burada hocalar araştırma yapıyorlar. Yaklaşık 7 yıl önce burada pet şişelerdeki toksit maddelerin varlığının suya geçip geçmediğini tespit ettik. Burası ciddi bilimsel alt yapısı olan bir laboratuar.”

dubtam-.jpg

Koronadan korunmak için kekik ve propolis desteği

DÜBTAM’da bugüne kadar aromatik bitkiler üzerine yaptığı çalışmalar sonunda edindiği izlenimleri aktaran Yılmaz, pandemi sürecince korona salgınından korunmak için bağışıklık sistemini güçlendiren bitkisel karışımlara ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: “Kekikte karvakrol var ve bunun antiviral etkisinin olduğu biliniyor. Vücuda da bir zararının olmadığı biliniyor. Koronaya karşı kekik çayının faydası olur. Tabii ilaçların yanında, koruyucu bir etkisi olduğunu düşünmek gerek. Kaynatılıp buharını soluyarak içtiğinizde bunun antiviral etkisi olacaktır. Yine, propolisin ciddi yararları var. Polen ya da arı sütü değil, propolis. Arılar kendi kovanlarını hastalıklardan, zararlılardan, virüslerden, bakterilerden ve yabancı haşerelerden korumak için kovanların etrafını siyah-kahverengi karışımı reçineli, zamkımsı bir madde ile kaplıyorlar. Bu izolasyon ayrıca ısı kaybını da önlüyor. Propoliste bulunan ve bitkilerden toplanan özler inanılmaz yararlı. Burada yüzlerce propolis örneği inceledim.  Bu laboratuarda 8 yılda on binlerce bitki analizi yaptım. Fakat hiç biri propolis kadar daha fazla aktif bileşen içermiyor. Onun kadar antioksidan, fenorik bileşen başka bir şeyin analizini yapmadım. Bu bilimsel bir gerçektir. Ben de kullanıyorum. Bunun 2 şekilde kullanımı var. Öncelikle söyleyeyim çok acı bir tadı var. Biber acısı değil, bitki acısı. Dünyada bunun 2 şekilde kullanışı var. Müslüman olduğumuz için bir kullanışı bize uymuyor. Etil alkolle onu çözüyorlar ve onu birkaç damla kullanıyorlar. Bir diğeri ise zeytinyağında çözme var. Yaklaşık 100-150 gram propolisi bir cam kavanoza koyuyoruz. Üzerine doğal sıkım zeytinyağı koyuyoruz. Bunu ise Kaynamış su dolu olan bir tencerede ısıtmaya bırakıyorum. Propolisi zeytinyağının içinde çözüyorum. Daha sonra bir blender yardımı ile bunu karıştırıyorum. Tıpkı konserve kaynatır gibi propolisile zeytinyağını kaynatıyorum. Kavanozun kapağını çok sıkı kapatmıyorum. Bu karışımdan bir tatlı kaşığı aldığınızda vücudunuzun bağışıklık sistemini güçlendiren bir ürün. Tabii ki, bu tür ürünler ilaç yerine kullanılamaz ama vücuda yardımcı olarak kullanılabilir. Birçok insan bunu bilmiyor ama bu aralar yeni yeni yaygınlaşıyor. Ve tabii bu arada propolis fiyatları da ciddi şekilde artıyor. Kilosunun 3 bin TL’yi bulduğu söyleniyor. Arıcıların en sevmediği ürün şimdilerde en kıymetli ürün oldu. Arıcılar peteklerden o zamksı maddeyi temizleyene kadar ciddi sıkıntı yaşıyorlardı.”

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.