1. HABERLER

  2. TOPLUM-YAŞAM

  3. Filozof otolastikçi!
Filozof otolastikçi!

Filozof otolastikçi!

Diyarbakır’ın filozof esnafı Ramazan Özpamuk’un kitaplarla dolu yaşamı Tigris Haberde

A+A-

Ali Abbas Yılmaz / özel

Tigris-Haber Oto lastik dükkanında okuduğu binlerce kitabıyla çevresindeki herkesin dikkatini çeken Özpamuk’un kitaplığını gören müşteriler şaşkınlığını gizleyemiyor. Bir oto lastikçiyi binlerce kitapla birlikte gören müşterilerin çoğu bu duruma şaşırsalar da Özpamuk’un engin bilgisine hayran kalan ve onun hoş sohbetine müdavimleri de yok değil.

Toplumdaki kitap okuma oranının çok düşük olduğunu ve kitap okumanın belli bir elit kesimle özdeşleştiğini belirten Özpamuk, “kitap okumayana şaşıracağımıza kitap okuyana şaşırıyoruz” dedi.

Diyarbakır’ın en çok kitap okuyan oto lastikçisi Ramazan Özpamuk, Tigris Habere konuştu.

Diyarbakır Dicle doğumlu 49 yaşındaki Oto lastikçi Ramazan Özpamuk, çocuk yaşta başladığı mesleğini halen sürdürüyor ve iş dışındaki tüm zamanını kitap okumaya ayırıyor.

‘Kitaba merakım çocukluğumdan başladı’

Boş zamanlarını kitap okuyarak değerlendiren Özpamuk, “İşyerinde iş olmadığı zamanlar genelde kitap okuyarak geçiriyorum. Ama sadece işyerinde değil evde de kitap okumalarıma devam ediyorum. Kitaba merakım çocukluğumdan başladı. Diyebilirim ki, oto lastik işi ile kitap okuma zamanım yaşıttır. Dünya klasiklerinin çoğunu okudum. Ağrılıklı olarak tarih, dinler tarihi, Kürt tarihi, psikoloji, sosyoloji ve mitoloji üzerine okumlar yapıyorum. Diyarbakır’daki tüm kütüphanelere üyeyim. Özellikle ilkçağ antik tarihine ilgim var. Fırsat buldukça da tarihi mekânları gidip geziyorum.

ramazan-ozpamuk-(1).jpg

Kitaplığımı görenler şaşırıyor!

Oto lastik dükkânında yüzlerce kitaptan oluşan kitaplığı bulunan ve zamanının çoğunu kitap okumaya ayıran Özpamuk, zaman zaman kendisini kitap okurken gören müşterilerinin şaşkınlığına ilişkin olarak ise şunları söyledi: “Kitaplığımı gören müşterilerim, hayret hayret bakıyorlar, ‘oto lastikçi ve kitap ne alaka’ diye şaşkınlığını ifade eden müşterilerim çok oluyor. Özellikle de okumuş ve belli bir akademik statüsü olan çevrelerden gelen müşterilerim, oto lastikçi ve kitap bağlantısını bir türlü kuramıyorlar. Zaten genelde müşterilerimizin içeri ilk girdiklerinde dikkatini kitaplığım çekiyor. Bir oto lastikçide bu kadar kitabın işi ne diye şaşkın şaşkın bakıyorlar. İstisnasız buraya gelen müşterilerimle lastikten çok kitap üzerine konuşuyoruz. Geçenlerde bir kurumun genel müdür geldi, kitaplığımı görünce şaşkınlığını gizleyemedi. Güncel konular ve tarih üzerine epey bir sohbet ettik.

Oto lastikçi kitap okur mu?

Toplumda kitap okumanın belli bir statü ile özdeşleştirildiğini ama bunun aşılması gerektiğini belirten Özpamuk, “Kitap okuma meselesi daha çok akademik çevrelerin ya da toplumun belli bir kesiminin bir aktivitesi olarak görülüyor. Kitap okuyanın ille de belli bir sosyal statüsü olması gerekmiyor. Toplumun her kesiminden insanlar kitap okuyabilir ve okumalıdır da. Tabii müşterilerim arasında akademik çevreden gelenler de var ve onlarla tarihi, kültürel, sosyal, siyasal birçok konuda keyifli sohbetler imiz oluyor. Yine, bir öğretmen müşterim ilk gelişinde kitaplığımı gördüğünde oto lastikçi olduğuma inanmadı. Benim öğretmen olduğumu düşündü. Kendisini oto lastikçi olduğuma bir türlü ikna edemedim. En son beni sınava çekti; okuduğum kitapları tek tek sordu. Olmadı, kitapların içeriğini dahi sordu. Sorduklarına fazla fazla cevap verdiğimi görünce çaresiz inanmak zorunda kaldı. Dünya klasiklerinden soruyordu ve hepsi de tuğla kadar kitaplar. Neyse, sınavı geçtikten sonra bu sefer ben öğretmen müşterime sordum, okuduğu kitapları. Hatta kendisine kitap önerisinde bulundum. Çünkü önerdiğim kitabı okumamıştı ve çok şaşırdı.  Maalesef toplumumuzda okuma oranı çok düşük. İsterim ki, esnaflar arasında da kitap sohbetleri olsun. Herhangi bir konu ya da kitap üzerine bir oto lastikçi arkadaşımla kritik yapabilmeyi çok isterim. Ama değil bir oto lastikçi, çoğu zaman bir öğretmen ile ya da belli bir eğitim seviyesi olan biri ile dahi kitap üzerine bir sohbet geliştirme olanağı bulamıyor insan. Aslında eğitimli kesim arasında da kitap okuma oranı çok düşük. Günlük zamanının belli bir bölümünü düzenli olarak kitap okumaya ayıran kaç insan var?” diye konuştu.

Hem okuyup hem yazıyor!

Okuduğu kitaplardan notlar aldığını ifade eden Özpamuk, “Okuduğum her kitabın önemli bulduğum noktalarını bir bir not ederim. Okuduğum kitapların bende kalıcılaşması ve okuduklarımın hayatıma bir katkı sunması için bunu çok önemsiyorum. Sadece okudum geçtim ya da ne kadar çok kitap okudum değil, okuduklarımın benim hayatıma etkileri nelerdir ben ona bakıyorum. Kaldı ki, insanın ne kadar güçlü bir hafızası olursa olsun okuduğu her şeyi aklında tutamaz. O nedenle okuduğum kitaplardan aldığım notları bir süre sonra tekrar tekrar gözden geçiriyorum. Kendimi kitap okumakla da sınırlı tutmuyorum. Ara ara şiir de yazıyorum” dedi.

Okuduklarımı paylaşmak istiyorum!

Okuduğu kitaplar üzerine değerlendirme yapabileceği birilerini etrafında bulamadığını ve kendisinin en büyük sıkıntılarından birinin bu olduğunu ifade eden Özpamuk,  şöyle konuştu: “Çevremde ne yazık ki, kitap arkadaşlığı, kitap dostluğu kurabileceğim birilerini bulamıyorum. Hem okuduğum kitaplar üzerine konuşabileceğim hem de kitap alışverişi yapabileceğim birilerini bulabilsem çok iyi olurdu. Çünkü insan okuduklarını paylaşabildiğinde kalıcılaşır. Bilgiyi güçlendiren şey paylaşılmasıdır. Okuduklarımızı ne kadar çok insanla paylaşırsak o oranda daha perçinlenir okuduklarımız.  Zaman zaman bazı arkadaşlarla bir araya gelip okuduklarımız üzerine sohbet etsek de açıkçası çok da verimli geçtiğini söyleyemem. Okumuş çevrelerde böyle bir sorun yoktur, çünkü herkes yanı başında kendisi gibi okuyan birçok insanla zaten iletişim halindedir. Akademik çevreden bir kitapseverin sosyal çevresinde kendisi gibi kitap okuyan onlarca insan bulabilir. Ama benim böyle bir şansım yok. Benim gibi kitap okuyan kaç tane oto lastikçi vardır bu kentte. Bazen esnaf arkadaşlardan kitaplarımı görüp merak edenler oluyor. Ya da belli konularda fikir danışan esnaflar oluyor ama aramızdaki muhabbet monolog şeklinde oluyor, diyalog kuramıyoruz. Daha çok bir konuda sorduklarına yanıt alıp gidiyorlar, o konu üzerine karşılıklı bir sohbet gelişmiyor. Bir iki soru dışında farklı bir katkı olmuyor. Hal bu ki, farklı fikirler öne süren, farklı açılardan bakmasını bile birileri yanı başımda olsa her şey çok daha güzel olacak. Böyle bir muhabbet daha zengin fikirlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlar ama hâlihazırda böyle bir durum ne yazık ki söz konusu değil. Tabir caizse tek kale bir sohbet insanı geliştirmiyor.”

ramazan-ozpamuk-(16).jpg

Ailecek okuyoruz!

Okuma kültürünü çocuklarına da aşıladığını belirten Özpamuk, “ Biri on bir diğeri 6 yaşında iki çocuğum var ve ikisi de günlük kitap okuyor. Evimizde akşam saat sekiz dokuz arası okuma saatidir.  Daha önceleri eşimin okuma alışkanlığı yoktu ama artık o da günlük düzenli olarak kitap okuyor. Akşam bir saat sessizlik saatidir ve herkes o saatte evde kitap okur. Okuduğumuz kitaplar üzerine değerlendirme de yapıyoruz. Küçük oğlum daha yeni yeni okuma yazmayı söküyor ama evde herkes o saatte kitap okuduğu için o da eline kitap alıyor. Yani, onu da kitap okumaya özendiriyoruz” şeklinde konuştu.

Yeteri kadar kitap okumuyoruz!

Kitaplara duyduğu yoğun ilginin bazı zamanlar çevresinden yadırgandığını dile getiren Özpamuk, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Zaman zaman insanlar bu kadar kitap okuyacaksın da ne olacak.  Kitap okumak boş iştir gibisinden tepki gösterebiliyorlar. Öyle bir toplum yapımız var ki, kitap okumayana değil okuyana tepki gösterebiliyorlar. Sanki kitap okumak bir kabahat ya da gereksiz bir uğraş gibi algılanabiliyor. Hayatında doğru dürüst iki cümle kuramayan biri çıkıp çok rahat bir şekilde size ‘kitap okumak boştur’ diyebiliyor. Herhangi bir konuda yarım saat konuş deseniz, üç cümleden sonra tıkanacak insanlar size ‘okumak boştur’ dediğinde şaşıp kalıyorsunuz. Hayatındaki olaylara sosyolojik açıdan yaklaşmasını bilen, karşısındaki insanla empati kurabilen insan sayısının az olması kitap okuma oranı ile çok yakından ilintili. Toplumumuzda bu kadar didişmenin, karmaşanın, kavganın, gürültünün kitap okumayışımızla hiç mi bağı yok. Oysa yeteri kadar kitap okuyan bir toplum yapımız olsaydı herkes her şeye daha farklı bakabilmeyi ve başkasını hoş görmeyi daha kolay başarabilecekti. Kitap okuyan bireylerin olduğu toplum çok daha renkli bir toplum olurdu, çünkü o zaman herkes kendi rengini hayata katabilecekti. Yaşamdan aldığımız zevkler daha da çoğalabilecekti. Hayat hepimiz için çok daha güzel bir hale gelecekti. Kitap okuduğumuzda iletişim gücümüz daha da artacak ve gereksiz yanlış anlamlara düşmeyecek, birbirimizi incitmeyeceğiz. Bütün bunlar kitap okumanın yaşamımıza katabileceği güzel şeylerdir.

Yalnızım…!

Binlerce kitap okuduğunu ve hayata çok daha farklı bakabilme şansını yakaladığını ama hayata kendisi gibi bakabilen insan sayısının bir hayli az olmasından kaynaklı toplumda kendini yalnız hissettiğini belirten Özpamuk, “Neden yalnızım, çünkü bana sosyal, kültürel açıdan hitap edecek insanların etrafımda olmayışından kaynaklı sohbet açlığı hissediyorum. Maalesef toplumumuzda birkaç kelimenin ötesinde sohbet geliştirebileceğimiz insan bulmak çok zor. Çevremizden kaç insan ile kültür, sanat, edebiyat, tarih üzerine dolu dolu bir sohbet geliştirebiliriz. Günü birlik magazin muhabbetleri de bana göre değil. İnsan okuduğu bir kitabı paylaşabileceği bir insan arıyor ama bulamadığında kendini yalnız hissediyor. Tabii hayat boşluk tanımıyor ve ben de elimden geldiğince eşim ve çocuklarımla kültürel, sanatsal etkinlikleri takip ediyorum. Çocuklarımı sinemaya, tiyatroya götürüyorum. Çünkü bir çocuğun ruhunda kültürel, sanatsal bir dokunuş olduğunda o çocuk kendi toplumuna karşı daha insancıl olur. İnsanın çocuk yaşta ruhu sanata doymalıdır. Ama maalesef bugün toplumumuza baktığımızda herkes ruhunu maddi şeylerle doyurmanın telaşında. Bir tüketim çılgınlığıdır almış başını gitmiş. İnsanlar alışveriş yaparak mutlu olabileceklerini sanıyorlar. İnsanlarımızın izin günlerinde AVM’lerde boş boş dolaşarak vakit geçirdiklerine şahit oluyoruz. Çok az insan bir kitap alarak, yeni bir kitaba başlamanın sevinciyle ruhunu doyurma çabasında. Bir kitabı bitirmenin hazzı ya da yeni bir kitaba başlamanın heyecanını kaç insan yaşayabiliyor. Yeni bir kitabı kitaplığıma kattığımda büyük bir heyecan duyuyorum. Bazen uzun uzun kitaplığımı seyre dalıyorum. Kimi zaman bir kitapçıda kitap dünyasına karışmak bana büyük keyif veriyor. On binlerce kitabı bir arada görmek, onların kokusunu içime çekmek bana ayrı bir keyif veriyor.  Bunu kitap okumayan biri yaşayamaz” diye konuştu.

Hayalimde akademisyen olmak var!

Çocukluk yaşta aile mesleği diye bir nevi zorunluluktan başladığı oto lastik işini bugüne kadar sürdüren Özpamuk, hayalindeki mesleğe ilişkin olarak ise şunları söyledi: “Kitap okumaya, araştırmaya çok ilgi duyduğum için iyi bir akademisyen olmak isterdim. Psikoloji, sosyoloji ve tarih alanında kendimi çok donanımlı hale getirirdim. Hayat bana bir şans daha verseydi her şey bambaşka olurdu. Öğretmen olmak isterdim, çünkü bilgimi paylaşmayı seven bir insanım. Ama şuan bir oto lastikçi olarak okuduklarım üzerine sohbet edecek bir insana hasret kalıyorum. En büyük hayalim büyük bir evim olsun ve evimin içinde kocaman bir kütüphanem olsun. Ekonomik gücüm yerinde olsa kendimi tamamen okumaya ve yazmaya verebilsem diye hayal kuruyorum. Okuduklarımı paylaşabileceğim bir saha açmak isterim. ”

Kitap okuyana şaşırıyoruz!

Toplumda kitap okuyanlara aykırı tipler gözüyle bakıldığına işaret eden Özpamuk, “Aslında bu toplumda farklı bakan, sorgulayan insan sayısı çok azdır. Haliyle az olanın aykırı gibi gözükmesi gibi bir durumdur söz konusu olan. Alışılmışın dışında bir profil insanlara da yabancı gelebiliyor. Çünkü, genelin dışında bir yere oturtuyorlar sizi. Kitap okuma oranının düşük olduğu bir yerde okumamak normalleşirken, okumak anormal algılanabiliyor. Her insanın kendine göre bir kurulu düzeni var ve siz tam da ona aykırı bir profil çizdiğinizde onun duygu dünyasındaki taşları yerinden oynatıyorsunuz. Böyle bir durumda da ister istemez sizden huzursuzluk duyabiliyorlar. Tabii bu durum da kişiden kişiye değişebilir, kiminin rahatsızlık duyduğu şeyden kimileri ise memnuniyet duyabilir. Biri sizi aykırı bir tip diye kafasına kodlarken diğeri farklı biri diye size ilgi gösterebilir. Mesela çevremde birçok insan bana fikir danışmaya gelir. Bazen bir insanın en sıkışık zamanında ona çözümün anahtarını sunabiliyorsunuz. Bu da beni çok mutlu ediyor. İnsanların hayatına pozitif bir etkide bulunmak ve onda olumlu bir iz bırakmak çok güzel bir duygu. Kendi içine kapanan ya da sorunlar içinde çaresizlik yaşayan bir insana bir çıkış sağlayabilmek, ona bir pencere açabilmek bu muazzam bir şeydir. İllaki sorunsuz bir dünya olmayacak, sorunlar her zaman var olacaktır. Önemli olan sorunlar karşısında yılmamak, çözüm gücü oluşturmaktır. Bir sorun karşısında çözüm üretmek de o sorunu içinden çıkılmaz bir sorunlar yumağına dönüştürmek de insanın elinde. Bu toplumda intihara sürüklenen insanlar niye var, çünkü sorunlar karşısında çaresizlik yaşıyor ve sorundan tümden kaçmayı bir çıkış zannedebiliyor” şeklinde konuştu.

Gençlik kitap okumuyor!

Kitap okuyamadığı zaman kendisini huzursuz hissettiğini ifade eden Özpamuk, şöyle konuştu: “Bilgi ve teknoloji çağında kitap okuyamamak demek hayatın gerçeklerinden kopmak demektir. Oysa bakıyoruz günümüz gençliğine ve dünyasında bir kitaba yer yok. Tüm dünyası sanal alem olmuş. İki insan karşılıklı oturup iki çift laf etmek yerine soysal medya üzerinden mesajlaşabiliyor. Her yerde herkesin elinde bir telefon. Yolda yürürken dahi önüne bakmayan, kafasını telefondan ayırmayan insanlarla etrafımız dolup taşıyor. Maalesef, doğru dürüst herhangi bir konuda bilgisi olmayan ama her konuda fikir beyan eden bir yığın haline geldik. Var olan insani duygularımızı, maneviyatımızı parçalayan bir kültürel yapı oluşuyor. Yeni nesil nereye doğru gidiyor, toplum ne hale geliyor… Ağaç yaşken eğilir ama bizim gençlik nereye doğru eğiliyor, gidişatı nereyedir bunu sorgulayan pek kimse de yok. Hal bu ki, çocuklarımıza kitap okumayı aşılayabilsek, onların iç dünyalarını zenginleştirebilsek her şey çok güzel olabilecek. İç dünyası zengin olan bir genç içinde bulunduğu topluma karşı da paylaşımcı olur. Topluma ne katarım diye düşünür. Okumayan, kendi içine kapanan, kendinden başkasına değer vermeyen birinin ise topluma verebileceği ne olur. Egosu tavan yapmış, kibirli, bilgisiz bir kişilikten bu toplum ne fayda görebilir ki? Böyle bir kişilik tipi bu toplumla her zaman kavgalı olacaktır. Bugünkü toplum yapımıza baktığımızda her şeyden önce bir özür dileme kültürü bile yok. Kimse burnundan kıl aldırmıyor.”

Kitaplar pahalandı!

Son zamanlarda kitaplara gelen zamlardan kaynaklı yeni kitap almakta zorlandığının belirten Özpamuk, “Kitaplar daha da pahalandı ama benim sigaram yok ve bir insanın sigaraya ayıracağı parayı ben kitaba ayırıyorum. Evet gönül ister ki kitaplar daha ucuz olsun ve ekonomik sıkıntıdan dolayı insanlar kitaplardan uzak durmasın. Benim de ekonomik zorluklardan dolayı alamadığım, okuyamadığım kitaplar oluyor. Bu beni üzüyor da ama ne yapayım, gücüm, olanağım ne ise o oranda okuyabiliyorum. Açıkçası bazen indirimleri beklemek zorunda kalıyorum. Bir indirim olsa da kitaplarıma kavuşayım diye bekliyorum. Türkiye’nin her tarafında sahafçılara üyeyim ve sosyal medya üzerinden iletişim halindeyim. İkinci el kitapları da takipteyim. Geçenlerde bir yerde bir kitap dikkatimi çekti; Politik Paranoya isimli bir kitaptı, tüm sahafçılara haber saldım umarım yakın zamanda bir geri dönüş sağlanır” temennisinde bulundu.

Her dönemin yoğunluğu başka!

Her döneminde farklı farklı kitaplardan daha çok keyif aldığına vurgu yapan Özpamuk, “Gençlik dönemimde ilgi duyduğum kitaplar başkaydı, şimdi ilgi duyduğum kitaplar başka. Kitap dünyası bir denizdir ve insanın her dönemindeki ihtiyaçları farklılaşabiliyor. Hem insan aynı kitaptan dahi farklı zamanlarda çok başka şeyler alabiliyor. Gençlik yıllarında bazen üstünkörü okuyup geçtiğiniz bir kitaptan orta yaşlarınızda çok keyif alabiliyorsunuz. Yani, sizin kabınız genişledikçe, büyüdükçe kitaplardan çok daha fazla şeyler alabiliyorsunuz. İnsanın bir kitabı okurken ki ruh hali, o atmosfer dahi çok farklı sonuçlar ortaya çıkarabiliyor. Kafanızı meşgul eden, üstesinden gelemediğiniz bir sorununuz varsa en iyi kitaptan bile pek fazla bir şey alamayabiliyorsunuz. Gençliğimde tarih merakım yoktu ama şimdi en çok tarihe merak salıyorum. Kitapları genelde konu konu okuyorum. Yani araştırmak istediğim konuya dair çıkan kitapları bir araya toplayıp onları sınıflandırıyorum, bir sıraya diziyorum ve öyle okuyorum. Bölük pörçük okumayı tercih etmiyorum” ifadelerini kullandı.

Ramazan Özpamuk kimdir?

Oto lastik işi aile mesleğidir ve çocukluğumdan beri yapıyorum. Çocuk yaşta başladığım bu mesleğe bir hevesle başlamadım, başka seçeneğim yoktu, mecburen yaptım. Halen oto lastik ustası olarak çalışıyorum. Evliyim, iki çocuk babasıyım.

 

Bu haber toplam 4199 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.