1. YAZARLAR

  2. Ali Abbas Yılmaz

  3. Gerçek ve doğru üzerine bir karşılaştırma
Ali Abbas Yılmaz

Ali Abbas Yılmaz

Muhabir / Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Gerçek ve doğru üzerine bir karşılaştırma

A+A-

Gerçek kavramsal olarak çoğu durumda doğru ve hakikat ile eş anlamlı olarak kullanılsa da doğru ve hakikatin de bir gerçek olduğu ama gerçeğin bu kavramlara indirgenemeyeceği açıktır. Genel bir tanımlamayla söylersek, gerçek var olan her şeydir.

Şeylerin var olmasıdır gerçek ama bu varoluşun ille de hakikati yansıtması ya da doğruyu göstermesi gerekmez. Yani doğru olmayan, hakikati içermeyen bir şeyin de gerçek kavramının içinde olduğunu söyleyebiliriz. Gerçeklik için gerçekleşme, var olma hali yeterlidir.  Var olan her şey gerçektir, ancak gerçekleşen her şeyin doğru ya da hakiki olması gerekmez. Yalan da yanılış da hata da bir gerçektir. Her hangi bir konuda her hangi birinin bir yalan söylediğini, yanlış yaptığını ya da hatalı davrandığını düşünelim. Yalan, yanlış, hata bütün bu kavramlara karşılık gelen davranışların kendisinin, doğru hakiki olmadığını pekâlâ söyleyebiliriz ama bütün bunların gerçekleşme hallerini yadsıyamayız. Yani bir yalan söylendiği, bir yanlış yapıldığı, bir hata olduğu gerçeğini ret edemeyiz. O zaman yalan, yanlış, hatalı olan şeylerin de varlık hallerinin de gerçek olduğunu söyleyebiliriz. Yalan olarak var olan gerçekle, hakikat olarak var olan gerçek arasında taban tabana bir zıtlık var olsa da bunların her ikisinin de gerçek olduğu sonucuna varabiliriz. Her hangi birinin herhangi bir konuda söylediği bir sözün yalan olduğunu ispatladığımızda, ona dönüp,  ‘sen gerçekten bir yalancısın’ diyebiliyorsak, onun yalancı olduğu gerçeğini dile getiriyorsak o zaman var olan o yalanın gerçekliğini kabul etmiş oluyoruz.

Mesela, ‘toplumsal gerçekliğimiz’ dediğimizde bu gerçekliğin içine o topumda var olan her şeyi dahil etmiş oluruz. Toplumumuzda yaşanan, var olan, üretilen her şey o gerçekliğin içine dahil olur. Toplumdaki tüm yalanlar, yanlışlar, hatalar, o toplumdaki hakikatlerle, doğrularla bir arada var olurlar.  Zaten her şeyin kendi zıttı ile birlikte var olma yasası bile gerçeğin kavramsal içeriğine doğallığında bir açıklık getirmektedir. Varlık diyoruz ve yoklukla birlikte tanımlıyoruz. Var olmayı tanımlarken yokluğa ihtiyaç duyuyoruz. Şimdi tam da burada şöyle bir belirleme yapsak; yazıya başlarken gerçeği, var olan şeyler olarak tanımladık ama yokluk da bir gerçektir. Bir sihirbazın şapkadan tavşan çıkarması ve o tavşanı yeniden kaybetmesi bir yanılsama olsa da bu eylemin var oluşunun gerçekliği yadsınamaz. Mesele eylemin niteliğinin kendisi değil, gerçekleşmiş olma halidir. Onu gerçek yapan sadece ve sadece gerçekleşmesidir, nasıl, ne şekilde, ne olarak gerçekleştiği değil. Gerçekleşen her şeyin hakikat olması gerekmiyor, yanılsamalarımızda gerçektir. Her hangi bir konuda içine düştüğümüz yanılsamalarımız hakikatin dışındadır ama yanılsamalı haliyle gerçeğin içindedir. Yanılsama yaşadığımızın gerçekliğini nasıl yadsıyabiliriz.

Gerçeği genel bir kavram olarak ele aldığımızda onun içine var olan, gerçekleşen her olayı, olguyu, nesneyi, şeyi koyabiliriz. Ama gerçeği kendi içinde nesnel gerçek, öznel gerçek olarak ayırdığımızda, bizim bilincimizden bağımsız olarak var olan şeylerle,  şeylerin bilincimizdeki yansımalarını da ayırmış oluruz. Böyle bir ayrım da yapsak yine de onları ayrı ayrı olarak ele alsak da onların gerçekleşme hallerini yadsıyamayız.

Bu yazı toplam 1200 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.