1. YAZARLAR

  2. Bedros Dağlıyan

  3. HEPİMİZİN ABİSİ AHMED ARİF
Bedros Dağlıyan

Bedros Dağlıyan

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

HEPİMİZİN ABİSİ AHMED ARİF

A+A-

Bir kitabın kapağını açıp, içinde gezintiye çıktığınız vakit, kendi içinizde de bir yolculuğa çıkarsınız. Bu yolculuk sizi bazen kötü günlere, zor yıllara da götürebilir, hatırlı, sevgiyle anımsanan güzel günlere de… Öyle de oldu. Zaten biz yaşta olanların okuduğu kitaptan etkilenerek duygusal bir coşkuya girmediği de pek olmaz ya; o hesap. Bir taraftan okuyor bir taraftan da eskileri yâd ediyorum kendi kendime… Diyarbakırlı mahalle çocuğu deyimiyle ‘ben bahan hayal kuriyam benim babam!’


Kim bir ismi anarsa onu çağırır derler. Adının sesle ya da düşünceyle çağrıldığı yere, randevusuz gelir, anılan. Öyle de oldu. Diyarbakır ve Ahmed Arif bana misafir oldu. Biliyorum, memleketimin kelimeleri bana zimmetli bir kere. O kelimeler, o isimler ölmedikçe de hatırladıklarımız hep bizimle, hep aramızda...


Ankara’dayım. 1979 yılı. Ankaralı Tuzluçayır’lı yoldaşlarla geziniyoruz. Bir taraftan da son politik olayları konuşup, tartışıyoruz. O ara birkaç kez durdurulup arandığımızı da anımsıyorum. Ne zaman ki kitaplardan söz ettik biri atıldı;“Haydi, Zafer çarşısına gidelim.” Gittik. Basık, sevimsiz bir pasaj işte.Kitapçılara bakınıp, kitap rafları arasında geziniyoruz. Kitaplardan buram buram yükselen ve beni esrikleştiren kokular arasında epey kitap alıyorum. Daha fazlasına ne yazık ki param yetmiyor. Kitapçılardan birini yanımdaki arkadaşlar tanıyor. Bir hayli de dostlar. Çok güler yüzlü, sohbeti güzel biri Erdal Akalın… Minik ama cüsseli bir kitapçı Dost Kitap Evi.Nasıl güzel gülüyor; Che Guavere sanki diyorum. Sonra dipteki çay ocağına gitmeden önce bir kitapçıda ‘Hasretinden Prangalar Eskittim’ şiir kitabını görünce bir hemşerimi görmüş gibi seviniyorum. Almıyorum ama elimi sürüp merhaba diyorum. Üç yıl önce İstanbul ziyaretimde edinip, okumuştum çünkü.

Çay ocağına doğru gidip bir yere çöküyoruz. Çaylarımızı içerken de aldığımız kitapların sayfalarında geziniyoruz. Birden birinin tanıdığım bir şivenin galiz küfrüyle bağırdığını duyuyorum; ummadığım bir yerde bir dost görmüşçesine sevinip, gülümsüyorum.


Öylesine güzel tadında bir Diyarbakır lehçesi ki, kim acaba bu? diyorum. Diyarbakırlı olduğu kesin de kim? Sorar gibi birilerine bakınca biri Ahmed Arif diyor. Nasıl coşkuyla gururlanıyorum. Keşke kitabını alsam da imzalatsam dememe kalmadan kalkıp gidiyorlar. Öylece elim böğrümde kalakalıyorum.


Şeyhmus Diken dostum, arkadaşım, hemşerimin yazıp, nazik bir dille sunarak imzaladığı kitap elimde. Derin bir özlemle önce kitap kapağına bakıyorum. Ahmet Arif fotoğrafının altındaki kırmızıyla yazılmış Ahmed Arif ve altındaki Abisi Olmak Halkının cümlesiyle yüzüm ışıyor. İlk tanışıklığımı anımsıyorum onunla. 1976 yılında gelmiş olduğum İstanbul’da bir sahaftan aldığım hayli eprimiş, defalarca okunmuş ‘Hasretinden Prangalar Eskittim’ şiir kitabını öyle çok okumuştum ki, kitap kapağı dayanamamış yırtılıvermişti. Şu an kitaplığımda sararmış sayfalarıyla eski bir dost gibibana bakıyor; alıp okumamı beliyor belki de pamuklara sardığım... O zengin kelimeleriyle tam da hatırladığım gibi anlatmış sevgili Şeyhmus Diken hepimizin abisini…


Dalıyorum kitaptaki anıların içine memleket doluyorum. Neydi onu böyle bir şehrin hatta tüm direnenlerin abisi yapan… Onun şiirleriyle direnir, onun şiirleriyle meydanlara çıkar onun şiirleriyle mahpusta işkenceye direnirdi gençler o yıllar. Hatta onun şiiriyle aşkını anlatırdı sevgiliye…


Siverek’ten başlayarak, Anadolu’nun birçok şehrine giden bir yolculuğa çıkarıyor bizleri Şeyhmus Diken… İyi de ediyor. Ne demiş babası oğluna nasihat olarak: “ Sen sen ol bir küncü tanesi haram girerse boğazına evin başına yıkılır, bilmiş ol.” O bu nasihati alıp şiirine düstur yapmış. Ne egemene cevaz vermiş, ne polise. O Diyarbakır’a özgü delikanlı tavrıDiyarbakır’da, Kürtçe ve Zazacayı hatta Arapçayı yaşadığı Siverek ve Harran’da öğrenir. Nasıl bir açlıkla okur ki,Nazımla André Gide ve Balzac’la daha ortaokul yıllarında tanışır. Afyon Lisesinde neden okuduğunu öğrenirken şaşıracaksınız… Belki de nasıl Ahmed Arif olunuru onun deyimiyle bizi şahdamarımızdan vuran şiirlerin nasıl meşakkatli bir okumayla oluştuğunu da öğreneceksiniz. Hatta bu minik kitabı okuyan genç neslin şairleri, şiir severleri de… André Malraux, Max Beer,Tolstoy, Gustave Flaubert, Emile Zola gibi yazarları okudukça ufku açılan Ahmet Arif, Cahit Külebi ve Behçet Necatiğil gibi hocaların da eğitiminden geçer. Bunca okunan bir şairken neden bir kitapta kaldığını, arkasının neden gelmediğini bilmek için okumanız gerekiyor.


Siz siz olun, alın bu kitabı okuyun. Coğrafya neden kaderdir meselesinin dibine kadar inin sonra da Diyarbakır’ın neden bu kadar çok âlim, ulema, yazar, şair yetiştirdiğinin sorusunu sorun kendinize… Leylasına yazdığı mektup ve şiirlerden bir satır olsun okuyun yârinize…

Bir şiirimde de yazdığım gibi ”Şark çıbanım memleketimdir benim” dizesi tam da Ahmed Arif’i anlatır.


Ne diyor bir şiirinde has Diyarbekirli:

Kanım Dicle’ye akar

İster Erzurum’da vuralar beni

İster İzmir’in içinde


Yani demem o ki, sağ olasın Şeyhmus Diken. Anılarda dolaşırken sesini duydum Ahmed Arif’in mahpustan sesleniyordu:

Haberin var mı taş duvar?

Demir kapı, kör pencere,

Yastığım ranzam, zincirim

Uğrunda ölümlere gidip geldiğim

Zulamdaki mahzun resim

Görüşmecim yeşil soğan göndermiş,

Karanfil kokuyor cıgaram

Dağlarına bahar gelmiş memleketimin…

 

Bu yazı toplam 7538 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.