1. HABERLER

  2. SAĞLIK

  3. İthal ‘kit’ hastaları vurdu!
İthal ‘kit’ hastaları vurdu!

İthal ‘kit’ hastaları vurdu!

Diyarbakır’da, günde 5 bin kişiye hizmet veren Dicle Üniversitesi Hastanesinde yaklaşık 15 günden bu yana Karaciğer’de bulunan enzimleri belirleyen ALT ve kandaki pıhtılaşmayı tespit eden APTT (kit) tahlillerin yapılamadığı ortaya çıktı. 

A+A-

Tigris Haber - Konuyla ilgili Tigris’e konuşan Başhekim Prof. Dr. Ali Kemal Kadiroğlu, sorunun çözüldüğünü, sıkıntının firmadan kaynaklandığını söyledi.

akk-001.jpg

Diyarbakır’daki Dicle Üniversitesi farklı iddialarla gündeme gelmeye devam ediyor. Ortadoğu’nun sağlık üssü olma yolunda ilerleyen Dicle Üniversitesinde 15 günden bu yana tahliller yapılamıyor. Konuyla ilgili Tigris Haber’e konuşan Ali Kemel Kadiroğlu önemli açıklamalarda bulundu.

Dicle Üniversitesi (DÜ) Başhekimi Prof. Dr. Ali Kemal Kadiroğlu, Dicle Üniversitesi’nde bazı kan tahlillerinin yapılmadığına ilişkin vatandaşların iddialarını yanıtladı. Tigris Habere değerlendirmelerde bulunan Kadiroğlu, vatandaşların bazı kan tahlillerinin (ALT –APTT) KİT yok diye yapılmıyor iddialarına ilişkin konuştu.

Tıbbi laboratuar KİT’i temin eden bazı firmaların ihaleye girmedikleri için bazı sıkıntıların yaşandığını dile getiren Kadiroğlu, doğrudan temin yoluyla sorunu aştıklarını ve vatandaşa her türlü sağlık hizmetinin aksamadan verildiğini belirtti.

Öte yandan bazı vatandaşlar ise ALT –APTT tahlillerinin hala yapılmadığı ve KİT sorununun devam ettiği yönünde gazetemize şikâyetlerini yinelediler.

Ödeme yaptığımız halde firmalar sözlerini tutmuyorlar

Dicle Üniversitesi (DÜ) Başhekimi Prof. Dr. Ali Kemal Kadiroğlu, tıbbi laboratuar hizmeti veren firmalarla yaşanan sorunlara ilişkin şunları ifade etti: “Devletimizin Maliye Bakanlığı, 2018 yılında borcu olan firmalara yönelik feragat meselesini çıkarttı. Bu feragat meselesine istinaden firmalar müracaat ettiler. Ancak bazı firmalar feragat etmedi. Laboratuar KİT’i temin eden firmalar da onlardan bazıları. Daha sonra Maliye Bakanlığı bu konuda bir de tebligat yayınladı. Dedi ki, ‘Siz 01.01.2018’den itibaren başlayacaksınız ve ödemelerinizi bu tarih itibariyle yapacaksınız. Geçmişe dönük borçları da elinizdeki bütçe imkânları çerçevesinde üç ayda bir geriye dönük ödeme yapacaksınız ve önceliği de feragat yapanlara vereceksiniz’. Şimdi biz devlet kurumuyuz ve mevzuat çerçevesinde hareket etmek mecburiyetindeyiz. Biz de baktık laboratuar firmaları feragat etmemişler. Biz de mevzuat gereği onlara ödeme yapmadık. Söz konusu bu firmalar geldiler görüştük. Firmaların bize dedikleri şudur:’Evet biz feragat etmedik fakat bizim pozisyonumuz kesintisiz hizmetler sınıfına girer. Tıpkı yemek gibi’. Firmalar bunu da Maliye Bakanlığının genelgesine dayandırdılar. Sonrasında açtık baktık ki, hakikaten Maliyenin genelgesinde bu böyle. Tabii araştırmalarımız sonucunda ödeme yapabiliriz kanaatine varıncaya kadar belli bir süre geçti ve bu süre zarfında firmalara herhangi bir ödeme yapmadık. Firma yetkilileri geldi ve bizden bir ödeme planı çıkarmamızı istediler. Biz de her ay düzenli bir şekilde ödeme yapacağımızı söyledik. Tüm laboratuar firmalarına imkânlar ölçüsünde düzenli bir şekilde ödeme yapacağız dedik ve biz firmalarla en son yaptığımız görüşme sonucunda, 2018’in Ekim ayından itibaren ödeme yaptık, yapıyoruz. Firmaların bizden temel talebi ödeme takvimi çıkarmamız ve bu plana göre bir ödeme yapmamızdı. Onlar da ona göre ihalelere girip girmemeye karar vereceklerdi. Her ay döner sermaye, saymanlık çerçevesinde biz laboratuar firmalarına ödeme yapıyoruz fakat onlar bize verdikleri sözü yerine getirmediler. Firmalar ihaleye girme sözü vermişlerdi ama bunu yerine getirmediler. Biz söz konusu bu firmaları ihaleye davet etmemize rağmen (Geliyorlar, kendilerini gösteriyorlar ama ihaleye girmiyorlar) ihaleye girmediler, çeşitli bahaneler öne sürdüler. Tedarik edemediklerini ifade ettiler. Kimlerle çalışıyorlarsa sanki fabrikalar kapanmış da tedarik edemiyorlar gibi davranıyorlar.”

‘Üniversite hastaneleri şuan çok ağır mali borç yükü altındadır’

Türkiye’deki tüm üniversite hastanelerinde gelir gider dengesizliği yaşandığını ve hastanelerin her ay zarar ettiğini belirten Kadiroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu sorun sadece bizim sorunumuz da değil. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanelerinin merkez laboratuarlarının bir sorunu değil. Bu sorun Türkiye’deki belli başı tüm üniversite hastanelerinin, başta Hacettepe, Cerrahpaşa, Çapa, Ege, Akdeniz, Malatya vb. tüm hastanelerin bir sorunudur. Ben Dokuz Eylül’e gittim onlar üç yıl geriden geliyorlar, üç yıl ödeme yok. Üniversite hastanelerine verilen bütçe giderleri karşılayamamaktadır. Ama bu durum Sağlık Bakanlığına bağlı devlet hastaneleri ve özel hastaneler için geçerli değildir. Üniversite hastaneleri şuan çok ağır mali borç yükü altındadır. Bu konu defaatle dile getirilmiştir ve bu konuda bir çözüm bekliyoruz.”

akkk.jpg

‘Firma yetkilileri cihazları sökmek istedi' 

 Firmaların ödeme planındaki miktarı az bulduklarına değinen Kadiroğlu, şöyle konuştu: “Laboratuar firmaları ihaleye girmiyorlar, yani bir nevi hastaneyi kilitlemeye çalışıyorlar. Laboratuarı çalıştırabilmek, hastalara hizmet verebilmek; acilimiz de, yoğun bakımımız da, kliniğe yatan hastalarımıza hizmet verebilmek için laboratuar hizmetlerini de beraberinde götürmemiz gerekiyor.  Laboratuar hizmetlerini sağlayabilmek için ihaleye girmeyen bir firmadan (Pazarlık usulüne dahi gelmeyen)  nasıl hizmet alabileceğiz. Elimizde doğrudan teminden başka ne var, bir şey yok. Firmalar söz verdikleri halde sözlerini yerine getirmediler. Ülkemiz tıbbı laboratuar anlamında, KİT üretimi ve tıbbı cihazda yüzde 90 dışarıya bağımlıdır. KİT ve tıbbı cihaz anlamında Amerika, Avrupa ve Japon büyük firmalarına bağımlıdır ve bunlar da ülke genelinde organize olmuş durumdalar.   Döviz kuru vs. bunlar hikâye. Döviz kurunu fiyatınıza yansıtırsınız, vadenizi ona göre belirlersiniz ama ihaleye de girmemezlik etmezsiniz. Firmaların dertleri şudur:  Diyorlar ki, ‘Siz bize ayda 500 bin TL veriyorsunuz ve biz bunu kabul etmiyoruz. Bize ayda 1.5 milyon, 2 milyon TL verin, borcunuzu eritin’. Ama biz sadece laboratuar KİT’i almıyoruz ki. Tıbbı sarf malzeme alıyoruz, tıbbi medikal malzeme alıyoruz. Hatalara, personele yemek servisi veriyoruz. İlaç alıyoruz, görüntümle hizmetleri vs. Bir hastanenin giderleri sadece laboratuar KİT’ine bağlı değil ki. Firmaların yaptığı benciliktir. Aylar önce Cihazları sökme yönünde kaba bir davranışları da oldu ama sonrasında geri adım attılar. Bu firmalar 20 yıldan fazla bir zamandır buradan ekmek yiyen insanlardır. Sonunda bunu mu yapacaklardı bu hastaneye.”

‘Firmaların ekonomik anlamda bir dayatması söz konusudur’

 Hastalara verilen sağlık hizmetlerinde herhangi bir kesinti yaşanmadığına vurgu yapan Kadiroğlu, “Şuan hastanede biyokimya, tam kan, temel tahliller yapılıyor. Eksik olanları da doğrudan teminle haletlik. Firmaların ekonomik anlamda bir dayatması söz konusudur. Ama bu mümkün olmayan bir şeydir. Nöbet parası vermeyip borç mu kapatacağız. Yemek parası vermeyeceğiz borç kapatacağız. Bakım onarım yapmayacağız borç kapatacağız. Böyle bir şey mümkün de değil, akıl mantıkla da bağdaşmaz. 25 milyon TL SGK’dan 6 aylığına gelirimiz var ve giderimiz ise 30 milyon TL’nin üzerindedir. Bu gelir gider dengesizliği sadece Dicle Üniversitesi hastanelerinin değil tüm tıp fakültesi hastanelerinin bir sorunudur ve bu hastaneler her ay zarardadırlar. Zarar etmemeleri için kapatmaları gerekiyor. Sağlık Bakanlığına bağlasalar da bunun altından kalkamazlar. Şuanda Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma hastanesi zarar ediyor. İddia ediyorum, zarar ediyorlar ama örtülüyor” diye konuştu.

du.jpg

‘Kendi KİT’imiz var, onları kullanalım, bunlara mahkûm kalmayalım’

Yerli ve milli tıbbi laboratuar, medikal ve görüntüleme malzemesi üretiminin geliştirilmesine işaret eden Kadiroğlu, üniversite hastanelerinde yaşanan sorunlara köklü çözümler üretilmesini ifade etti. Kairoğlu çözüm önerilerini şöyle sıraladı: Ankara’daki Sağlık Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı bir araya gelecekler ve tıbbi malzeme konusunu çözecekler. Bunlar nasıl geliyor, ülkeye girdisi nedir, bunlar ülkede ne kadara pazarlık ediliyor, pazarlanıyor ve tek kalemde bu işi nasıl götürebiliriz. Yerli ve milli tıbbi KİT üretimi var mıdır? Varsa bu KİT’ler ülke genelinde niye kullanılmıyor? Biz neden tıbbi cihaz üretmiyoruz ya da neden kendimiz şirketler kurarak yurtdışındaki büyük firmalarla direkt bağlantı kurmuyoruz? Biz şirket kuralım Japon firmaları ile biz anlaşalım. Kendi KİT’imiz var, onları kullanalım, bunlara mahkûm kalmayalım. Biz bunlara mahkûm kaldığımız için bize bunları yapıyorlar. Üç bakanlık bir araya gelecek ve bunları yapacaklar. Ama hani bu basiret, hani feraset! Yoksa bu borç yükünden kurtulmayız. Yurt dışından 1 TL’ye gelen bir ürün içeride 5 TL’ye satılırsa hangi hazine buna dayanır? Sağlık Bakanı açıklama yapıyor yüzde 85 dışarıya bağımlı olduğumuzu ifade ediyor. O zaman çaba sarf etsinler, bunun yollarını arasınlar. Bizi dışarıya mahkûm etmesinler. Biz kendi şirketlerimizi kuralım ve bireylerin elinden kurtulalım. 2018 yılında 320 TL’ye aldığımız bir ürünü bize 850 TL’ye satmaya çalışıyorlar. Her şeyi biz kendi kendimize yapıyoruz. Sağlık Bakanlığı giderlerin azaltılmasına yönelik adımlar atmalıdır. İlaçta nasıl çok güzel adımlar attılarsa tıbbi laboratuar, tıbbi görüntüleme, tıbbi medikal malzemelerinde de aynı şeyi yapmalı, aynı adımı atmalıdır. Sağlık Bakanlığı hastanelerin firmalara olan mahkûmiyetinin önüne geçmelidir. Çünkü bu parayla bu giderler sürdürülebilir değildir.”

Ali Abbas Yılmaz / Özel

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.