1. YAZARLAR

  2. Murat BAY

  3. KELEBEĞİN SORUSU
Murat BAY

Murat BAY

köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

KELEBEĞİN SORUSU

A+A-

      Uzun yıllar sonra sokaklarda doyasıya oynayabilecek kadar kar yağmıştı. Ben her zamanki gibi “gece sokaklarını” adımlıyordum. Evet, geceleri bilmediğim ara sokaklarda keşfettiğim karanlık zamanlara “gece sokakları” diyordum. Yüzümdeki soğukluğu kalbime anlatamadığım kesindi. Gittiğin günden bu yana her hareketimi sen yanımdaymışçasına, gözlerini dikip bana bakıyormuşçasına ölçüp biçerek tasarlıyordum. Yaşadıklarımı sana anlatmak gibi değişik bir şizofreniye kapıldım sanki.

 

       Neler yaptığımla ilgilenirsin diye düşünüyorum. Bütün perdeleri kapattım mesela. Gecenin geç saatlerinde basamakları çıkan ürkek ayak seslerini eskisi gibi önemsemiyorum. Son zamanlarda bir Edip Cansever tutkusu başladı. Sanki yeterince özlemiyormuşum gibi onun da acılarını yüklenmek zorunda kalıyorum. Aslında oyunda hile yapan yaramaz çocuklar gibi davranmıyor değilim. Benim hislerimle benzer duygular olunca iki ayrı yüke dönüşmüyor sırtladıklarım. Dürüst olmak gerekirse ona karşı epey mahcubum. Sadece ihtiyacım varken sığınıyorum dizelerine, bir de sigaraya. Belki de uzaktan sevmenin şairidir. Kimse gitmezse kimse kalamaz. Gidenlerden öğrendiklerimizle ardımızda kalanları büyütüyoruz.

 

Verdiğim nefes yağan kara karışırken beyazlaşıyordu. Garip bir benzeşim isteğiydi. Hava soğuktu, kar yağıyordu ve nefesler bembeyazdı. Tüm bunlara  aldırmadan sokakta tek başına oynayan bir çocukla karşılaştım. Bir kelebek kadar narin. Kanatlarındaki desen gibi gizemli gözleri. Yalnızlığımı, gökyüzündeki bulutları ve çocuğun suratındaki garip gülüşü görünce bir an korku filmi setinde olduğumu sandım. Tam önümde durup ellerini arkasında birleştirerek sağa sola sallanmaya başladı. Daha dün gibi hatırlıyorum. Geçenlerde diye yazdığıma da bakma. O artık bir çocuk değil. “Neden izin vermiyorsun?”  diye sordu.

 “ Neye” diye cevapladım.

 

 

              “ Neden izin vermiyorsun? Sokağa tek başıma çıkıp oynamak istiyorum ben. Kimseyle oynamak istemiyorum. Oyunun kazananı da kaybedeni de ben olmak istiyorum. Yalnız kalmak istediğimi söylediğimde herkes endişeleniyor, buna izin vermiyorlar. Neden izin vermiyorsun? Saatin kaç olduğuna bakmak istemiyorum. Başıma bir şeyler gelmesinden korksunlar istemiyorum. Nedennnnnnn?” diye bağırdı. Zamanı azalıyordu, küçüktü, çocuktu, kelebekti.

 

   Ağırlık çöktü üzerime. Ben bu yüzden mi yalnız kalmayı beceremiyordum. Ya içimdeki zafer-yenilgi ikilemi. Evet, her şey dün gibi aklımda. Büyüyünce yalnız kalmayı beceremeyen çocuk kırıntıları bırakıyoruz ardımızda. Yalnız kalmak, seninle-kendimle- konuşmak, sayıklamak isterken karşıma bu saatte çıkan kız çocuğuna hesap veriyordum. Kötülükleri anlatmak istedim. Henüz cümleler ağzımdayken kaynağını sordu. “insanlar” diyemedim. Bu saatler küçük bir çocuk için güvenilir değil diyecek oldum, sesim kısıldı. Zarar verirler sana, hırsızlar dolaşır bu saatlerde desem hayata küserdi. “Neden?” diye soruyordu ve ben ona insanlar yüzünden insanlar acı çekiyor diyemedim. Yitip gitti. Gözden kayboldu, kelebekti.

 

 

 

Bu yazı toplam 2951 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.