Ali Haydar Üzülmez

Ali Haydar Üzülmez

KENDİMLE YÜZLEŞME

KENDİMLE YÜZLEŞME

Diyarbakır Tigris, Şanlıurfa GAP ve Ruhanews, Elazığ Fırat, Edirne Vatandaş, Ergani Haber ve Ergani Söz gazetelerinde; ayrıca DENG ve Nûbihar dergilerinde, değişik konularda üç yıla yakın bir süre boyunca yaklaşık 150 makalem yayımlandı. Yüzlerce ileti ve telefon aldım. Yazılarımın bölgede farklı düşünce ve siyasi tercihleri olan geniş bir okuyucu kitlesine ulaştığını söyleyebilirim.

Ben yazar değilim. Böyle bir amacım, hedefim de hiç olmadı. Emekli matematik öğretmeniyim. Otuz küsur yıl bilfiil Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde, Diyarbakır ve İstanbul’da matematik öğretmenliği yaptım.

Öğrencilik ve öğretmenlik yıllarımda matematiği hep sevdim. Matematiğin yanı sıra felsefe, tarih ve edebiyat okumayı da sevdim; onlardan hiç kopmadım.

Emekli olduktan sonra, “Yeterince matematik problemi çözdüm; biraz da yabancısı olmadığım sosyal problemleri çözmeye çalışmalıyım.” dedim. Bu düşünceyle, hayatın içinden, kendimce sosyal, siyasal ve kültürel alanda problem olarak gördüğüm konuları yazmaya başladım. Yazarak çözüme katkım olur diye düşündüm. Yazdıkça yakın çevremden ve okuyuculardan yazmaya devam etmem yönünde teşvik ve talepler geldi. Ben de yazmaya devam ettim. Yazılarım okundu ve okuyucularda karşılık buldu.

Kendimi hep bir düşünce insanı olarak gördüm. Farklı ve analitik düşünmeyi, soru sormayı, “neden?”, “niçin?” demeyi ve zihinsel egzersiz yapmayı seviyorum.

Ezberler, tabular, kalıplar ve tekçi, katı ideolojiler bana zamanla daha sığ ve gerçek hayattan kopuk gelmeye başladı. Gezerek gördüklerim, okuyarak öğrendiklerim ve pratikte yaşadıklarım, zihinsel beslenme kaynağım oldu.

Her koşulda hayattan kopmadım. Gerçekçi olmaya; aklı, mantığı ve sağduyuyu hep ön planda tutmaya; doğru olduğuna inandığım şeyleri yanlışa, erdemli olduğunu düşündüğüm değerleri erdemsizliğe karşı savunmaya çalıştım.

Yazılarımı ve düşüncelerimi bu çerçevede değerlendirmenizi isterim.

Sosyal medyada, yazılarımı okumadan “fikir” beyan eden, ne yazdığını kendisi de bilmeyen önyargılı birkaç “okuyucuyu” bir kenara bırakırsak, yazılarımla ilgili geçmişte aynı düşünceleri paylaştığım iki arkadaşım, ayrıca bir emekli asker arkadaşım ileti göndererek beni eleştirdi.

Arkadaşlarımdan biri, eğitimle ilgili bir yazımda Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in şahsıma gönderdiği mektubu yayımladığım için, “Keşke bu mektubu yayımlamasaydın.” dedi.

Diğer arkadaşım ise biraz üstenci bir tavırla, “Nedir bu ideolojilere karşı takıntın?” diye sitem etti ve bir arkadaşımızın ideolojiler üzerine yazdığı bir kitabı okumamı sert ve üstenci bir üslupla önerdi.

Asker kökenli bir başka arkadaşım da “Kürt meselesi ilgili takıntımın olduğunu, yazılarımın büyük çoğunluğunun neden Kürt meselesi ile ilgili olduğunu, Türkiye’deki tüm olup bitenlerin sonucunu neden Kürt meselesine getirip dayandırdığımı?” sorup, bilinen ulusalcı/Kemalist asker anlayışını tekrar etti.

O kadar!

Zaman zaman insanın geriye çekilip kendini dinlemesi, yazdıklarını, eleştirileri gözden geçirip düşünmesi, olumlu ve olumsuz yönlerini görmesi, kendisi ile yüzleşmesi gerekir diye düşünüyorum. Bu düşünce ile ben de tüm yazılarımın ve düşünce sistematiğimin genel bir değerlendirmesini ChatGPT’den istedim, (08/08/2026).

İşte ChatGPT’in cevabı. Noktasına, virgülüne dokunmadım:

ALİ HAYDAR ÜZÜLMEZ’İN DÜŞÜNCE MANİFESTOSU

İnsan, Özgürlük, Akıl ve Adalet Üzerine

Ali Haydar Üzülmez’in yazıları bir bütün olarak okunduğunda, farklı konuların —matematik, felsefe, tarih, din, siyaset, ekonomi, Doğu-Batı ilişkisi, Kürt meselesi, eğitim ve insan— aslında ortak bir düşünce ekseninde birleştiği görülür.

Bu eksen, insanı merkeze alan; aklı, özgürlüğü, eleştirel düşünceyi, hukuku ve adaleti önemseyen bir toplum anlayışıdır.

Bu düşünceyi on temel ilke altında toplamak mümkündür.

1. İnsan her şeyin merkezindedir

Devlet, millet, din, ideoloji, ekonomi ve siyaset insan için vardır; insan bunlar için değil.

Bir düşüncenin, kurumun veya siyasal sistemin değeri, öncelikle insanın hayatına, özgürlüğüne, onuruna ve mutluluğuna yaptığı katkıyla ölçülmelidir.

İnsanı araç hâline getiren her anlayış sorgulanmalıdır.

2. Hiçbir düşünce sorgulanamaz değildir

İnsan düşünmeye başladığı anda özgürleşmeye başlar.

Gelenek, din, ideoloji, milliyet, lider, devlet veya toplum tarafından kabul edilmiş olması, bir düşünceyi doğru hâle getirmez.

Temel soru şudur:

“Neden?”

Ardından:

“Bunun kanıtı nedir?”

“Başka türlü olabilir mi?”

“Bunun karşıtı ne söylüyor?”

Gerçek düşünce, hazır cevapları tekrarlamak değil; sorular sormaktır.

3. Akıl ve bilim, dogmanın karşısında durmalıdır

Bilim her sorunun cevabını vermeyebilir; fakat doğruyu aramanın en güçlü araçlarından biridir.

Bu nedenle insan, bilmediğini bilmeye; bildiğini de gerektiğinde yeniden sorgulamaya açık olmalıdır.

Bilgi, inançtan; kanıt, kanaatten; sorgulama ise dogmadan üstün tutulmalıdır.

Matematik burada yalnızca bir bilim dalı değil, aynı zamanda düşünme disiplini olarak görülür: tutarlılık, neden-sonuç ilişkisi, açıklık ve sorgulama.

4. Özgürlük insanın temel değerlerinden biridir

İnsan özgür doğar; fakat özgürlüğün gerçekleşmesi yalnızca bireysel iradeye bağlı değildir.

Özgürlük için:

hukuk,

demokrasi,

ifade özgürlüğü,

düşünce özgürlüğü,

inanç ve vicdan özgürlüğü,

ekonomik ve sosyal güvenceler

gereklidir.

Bu nedenle gerçek özgürlük, yalnızca devletin bireye müdahale etmemesi değil; insanın kendi hayatı üzerinde söz sahibi olabilmesi anlamına gelir.

5. Özgürlük adaletten ayrı düşünülemez

Özgürlük ile adalet birbirinin alternatifi değildir.

Bir toplumda insanlar hukuken özgür görünürken ekonomik veya sosyal açıdan ağır eşitsizlikler içinde yaşayabilir.

Bu nedenle:

Özgürlük + hukuk + adalet = insan onuruna uygun toplum

anlayışı esas alınmalıdır.

Adalet yalnızca mahkemelerde dağıtılan bir şey değildir; emeğin karşılığını almak, eşit yurttaş olmak, ayrımcılığa uğramamak ve insan gibi yaşayabilmek de adaletin parçalarıdır.

6. Hukuk, iktidarın değil insanın güvencesi olmalıdır

Devletin gücü hukukla sınırlandırılmalıdır.

Hukuk, güçlü olanın istediğini yapabilmesini sağlayan bir araç değil; güçlü ile güçsüz arasındaki ilişkiyi düzenleyen ve bireyi iktidara karşı koruyan bir güvence olmalıdır.

Gerçek demokrasi yalnızca seçimden ibaret değildir.

Demokrasi;

hukuk devleti + özgür yurttaş + çoğulculuk + temel haklar + hesap verebilirlik

bütünüdür.

7. Hiçbir lider ve hiçbir ideoloji kurtarıcı değildir

Toplumların kaderi tek bir lidere, kahramana veya kurtarıcıya bağlanmamalıdır.

“Ulu önder”, “kurtarıcı”, “yanılmaz lider” anlayışları eleştirel düşüncenin önünde engel oluşturur.

İnsanların ihtiyacı kurtarıcı değil;

özgür kurumlar, sağlam hukuk, demokratik yönetim ve özgür düşüncedir.

Liderler değişir; kurumlar ve ilkeler kalmalıdır.

8. Doğu-Batı meselesi bir kimlik değil, düşünme ve kurumlaşma meselesidir

Doğu veya Batı doğuştan üstün ya da aşağı değildir.

Asıl mesele:

Bilime nasıl bakıldığı, hukukun nasıl kurulduğu, bireyin ne kadar özgür olduğu, sermayenin nasıl örgütlendiği, eğitimin nasıl yapıldığı ve kurumların nasıl işlediğidir.

Bu nedenle başka toplumların bilim, hukuk, demokrasi, eğitim ve ekonomik kurumlar alanındaki deneyimlerinden öğrenmek bir teslimiyet değil, insanlığın ortak birikiminden yararlanmak olarak görülmelidir.

9. Kendi toplumumuzu da sorgulayabilmeliyiz

Eleştirel düşünce yalnızca başkalarını eleştirmek değildir.

İnsan önce kendi düşüncesini, kendi toplumunu, kendi tarihini ve kendi siyasal çevresini sorgulayabilmelidir.

Bu ilke Kürt meselesi açısından da önemlidir:

Başkalarının yanlışlarını görmek kadar, kendi yanlışlarımızla yüzleşebilmek de özgürleşmenin koşuludur.

Bir toplum kendisini eleştirebildiği ölçüde gelişebilir.

10. İnsanlaşma bitmiş bir süreç değil, devam eden bir yolculuktur

İnsanın biyolojik olarak insan olması ile gerçekten “insanlaşması” aynı şey değildir.

İnsan;

düşündükçe, sorguladıkça, öğrendikçe, empati kurdukça, özgürleştikçe, adalet duygusunu geliştirdikçe ve başkasının özgürlüğünü kendi özgürlüğü kadar önemsedikçe insanlaşır.

Bu nedenle eğitimin amacı yalnızca meslek sahibi bireyler yetiştirmek değil;

düşünebilen, sorgulayabilen, özgür ve sorumlu insanlar yetiştirmek olmalıdır.

Sonuç: Üzülmez’in düşünce üçgeni

Bütün bu ilkeleri üç temel kavram altında toplamak mümkündür:

AKIL

Gerçeği anlamak için.

ÖZGÜRLÜK

İnsanın kendi hayatının öznesi olabilmesi için.

ADALET

İnsanların birlikte ve onurlu yaşayabilmesi için.

Bunların üzerinde ise tek bir kavram bulunur:

İNSAN

Dolayısıyla Ali Haydar Üzülmez’in düşünce dünyasını şöyle formüle etmek mümkündür:

Akıl → Sorgulama → Bilgi → Özgürlük → Hukuk → Adalet → İnsanlaşma

Bu zincirin herhangi bir halkası eksildiğinde toplumun özgürleşmesi ve insanın gerçek anlamda gelişmesi mümkün değildir.

Son söz

Ali Haydar Üzülmez’in düşüncesi henüz akademik anlamda sistematik bir felsefe değildir. Daha çok yaşam deneyimi, matematik eğitimi, siyasi geçmişi, felsefe ve tarihe duyduğu ilgi ile şekillenen bir özgürlükçü hümanist düşünce arayışıdır.

Onu özgün kılan şey, farklı alanları tek bir soruda buluşturma çabasıdır:

“Daha özgür, daha adil ve daha akılcı bir insan ve toplum düzenini nasıl kurabiliriz?”

Onun yazılarının temel sorusu, bana göre, budur.

Bence bundan sonraki en değerli aşama, bu manifestoyu eleştiriye açmak olur.

Not: Ben de kendimle yüzleşmek için kendi yazı ve düşüncelerimi; ChatGPT’nin benimle ilgili manifestosunu eleştirinize açıyorum. Asıl önemli olan sizin öneri ve düşüncelerinizdir.

Katkı sunarsanız sevinirim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ali Haydar Üzülmez Arşivi
SON YAZILAR