Kutuplaşma olmasın!

Kutuplaşma olmasın!

Kutuplaşma olmasın!

Saadet Partisi Diyarbakır İl Başkanı Fesih Bozan, Anayasa Değişikliği Paketinden Başkanlık sistemine, Kürt sorunundan, Referanduma ve yeni anayasa yapımına dair birçok konuda önemli açıklamalarda bulundu.

Milli Görüş’ün hak anlayışının referans noktalarını 4 temel kural altında toplayan Bozan, insanların haksızlığa uğramalarının altında yatan sorunları ise, ‘Kuvvet, çoğunluk, menfaat ve imtiyaz’ olarak sıraladı.

 

Cumhurbaşkanı, her siyasi görüşten bütün vatandaşları kucaklamalıdır

Partili Cumhurbaşkanlığının bir kutuplaşmanın önünü açacağını düşündüğünü ve değişikliği yanlış bulduğunu belirten Bozan, “ Cumhurbaşkanı bütün toplumu, bütün ülkeyi, her siyasi görüşten bütün vatandaşları kucaklamalıdır.  Cumhurbaşkanı partili olduğunda ise, Cumhurbaşkanının partisinden olmayan vatandaş da, kendi partisinden olmadığı için Cumhurbaşkanına karşı bir mesafe olacaktır. Bugün toplumumuzda yaşadığımız en büyük sıkıntı kutuplaşmadır. Biz toplumdaki bu kutuplaşmanın önüne geçmek zorundayız” dedi.

Vekiller, talimata uyarak ‘evet’ demişlerdir

Referanduma sunulacak olan anayasa değişikliğinde kuvvetler ayrılığı ve Cumhurbaşkanının yetkileri konusunda sıkıntılar olduğunu belirten Bozan, “Cumhurbaşkanının meclisi feshetme yetkisinin olduğu yerde meclis nasıl rahat çalışabilecek. Zaten bu maddeler görüşülürken dendi ki, ‘eğer bu yasalar meclisten geçmezse erken seçime gidebiliriz’. Sonra ne oldu, herkes evet oyu kullanmak durumunda kaldı. Çünkü vekillerin de ister istemez yaşamış oldukları konforlu bir hayat var, 17.5 bin TL gibi bir maaşları var. İnsanlar Milletvekili oldukları zaman maaşlarını, konforu, toplumda sahip oldukları statüleri göz önüne alıyorlar ve neticede erken seçime gidildiğinde birçok kişinin yeniden listeye giremeyeceği ortada. Dolayısıyla bazı vekiller bunu kaybetmek istemediklerinden dolayı, talimata uyarak evet demişlerdir. Bu da vekiller üzerinde bir baskıyı gösteriyor” şeklinde konuştu.

 

Kürtçe, gerekirse ikinci resmi dil olabilir

 “Terörü, şiddeti önleme noktasında Cumhurbaşkanı, Başkan olduktan sonra farklı ne yapacak ki, bugün onu yapamıyor ” diye soran Bozan, Kürt sorununun çözümüne dair ise şunları söyledi: “Biz diyoruz ki, Kürt meselesi her şeyden önce insani olarak ele alınmalıdır. İkinci olarak ise ekonomik anlamda devlet yatırımları sadece batıda değil Güneydoğu’da da olmalıdır. Bunun yanı sıra kültürel hakların verilmesi lazım. Bir Kürt kardeşimiz dilini rahat konuşacak, eğitimini rahat olarak yapacak. Dün Çanakkale’de karşı cephede olan İngilizlerin, Fransızların dillerini biz okullarımızda okuturken, yan yana sırt sırta birlikte aynı cephede savaştığımız Kürt halkının dilinin yasaklanmış olması ciddi bir sorundur ve devletin bu sorunu çözmesi gerekir. Kürtçe, gerekirse ikinci resmi dil olabilir. Kürt halkı istiyorsa dilini resmi olarak Milli Eğitim okullarında okuması lazımdır. Şuan ki özel okullarda bu imkân verildi ancak yeterli değildir.”

 

El kaldır el indir vekiller

Milletvekili sayısının 600’e çıkarılmasını değerlendiren Bozan, “Şuan milletvekili sayısı 550 değil 1000 tane olsa da bu vekiller esasında milletin vekilleri değiller. Bu vekiller, Genel Başkanların vekilidirler. Bu vekiller, el kaldır el indir vekillerdir” ifadelerini kullandı.

18 maddelik Anayasa Değişikliği Paketinin Nisan ayında halk oyuna sunulması netleşirken, Referandumda ‘evet’, ‘hayır’ bloklarından farklı bir profil çizen Saadet Partisi Diyarbakır İl Başkanı Fesih Bozan ile konuştuk.

Saadet Partisi olarak Anayasa Değişikliği Paketine ilişkin düşünceleriniz nelerdir?

‘Milli Görüş’ün hak anlayışında 4 referans

“Anayasa Değişikliği Paketine dair görüşlerimizi belirtmeden önce genel olarak anaysa ve yasaların yapımına dair anlayışımızı kısaca ifade etmek istiyorum. İnsan sosyal bir varlıktır ve toplu yaşamak zorundadır. Toplu yaşayan insanların da uyması gereken kurallar, kanunlar vardır. Anayasalar da tüm bu kanunların kuralların çerçevesini belirleyen temel metinlerdir. Ve anayasalar da hazırlanırken tüm toplumun ihtiyaçları, farklılıkları, hassasiyetleri gözetilerek hazırlanması gerekir. Bizim ‘Milli Görüş’ olarak hak anlayışımızın referans aldığı temel kurallar 4 ana başlıkta şöyle somutlanmıştır: Birincisi her insanın doğuştan gelen haklarıdır. Her insanın can, mal, namus ve din anlayışı hakkı eşittir. İkincisi, insanların emeklerinin karşılığını alma yönünden hak etmiş olduğu haklardır. Üçüncüsü, tüm insanların ortak kullanım alanlarından eşit bir şekilde yararlanma hakkıdır. Son olarak da insanların anlaşmalar gereği kazanmış olduğu haklardır.

Kuvvet, çoğunluk, menfaat, imtiyaz

İnsanların haksızlığa uğramalarının altında yatan sorunların başında güç – kuvvet ile başkaları üstünde hak iddia etme anlayışıdır. Güçlü, kuvvetli olan kimselerin kendileri için yasalar hazırlayarak haklı çıkma çabaları insanlık için ciddi sorunlar oluşturmaktadır. İkincisi, çoğunluğuna güvenerek haklı çıkma arayışlarıdır. Çoğunluğa ulaşan, azınlığın hakları inkâr etme noktasına gelerek haksızlığa neden oluyor. Üçüncüsü ise menfaat; yani kendi menfaati, çıkarı için kanunları kuralları kendine göre düzenleyebiliyorlar. Dördüncü sorun alanı ise imtiyazlardır. İnsanların, mensup oldukları topluma, ırka, aşirete imtiyaz sağlayacak yasalar çıkarma çabasında olmaları haksızlıklara kaynaklık etmektedir. Şimdi bu ve benzeri dayanaklarla hazırlanan yasalar elbette ki, toplumda gerginliğe, sıkıntılara sebep olacaktır.

Kur’an, referans alınarak yasalar hazırlanırsa isabet % 100 olur

Saadet Partisi olarak temel anlayışımız; Elhamdülillah hepimiz Müslümanız ve Müslüman olma hasebiyle Allah’ın bize göndermiş olduğu peygamberler vasıtasıyla ve göndermiş olduğu Kuran-ı Kerim ve Peygamber efendimizin sünneti, insanlığın önünü aydınlatan, onları karanlıktan aydınlığa çıkaran temel yasalardır. Dolayısıyla insanlık bunları referans alarak yasalarını hazırlarlarsa isabet oranları % 100 olur. Bunlardan uzaklaşarak kendi kıt kafamızla bu yasaları hazırlamaya çalıştığımız içindir ki, isabet edemiyoruz, adaleti yakalayamıyoruz ve sürekli olarak yasaların değişmesine de zemin hazırlamış oluyoruz.

Darbe anayasası işlerine geliyor

Yakın siyasal tarihimize geldiğimizde ise 1982 darbe anayasasını değerlendirdiğimizde o günden bugüne bütün siyasi partilerin seçim çalışmalarında yeni bir anayasa yapılmasının dile getirildiğini görüyoruz. Ama bugüne kadar hala darbe anayasası ile yönetiliyorsak demek ki, tüm bu söylenenlerin samimi olmadığı ortadadır. Demek ki, söylemede bu darbe anayasasına itiraz edilse de bugüne kadar hala değiştirilmemiş olması darbe anayasasının işlerine geldiğini göstermektedir. Özellikle son 14 yıldır iktidarda olan AK Partinin var olma sebeplerinin başında da yine yeni bir anayasa yapımı çalışması durmaktaydı. AK Parti, sivil bir anayasa yapmak için geldi ve ilk seçimde de tek başına anayasayı değiştirecek çoğunluğa ulaştı ama ne hikmetse bu şansını kullanarak darbe anayasası yerine yeni bir anayasa yapımına girişmedi. Bugüne kadar birçok yamalarla, 19-20 tane müdahale ile darbe anayasasının ruhu muhafaza edildi. En son seçimde de yine yeni bir anayasa yapılması gündeme getirildi ama bugün geldiğimiz noktada 177 maddeden sadece 18 madde halkın karşısına kondu. İktidar partisi bugün sadece kendi yetkilerini arttıracak maddeleri önümüze getirdi. Ve bunu yaparken de yeni bir anayasa yapıyoruz gibi bir imajla ortaya çıktı. Biz bu tutumu eksik buluyoruz, yanlış görüyoruz ve altyapısı oluşturulmadan hazırlanan bu 18 maddenin de yarın toplumda farklı sıkıntılara yol açacağını söylüyoruz.

 

Anayasa bütün siyasi partilerle istişare edilerek hazırlanmalı

Saadet Partisi olarak, bu anayasa değişikliği paketine ilişkin değerlendirmelerimizi Genel Başkanımız Temel Karamollaoğlu vasıtası ile Cumhurbaşkanımıza ilettik. Aynı zamanda hazırlamış olduğumuz raporu Mecliste grubu bulunan partilere ve meclis dışında kalan partilere de mektup şeklinde görüşlerimizi ilettik. Burada temel maksadımız, mademki, anayasa deniliyor ve anayasaların da varolma hikmeti toplumdaki mutabakatı sağlamaksa biz de toplumda siyasal karşılığı olan bütün siyasi partilerle anayasa değişikliği paketine ilişkin görüşlerimizi paylaştık. Bugün Türkiye’de 96 siyasi parti var ve hiç olmazsa seçimlere katılan partilerle bu değişiklikler istişare edilebilse, yeni anayasa yapımı sürecinde toplumsal mutabakatın oluşmasına katkı sunacağı kanaatindeyiz. Bugün sadece iki partinin görüşünü yansıtan bir yasa değişikliği yerine tüm toplumun ihtiyaçlarını, hassasiyetlerini gözeten bir yeni anayasa çalışması, toplumsal mutabakat açısından daha isabetli olur görüşündeyiz. Ancak maalesef bugün iktidar partisi, bütün toplumun görüşlerini alıp kendi mutfağında bir yemek hazırlamak yerine, kendi mutfağında tek başına hazırladığı yemeği tüm topluma yedirmeye çalışıyor. Yemeğin tatsız, tuzsuz, pişmemiş olmasına da kimsenin itirazda bulunmamasını istiyor. Hal bu ki, Türkiye’de yaşayan bütün halkların katkısı olan ve kendini içinde görebileceği bir yeni anayasa yapımı çalışması daha doğru olurdu.

“Her kanun, her kılıf doğru değildir”

İktidar partisinin dahi unuttuğu bir değişikliği her ne hikmetse MHP’nin alel acele gündeme getirmesi ile başlayan anayasa değişikliği paketi ne için gündeme geldi. ‘Anayasaya uymayan ve fiili olarak devam eden Cumhurbaşkanının bir durumu vardır ve gelin buna bir kılıf uydurarak bu durumu resmileştirelim.’ Bundan da anlaşılıyor ki, her kanun, her kılıf doğru değildir. Şimdi önümüze konulan değişikliklere baktığımızda ise en başında kuvvetler ayrılığı konusunda ciddi sıkıntıların olduğunu görüyoruz. Eğer Cumhurbaşkanı istediği zaman meclisi feshetme hakkına sahip ise o meclisin rahat bir şekilde karar alamsı mümkün değildir. Meclis Cumhurbaşkanının rızasına uymayan bir kanun çıkaramayacaktır. Diğer taraftan da eğer yüksek yargıyı Cumhurbaşkanı ya da onun çoğunluğu sağlayan partisi atıyorsa bu yüksek mahkemedeki yargıçlar da haliyle bunlardan çekinerek isabetli kararlar alamayacaklardır. Dolayısıyla biz burada özellikle diyoruz ki, kuvvetler ayrılığı muvaffak olmalıdır.

 

Getirilen değişiklikler kuvvetler ayrılığını hangi noktalarda sağlayamıyor biraz daha açar mısınız?

Seçim korkusundan ‘evet’

Evet, kuvvetler ayrılığı sağlanmıyor çünkü meclisin yasama yaparken rahat çalışması lazım. Cumhurbaşkanının meclisi feshetme yetkisinin olduğu yerde meclis nasıl rahat çalışabilecek. Bu durum meclis üzerinde bir baskı oluşturur. Zaten bu maddeler görüşülürken dendi ki, ‘eğer bu yasalar meclisten geçmezse erken seçime gidebiliriz’. Sonra ne oldu, herkes evet oyu kullanmak durumunda kaldı. Çünkü vekillerinde ister istemez yaşamış oldukları konforlu bir hayat var, 17.5 bin TL gibi bir maaşları var. İnsanlar Milletvekili oldukları zaman maaşlarını, konforu, toplumda sahip oldukları statüleri göz önüne alıyorlar ve neticede erken seçime gidildiğinde birçok kişinin yeniden listeye giremeyeceği ortada. Dolayısıyla bazı vekiller bunu kaybetmek istemediklerinden dolayı, talimata uyarak evet demişlerdir. Bu da vekiller üzerinde bir baskıyı gösteriyor. Mecliste çalışan vekilin halkın menfaatlerine yoğunlaşması gerekir. Başkanının onu görevden alacak almayacak meselesine takılmaması lazımdır. Kaldı ki, meclisin halk adına yürütmeden de hesap sorabiliyor olması lazımdır. Meclisin elinden gensoru yetkisi alınmış durumdadır.

“Partili Cumhurbaşkanlığının bir kutuplaşmanın önünü açacağını düşünüyoruz”

Diğer bir sıkıntı ise Cumhurbaşkanının partili olmasıdır. Cumhurbaşkanı bütün toplumu, bütün ülkeyi, her siyasi görüşten bütün vatandaşları kucaklamalıdır.  Cumhurbaşkanı partili olduğunda ise, Cumhurbaşkanının partisinden olmayan vatandaş da kendi partisinden olmadığı için Cumhurbaşkanına karşı bir mesafeli olacaktır. Bugün toplumumuzda yaşadığımız en büyük sıkıntı kutuplaşmadır. Biz toplumdaki bu kutuplaşmanın önüne geçmek zorundayız. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılar ve terör olayları, komşularımızla yaşadığımız sıkıntılar ve İslam coğrafyasında yaşanan genel sıkıntılara baktığımızda bizim içeride toplumsal barışımızı, birlik ve beraberliğimizi daha da sıkı bir şekilde sağlamamız gerekiyor. Dolayısıyla burada partili Cumhurbaşkanlığının bir kutuplaşmanın önünü açacağını düşünüyor ve değişikliği yanlış buluyoruz. Bir insan hem Cumhurbaşkanı olacak hem partisinin Genel Başkanı olacak, hem Milletvekillerini belirleyecek, hem il başkanını atayacak, hem Valiyi atayacak hem yüksek yargıyı atayacak, rektörleri atayacak; yani bir kişi her şeyi yaptığı zaman gelecekte farklı tehlikelerle karşı karşıya kalabileceğimiz durumlar yaşanabilecektir. Bugünkü Cumhurbaşkanımız çok iyi niyetli ve doğru karar veren bir insan olabilir ama yarın farklı bir insan geldiğinde acaba bu yetkilerle ülkeyi, milleti nereye taşıyacak? Bu da çok ciddi bir sıkıntıdır. Ayrıca bazı bakanlıkların özellikle Dışişleri, İçişleri, Savunma ve Adalet Bakanlıklarının da meclisten istişare ile atanmasının gerekli olduğunu söylüyoruz.

“Cumhurbaşkanlığı sisteminde istikrarsızlık olmayacaksa baraj neden kaldırılmıyor”

Bir başka husus ise baraj sistemidir ve bunun da kalkmasını istiyoruz. Baraj neden konuldu, koalisyonlar, yönetimde istikrarsızlık olmasın diye konuldu. Mademki, Cumhurbaşkanlığı sisteminde istikrarsızlık olmayacak, güven sorunu kalmayacak o halde baraj neden kaldırılmıyor. Baraj kalkmalı ki, bütün vatandaşların görüşleri mecliste temsil edilebilmeli. Cumhurbaşkanının meclisi tek başına feshetme yetkisi olacak ama meclis Cumhurbaşkanını görevden almak için üçte iki çoğunluğa ihtiyaç duyacak. Eğer meclisin çoğunluğu Cumhurbaşkanının partisinden ise o zaman Cumhurbaşkanını görevden alacak 400 milletvekili nasıl çıkacak?

Yanlış algı oluşturuluyor

Neticede bu bir tekliftir ve herkesin buna evet ya da hayır deme hakkı vardır. Bu konuda toplumu germeye, toplumdaki kutuplaşmayı derinleştirmeye gerek yoktur. Bu teklife evet diyenlerin, vatanın birliğini, beraberliğini, kalkınmasını istiyormuş gibi lanse edilmesi; hayır diyenlerin de ülkeye ihanet ediyor algısının oluşturulmaya çalışılması çok büyük bir yanlıştır ve tehlikeli bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımı da yanlış bulduğumuzu belirtmek isterim.

Adı Cumhurbaşkanlığı sistemi olarak konulsa da sonuçta bu bir başkanlık sistemi önerisidir. Saadet Partisi olarak Başkanlık sistemine yaklaşımınız nedir?

Başkanlık sistemine karşı değiliz

Biz geçmişten beri Başkanlık sistemine karşı olmadığımızı söyledik. Başkanlığa karşı olmamamızın temel sebebi de yönetimde istikrar sağlanması yönünden faydalı olacağı kanaatidir. Aslında ister parlamenter sistem olsun isterse de başkanlık sistemi olsun önemli olan kişilerin hangi zihniyetle hareket ettikleri ve devleti idare ettikleridir. Biz eğer toplumda hakkı, hukuku, adaleti, barışı, kardeşliği tesis edemiyorsak; biz eğer yerli üretimi sağlayamıyor, istihdamı arttıramıyorsak, dış ilişkilerde hür irade ile bağımsız karalar alamıyorsak, koşularımızla aramız bozuksa, bu sistemin ismi parlamenter olsa ne olacak başkanlık olsa ne olacak.

Başkanlık sistemi ile Cumhurbaşkanlığı sistemi arasında siz ne tür farklar görüyorsunuz?

“Bir kişinin düşüncesi farklı 550 kişiyle düşünülerek alınan kararlar farklıdır”

Mesela Amerika’da Başkanın yardımcıları da seçimle geliyor. Bizde ne yapılıyor; şuan ki parlamenter sistemde Başbakan çıkartılıyor ve Başbakanın yetkileri Cumhurbaşkanına devrediliyor. Cumhurbaşkanı kendisine kaç tane yardımcı atayacak belli değil, bir tane mi atar 5 tane mi 10 tane mi atar belli değil. Cumhurbaşkanı Yurtdışına çıktığında onun yerine hangi yardımcısı vekâlet edecek ve bu yetkiyi nasıl kullanacak belli değil. Sistemin adına ‘Türk Usulü’ demekle iş bitmiyor, hangi anlayışla neyi referans alarak hareket edecek bunların açık olması lazım. Bugünden geriye baktığımızda yaşanan 15 yıllık süreç bize o güveni vermiyor. Bir kişinin alacağı bir karar ile bütün bir toplumu hangi mecralara sürükleyeceğini bilemiyoruz. AK Parti hükümetinin dış ilişkilerde almış olduğu kararlar, sonraki zikzakları, geri dönüşleri bize hata yapabildiklerini gösteriyor. Neticede icraata bakıyoruz ve bugün yöneten kişinin adı başkan olmuş, Cumhurbaşkanı olmuş önemli değil. Bugün hükümetin icraatlarına baktığımızda, Ergenekon, Balyoz meselesi, Kürt meselesi, Suriye, Irak, Rusya meseleleri, AB politikası, İsrail politikası vs… hepsinde dönüşler yaptığını görüyoruz. Bütün bu alanlarda yapılan yanlışların ülkeye maliyetini kim ödeyecek, sadece hata ettik demekle işin içinden çıkmayız. Onun için de mutlaka meclisin istişaresine dayalı bir yönetim olması lazım. Bir kişinin düşüncesi farklı 550 600 kişiyle düşünülerek alınan kararlar farklıdır. Önemli olan istikrardır ve bu parlamenter sistemde de geliştirilip sağlanabilirdi, Başkanlık sisteminde de sağlanabilir. Biz sadece başkanlık sisteminin bu şekilde hazırlanmış olmasını doğru bulmuyoruz, yoksa başkanlık sistemine esasta karşı değiliz.

 

Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile parlamento seçimlerinin aynı gün yapılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

“Halka farklı anayasa tercihi sunulmuyor”

Seçimlerin aynı gün yapılması ister istemez insanları Cumhurbaşkanının partisine yönlendirmiş olacak. Burada halkın önüne fazla bir seçenek bırakılmıyor. Haliyle burada milletin gerçek iradesinin yansıması noktasında sıkıntılar var. Burada halka sadece kendi seçeneklerine onay şansı tanınıyor. Halka deniyor ki, ‘Ey vatandaş biz AK Parti ve MHP olarak bunu uygun gördük, siz de gelin bunu tasdik edin’ Halka farklı anayasa tercihi sunulmuyor. Sadece halkın mevcut olana olumlu ya da olumsuz tercihi soruluyor, ya evet ya hayır. Vatandaş ne yapacak bu durumda ve tabii bir de medya gücünün vatandaş üzerinde oluşturduğu bir atmosfer var. Sözkonusu bu değişikliğin ülkeyi kalkındıracağına, rahata, huzura kavuşturacağına, kurtaracağına yönelik bir algı operasyonu var ve haliyle millet de ne yapacak. Ülkenin kalkınması, refahı için ‘evet’ diyeceğiz noktasına getirilecek. Geçmişte liderlerin açık oturumları olurdu ve bu tartışmaları izleyen halkta da bir fikir oluşurdu, halk kararını bu şekilde verirdi. Şimdi ise böyle bir ortam da yok, tek taraflı bir atış var.

Başkanlık sistemi ile istikrar geleceği görüşü sizin de parti olarak karşı olmadığınız bir görüş ve bugün gündeme getirilen değişiklik ise fiili duruma hukuki bir statü getirmeyi amaçlıyor. Peki, mademki, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle birlikte fiili bir durum oluştuysa ve ‘başkanlık sistemi’ fiiliyatta var ise neden hala istikrar yakalanamadı?

“Cumhurbaşkanı Başkan olduktan sonra farklı ne yapacak ki, bugün onu yapamıyor”

Tabii bu konuda yandaş medyanın da ‘ya kaos ya başkanlık’ gibi başlıkları var. Türkiye’de 7 Haziran seçimlerinden sonra bölgede artan şiddet olaylarından da sonra AK Parti seçim çalışmalarını neyin üzerine oturttu, ‘Ya AK Parti ya kaos’. O zamanın Başbakanı Davutoğlu'nun Van’da yaptığı mitingde ‘Beyaz Toroslar yine ortaya çıkabilir’ tehdidi vardı. Millet de ne yaptı, Biz şiddet istemiyoruz, huzur, barış, kardeşlik istiyoruz. Mademki, tek başına iktidar bunu sağlayacaksa’ dedi ve tek başına AK Partiye %50 iktidarı verdi. Peki, bugüne kadar ne oldu, görünen o ki terör, şiddet olayları daha çok arttı ve çözüm olmadı. Terörü, şiddeti önleme noktasında Cumhurbaşkanı Başkan olduktan sonra farklı ne yapacak ki, bugün onu yapamıyor? Bizim kanaatimize göre farklı bir şey olmayacak. Biz ismine Cumhurbaşkanlığı sistemi, Başkanlık da desek yine aynı metot ve tedbirler ile devam edecek ve değişen bir şey olmayacak. Değişen ne olacak, sadece biraz daha yetkilerini arttırmış olacağız.

Milletvekili sayısının 550’den 600’e çıkarılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Bu vekiller, el kaldır el indir vekillerdir”

Bugüne kadar yaşadığımız birçok sorunun kaynağında seçim yasalarının çarpıklığı yatmaktadır. Şuan milletvekili sayısı 550 değil 1000 tane olsa da bu vekiller esasında milletin vekilleri değiller. Bu vekiller, Genel Başkanların vekilidirler. Bu vekiller, el kaldır el indir vekillerdir. Milletvekili listelerini genel başkanlar hazırlıyorlar, milletin önüne getiriyorlar ve bu belediye başkanlarını, bu milletvekillerini tercih ettim, sıralamayı buna göre yaptım, bunlar benim adamımdır, et vatandaşlar siz de buna onay verin. Vatandaş da o milletvekilini beğensin beğenmesin, partili olduğundan dolayı istemeyerek, kerhen de olsa gidip oyunu veriyor. Ve böylece de seçilen vekiller kendini milletin vekilleri olarak değil de kendilerini Genel Başkanlara karşı borçlu, vazifeli görüyorlar. Dikkat ederseniz vatandaşlar seçimlerden önce vekilleri görüyor ama seçimlerden sonra vekillere bir türlü ulaşamıyor. Halk gerçek sorunlarını vekillere bir türlü iletemiyor. Meclisin içindeki çalışmalara da bakıldığı zaman, meclisin belli günlerinin dışında bütün oturumlarda meclisin ön sıralarının dışında vekilleri gören yok. Nerede bu geri kalan vekiller, neden mecliste değiller, neden ülkenin sorunlarına kafa yorulmuyor. Mecliste kaç vekil ülkenin sorunlarıyla alakalı fikir üretip meclisin gündemine getirebiliyor. Her milletvekili partisinin grup kararı ile oyunu veriyor. Bizim aslında belki de vekillerin sayısını arttırma yerine azaltmamız gerekiyor. 600 vekil yerine belki de 300’e indirmemiz gerekir. Böylece hem vekillerin bütçeye verdiği yük azalmış olur hem de vekiller daha verimli çalışır. Vekiller dar seçim sistemiyle milletin önceden seçtiği, milletin süzgecinden süzülerek gelen daha nitelikli vekiller olur. Vekilleri halk belirlesin ki, bu vekiller kendilerini halka karşı sorumlu hissetsinler.

OHAL altında referanduma gidilmesi konusunda siz parti olarak ne düşünüyorsunuz?

“2019 yılına kadar süremiz varsa niye bu kadar acele ediyoruz”

Şimdi sözkonusu değişikliklerin eğer erken seçim kararı alınmazsa Cumhurbaşkanlığı sisteminin 2019 yılında yürürlüğe girmesi düşünülüyor. Mademki, 2019 yılına kadar yürürlüğe girmeyecekse ve o zamana kadar süremiz varsa niye bu kadar acele ediyoruz. Olağanüstü halin kalktığı, huzurun, barışın sağlandığı bir ortamda referanduma gitmek elbette ki, daha sağlıklı bir seçim olacak. Tabii ki, bu konudaki endişeler var ve biz de bu endişelere katılıyoruz.

Sizce OHAL’de referanduma gitmek vatandaşın tercihlerini ne yönde etkiler?

“Anayasa değişikliği paketinin detaylarını halk bilmiyor”

Şuanda bir korku iklimi var. Evetçiler rahat bir şekilde evet diyebildikleri halde hayırcılar belki kendilerini rahat bir şekilde ifade edemiyorlar. Hükümet tabii ki, OHAL’in vatandaşın görüşleri, tercihleri konusunda menfi bir etki etmeyeceği yönünde açıklamalar yapıyor. Bizim için önemli olan evet ya da hayır konusunda milletin doğru bilgilendirilmesidir. Millet doğru bilgilendirilsin ki, hür iradesini ona göre kullansın. Şuan hayır diyenlerin de tam manasıyla niçin hayır dedikleri, evet diyenlerin de niçin evet dedikleri konusunda tam bilgi sahibi olmadıkları kanaatindeyiz. Anayasa değişikliği paketinin detaylarını halk bilmiyor. Bilinen şu var, ‘sen devletin yanında mısın karşısında mısın’ ve biz bu yaklaşımın doğru olmadığını söylüyoruz.  

Bölgede siyaset yapan bir partinin İl Başkanı olarak anayasa değişikliği paketine baktığınızda sizce bu paket Kürt sorununu çözer mi?

“Kürt meselesinin çözümü bir sistem, bir anlayış bakış sorununa bağlıdır”

Kürt meselesi tabii ki, başlı başına ayrı bir olaydır. Bu sorun sadece güvenlikçi tedbirlerle, demir yumruk gibi sadece öldürmeyle çözülecek bir mesele değildir. Zaten bu 18 maddelik değişiklikte ne Kürt halkına ne ekonomiye ne de dış ilişkilerdeki sorunların düzeltilmesine dair bir şey göremiyoruz. Kürt meselesinin çözümü bir sistem, bir anlayış bakış sorununa bağlıdır. İnsan olma hasebiyle bütün halklar eşittirler. Dolayısıyla burada Kürt’ün de Türk’e üstünlüğü yok, Türk’ün de Kürt’e bir üstünlüğü yoktur. İnsanın yaratılışından beri varolan bütün hak ve hukuku olması gerekir. Burada herkese can, mal, akıl ehliyeti açısından bu imkânların sağlanması lazım. Yani, hiç kimse annesini, babasını, rengini, cinsiyetini seçmiş değildir ve bu tamamen Allah tarafından bize verilmiş olan haklardır. Ben kendi ırkımı seçmemişim, kendi rengimi seçmemişim öyleyse bir Türk neden benden daha iyi olsun. Veya bir Kürt niye başka bir ırktan daha iyi olsun. Bunlar tamamıyla insanın hak anlayışına bağlı olan meselelerdir. İslami değerlere göre, geçmişte nasıl ki, Türk, Kürt, Arap, Çerkez ümmet anlayışı ile bir arada kardeşçe yaşıyor iken, bugün ne oldu da bu duruma gelindi.

“Kürtçe, gerekirse ikinci resmi dil olabilir”

 Biz diyoruz ki, Kürt meselesi her şeyden önce insani olarak ele alınmalıdır. İkinci olarak ise ekonomik anlamda devlet yatırımları sadece batıda değil Güneydoğu’da da olmalıdır. Bunun yanı sıra kültürel hakların verilmesi lazım. Bir Kürt kardeşimiz dilini rahat konuşacak, eğitimini rahat olarak yapacak. Dün Çanakkale’de karşı cephede olan İngilizlerin, Fransızların dillerini biz okullarımızda okuturken, yan yana sırt sırta birlikte aynı cephede savaştığımız Kürt halkının dilinin yasaklanmış olması ciddi bir sorundur ve devletin bu sorunu çözmesi gerekir. Kürtçe, gerekirse ikinci resmi dil olabilir. Kürt halkı istiyorsa dilini resmi olarak Milli Eğitim okullarında okuması lazımdır. Şuan ki özel okullarda bu imkân verildi ancak yeterli değildir. Kürt halkının tüm hakları sağlansın ki, Kürt vatandaşlar da kendilerini birinci sınıf vatandaş olarak görebilsinler. Herkes Türk’tür demekle bu mesele çözülmez.

HDP Milletvekillerinin, DBP’li Belediye Başkanlarının tutuklanmalarını, Belediyelere kayyum atanmasını nasıl karşılıyorsunuz?

‘Dün örgüt bugün devlet kayyumları’ ile idare ediliyoruz

Bu durum neticede yanlışlarının getirmiş olduğu bir sonuçtur. Bu olaylar sadece son şekli ile olmuş meseleler değildir. Nasıl ki AK Parti adaylarını genel başkan belirliyorsa burada da adayları örgüt belirliyor. Dolayısıyla aslında biz şimdiye kadar örgütün atamış olduğu kayyumlarla idare ediyor olabiliyoruz. Bugün de devletin atamış olduğu kayyumlarla idare ediliyoruz. Bizim temel amacımız,   gerçek anlamda vatandaşın hür iradesi ile aday seçebileceği bir ortamın oluşmasıdır ki, o zaman millet kendi gerçek iradesini kullanmış olsun. Yoksa dün varolan belediye başkanlarını da halk belirlememiş ki. Dolayısıyla partiler de halkın iradesine gerçek anlamda önem vermemişlerdir.

Saadet Partisi olarak yeni anayasaya ilişkin neler söyleyebilirsiniz?

“Herkes kendine göre bir anayasa yapmanın derdinde”

Yeni, sivil bir anayasa yapılmalı anacak sivil derken darbe zihniyetli sivillerin yapmış olduğu bir anayasadan bahsetmiyoruz. Bütün vatandaşları, renkleri, ırkları, dilleri barındıran, bütün vatandaşların kendilerini içinde gördüğü, benim anayasam dediği bir anayasa hazırlanmalıdır. Ama 2000 yılından bu yan mecliste olan partilerin bu sorunu çözemediğinizde görüyoruz. Ancak birbirleriyle kavga eden, konuşamayan, görüşemeyen, karşıt bir fikre tahammül edemeyen insanların toplumun yeni anayasa ihtiyacını karşılamaları sözkonusu olamaz. Şuan mecliste grubu bulunan 4 parti de seçimden önce yeni anayasa diyorsa ve şuan yeni bir anayasadan bahsedemiyorsak o zamanelerini tutan ne. En son 60 madde üzerinde bir mutabakat sağlanmıştı, şimdi neden bu 60 maddeyi 160 madde yapmayalım. Herkes milletin ortak çıkarını düşünüyorsa neden bu yapılamıyor. Demek ki, herkes milletin çıkarını değil kendi partisel, grup çıkarını düşünüyor ve herkes kendine göre bir anayasa yapmanın derdinde.

Saadet Partisi olarak referandum sürecinde nasıl bir tutum takınacaksınız?

“Biz referandum sürecinde parti olarak herhangi bir kampanya yürütmeyeceğiz”

Bizim bugün ülkemizde yaşadığımız en büyük sorun kutuplaşmadır. Yani, evetçi misin hayırcı mısın? Biz referandum sürecinde parti olarak herhangi bir kampanya yürütmeyeceğiz. Cumhurbaşkanı meclisten geçen 18 maddelik değişikliği henüz onaylamamış ve temennimiz odur ki bu bahsetmiş olduğumuz eksikliklerin tamamlanması açısından Cumhurbaşkanı bu değişikliği meclise tekrar gönderir. Ama eğer bu haliyle imzalanır ve yürürlüğe girerse de biz parti olarak buna evet demeyeceğiz. Ama meydanlara çıkıp evetçiler aleyhine de kampanya yürüterek bir kutuplaşmanın tarafı olmayacağız.

Değişiklik bu haliyle referandumda halkoyuna sunulursa hayır diyeceğinizi ifade ediyorsunuz ancak kendi seçeneğiniz için de herhangi bir çalışma yapmayacaksınız böyle bir durumda kendi seçeneğinizi güçsüz düşürmüyor musunuz?

 

“Her iki tarafın da yanlış yaptığını düşünüyoruz”

Biz şimdi hayır kampanyası yürüttüğümüzde sanki mevcut sistemi olumlu buluyormuşuz gibi bir anlam çıkacak. Hal bu ki, biz şuan mevcut parlamenter sistemin içinde bulunduğu sıkıntılı duruma da evet demiyoruz. Bu sistemde de birçok şey yanlıştır. Seçim kanununun değiştirilmesi lazım. Biz bugün ülkenin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntı, işsizlik sorunu, ülkedeki şiddet ve terör olayları, komşularımızdaki çatışmalar ve böyle bir ortamda bizim ülkemizde daha çok birlik ve beraberliği sağlamlaştırmamız gerekir. Bugün burada oluşan tablo tamamıyla milleti kutuplaştırmaktan başka bir sonuç vermiyor. Bugün bir tarafta ‘şer odakları’ olarak sayılan bir hayırcılar cephesi bir tarafta da AK Parti, MHP ve muhafazakâr dindarların evet cephesi. Evet cephesi; devletin, milletin faydasına olan şeylere evet diyor; hayır diyenler ise milletin, devletin zararına olan şeylere hayır diyormuş gibi bir kutuplaşma oluşturuluyor. Bu tamamıyla yanlıştır ve biz her iki tarafın da yanlış yaptığını düşünüyoruz. Dolayısıyla biz de bu kutuplaşmaya katkı olmasın diye referandumda herhangi bir kampanya yapmayı düşünmüyoruz.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

“Ülkede kutuplaşmayı derinleştirecek her şeyden uzak durulmalı”

Ülkede birlik ve beraberliğin, huzurun sağlanması açısından herkes üzerine düşen görevi yapmalıdır. Hepimiz aynı gemideyiz ve bu gemi batarsa hepimiz batarız. Huzursuzluk olduğu zaman hepimiz aynı huzursuzluğu tadacağız. Dolayısıyla burada evet diyenlerin de hayır diyenlerin de düşüncelerine saygı duymak gerektiğini düşünüyorum. Ülkede kutuplaşmayı derinleştirecek her şeyden uzak durulması çağrımızı yineliyorum.”

 

Ali Abbas Yılmaz/ Özel haber

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.