1. YAZARLAR

  2. Bilal Yavuz

  3. Medeniyetin kalbi
Bilal Yavuz

Bilal Yavuz

köşe yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Medeniyetin kalbi

A+A-

Diyarbakır, İslam’ın beşinci şerefli şehri, insanlığın manevi başkenti olan hayırlı beldelerden bir beldedir. Kudüs gibi göklerde inşa edilmiş de yere inmiştir sanki. Diyarbakır Ali Emiri’nin neşesi, Cahit Sıtkı’nın esintisi, Ahmed Arif’in onuru, Mehmed Uzun’un düşleri, Ahmet Kaya’nın ciğeri, Yılmaz Güney’in nefesi, Esma Ocak’ın gözbebeğidir. Celal Güzelses’in görkemli sedasının yankısı duyulur taşlarında. Surlar sırlara, sırlar surlara karışmıştır. Yüzüklerin Efendisi serisi gibi fantastik kurgu romanlar yazılmalı bu şehri merkez alarak, başarılı yönetmenler, metafizik gerilimler içeren sinema filmleri yapmalı bu kadim bölgede. Neden olmasın?

Diyarbakır en çok da Sezai Karakoç’un özlemi, sılasıdır. Üstad ile bundan 10 yıl evvel, 17 yaşında bir çocuk iken tanışmak için İstanbul’a gitmiştim. O zamanlar Cağaloğlu civarındaydı mekanı. Cenab-ı Hakk’a şükürler olsun görüşmek nasip olmuştu. Misafirine gönlü gibi apaçık, sımsıcak bir çay ikram ederdi. Gözleri hiç yaşlanmamıştı koca ulu çınarın… Şiirleri gibi dipdiriydi cümleleri, kıdemli muhabbeti… Yarım asırdan fazladır özlemini çektiği, mücadelesini verdiği ideal gençliğin, ilk başta memleketi Diyarbakır’da filizlenmesini istiyordu. Memleketimizden bahsederken gözleri doluyordu. Gençlerin mutlaka okul okumasını öğütlüyordu o vakitler bana... Ülkenin eğitim düzeyi iyi olmasa da, açıköğretimlerin bile hiç yoktan iyi olduğunu, insanları araştırmaya, okumaya teşvik ettiğini söylüyordu. Öğütleri sayesinde birden fazla üniversite tahsili gördüm. Yine gençlerin mutlaka hobi olarak da olsa ilim ve sanata yönelmesinin gerekliliğinden bahsediyordu görüşmemizde. En güzel hizmeti; anadolu irfanından, sanat ve estetikten anlayan, yozlaşmamış siyaset adamlarının verebileceğinden dem vuruyordu. Maalesef Diyarbakır gençliği, memleketinin bağrından çıkıp insanlığa yön vermiş mütefekkiri Sezai Karakoç’u henüz yeterince tanımıyor.

Gelecekte Mevla nasip ederse, Diyarbakır’ı zaman ve mekan açılarından ele alan fantastik kurgu romanlar, senaryolar, destannameler yazmayı düşünüyorum. Akranlarıma da tavsiye ediyorum. Eğer vakıflarımız, derneklerimiz, valiliğimiz, belediyelerimiz; yirmi yıl evvel bu ehemmiyetli mevzuya öncü olsa, gençliği teşvik etseydi, bugün dışardan gelenlerin en çok ziyaret ettiği şehir Diyarbakır olurdu, andolsun, Türkiye’nin dahi turizmi yüksek seviyelere ulaşırdı. Dünya Diyarbakır’ımızı; Roma, Granada, Venedik, Paris’i bildiği gibi iç çekerek bilirdi. Çok geç olmadan adım atmalıyız…

Sanatsal kısa metraj filmlerde en çok Diyarbakır’a yakışırdı. Bu kadim kentin felsefeye olan yatkınlığı liyakatli ocaklarda işlenseydi, bağrında ahlak ve medeniyet kuramlarının öncüsü filozoflar yeşerebilirdi. Diyarbakır halkı becerikli ve onurlu olduğu kadar, diri düşüncelerde, özgün fikirlerde de mahirdir. Hep şahid olmuşumdur.  Bu mücevher potansiyel işlenirse, yeni İbn-i Haldun’lar, Dostoyevski’ler, Tarkovski’ler bu bereketli toprakların bağrında hayat bulur. Yaşar ve yaşatır. Sever ve sevdirir. Diner ve dindirir. Gözlemler ve gösterir. Böyle köklü bir ideal için şehrin medyasının gelişmesine vesile olunmalı, edebi dergilerin çıkarılması sağlanmalı, böylece burjuvanın sosyetik gösterişlerle heba edemeyeceği gerçek manada entelektüel bir mahalle için zemin oluşturulmalıdır.

Bu düşünce ve sanat ortamı oluşursa ancak çoraklar bahçeye dönüşebilir. Bu mevzuda en büyük vazife yetkililere düşüyor. Aziz milletin emeğini, alınterini hortumlamayan, lütfeder gibi kibirlenmeden özü söze, sözü köze dönüştürecek olan ehil insanlar o makamlara geldiği gün inşallah, halkın birikimi artık çalınamayacak, doğru yerlerde kullanılacak, sağlıklı ve hayırlı zeminler oluşturulacaktır. Bizim gibi meselenin farkında olan gençlerin bir araya gelip yüksek idealler doğrultusunda prangalardan kurtulmuş bir cemiyet oluşturması gerekiyor.

Öyle ki bu cemiyetin bir kısmı o makamlara gelecek ve hakkı gözetecek, diğer kısmı da bahsettiğim atılımları yapacak, inşallah belki bu sayede Diyarbakır’a vefa borcumuzu da ödemiş olacağız. Kalbi güzel dertdaşlara bin selam olsun…

Bilal Yavuz

Bu yazı toplam 2263 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.