Metin Aydın

Metin Aydın

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

MÜSVEDDE

A+A-

Tuhaf bir adam… Pek de genç. Çenesine eğreti dağılmış bir avuç kına renginde sakalı ve kir içindeki elbiseleriyle hayli pejmürde...

Sol elinde sigara, öbüründe kitap… İstisnasız hep aynı güzergâh içinde mekik dokuyor. Beyninde hesap gırla...

Gene aç. Evi kira. Sürekli açık duran radyosunun niye hep aynı frekansta olduğuna aldırdığı yok. Radyosu bozuk. Bozuk çalıyor kendisi gibi.

Odada kırık dökük bir masa. Çalışma masası. Dört ayağının üzerinde nasıl durduğuna şaşırmıyor. Sandalyenin bir ayağı kırık… Oh ne de güzel kurulmuş sandalyesine; yeni yazacağı yazının kurgusunu beyninde oluşturuyor. (Yeni bir yazı da ha deyince yazılmıyor ki!) Yazamıyor.

Tam karşısında simi dökülmüş bir ayna... Evdeki tek ayna. Sureti aynada.

Odada kudurgan bir sessizlik. Ses!.. Ses!.. Ses!.. Boğuk insan sesi geliyor salaş meyhaneden. Külhani bir ses... Alkol kokuyor bu ses… Alkol!.. Alkol!.. Alkol!.. Kaç zamandır tek damla olsun al(a)madı mereti diline. Parasızlıktan.

Tekin bir yer değil kaldığı ev. Müstakil, balık istifi binaların arasında büzüşüp kalmış konservemsi bir ev… Tek göz pencereden bakıyor daracık sokağa. Kocaman, çirkin binaların arasında pek mahcup duruyor. Bakımsız duran bahçesi biraz kıymete bindirse de evi, hayli içerliyor olsa gerek, bu iğreti yerde boy vermiş devasa dut ağacı. Her şey bir yana, bu küçümen evde yaşamaya, sabahın ilk ışıklarıyla kuşların ahenkli sesini duymak bile yetiyordu… Yüksek sesle: “Yaşamak!.. Yaşamak!.. Evet, yaşamak!.. Yazıma buradan başlamalıyım!..” diye ünledi bir an. Sonra, bu sefer kısık bir sesle: “Ama nasıl bir yaşam?” dedi. “Ben sözcükleri sadece yaldızlayıp yazamam ki!..” Ellerini başının arasında sıkıca tutup; “olmaz, olmaz!” diyordu, öfkeli bir sesle.

Nerden estiyse, birkaç yıl önce okuduğu bir kitap takıldı aklına: Eflatun’un Devlet’i. Devlet’inde, Eflatun: “Çocuklarımıza ayakları yerden kesik masallar dinlettirmeyeceğiz.”, demişti. Evet, aynen öyle. Hatta hızını alamayıp: Bunu “Homeros dahi yapsa reddedeceğiz,” demiyor muydu? “Öyleyse daha ne!” diye kendi kendine söylenip, elindeki buruş buruş karalanmış müsveddeleri odanın içinde gelişigüzel savurdu. Böyle giderse müsveddeden bir ev olmaya namzetti zaten tek göz oda.

Pencereyi ardına kadar açıp, birkaç kez, ama avazı çıktığınca bağırıp durdu: “Müsveddeden bir yazarın müsveddeden evi olur!.. Müsveddeden bir yazarın müsveddeden evi olur! Müsvedde! Müsvedde! Müsvedde!”

Bu gürültüden korkup havalanan birkaç küçük kuş dışında kimseler onu duymadı. Onun ağlamaklı sesini... Pencereden içeriye teklifsiz hücum eden serin hava, başını döndürür gibi oldu. Sarhoş gibiydi artık. Fare kapanı odası, aralıksız içtiği sigaralardan duman altıydı... Odayı saran temiz havadan büsbütün kopmaya başladı hassas sinirleri.

Üç gündür uykusuzdu. Artık ağlıyordu. Yüzüstü döşeğine yumulmuş bir halde ağlayıp durdu. Kuşların o eşsiz senfonisi bile uyanmasına kâfi gelmedi.

(“BİSTURİ” – Huzursuz Metinler isimli kitabımdan.)

Metin Aydın

 

Bu yazı toplam 5065 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.