1. YAZARLAR

  2. Berivan Kaya

  3. Ödüllü kitap ‘bile isteye’ üzerine gerçekçi bir eleştiri - 2
Berivan Kaya

Berivan Kaya

Köşe Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Ödüllü kitap ‘bile isteye’ üzerine gerçekçi bir eleştiri - 2

A+A-

Diğer bir Marksist edebiyat bilimci Terry Eagleton Şiir Nasıl Okunur kitabında bakalım ne diyormuş: “Bir şiir yalnızca sözel bir iletişim aracı değil, başlı başına bir maddi olay ve güç alanıdır. Bu durum şu şekilde ifade edilebilir: Sözel iletişim ancak maddi olaylarla güç alanlarının terimleriyle gerçekleşebilir ve bu da bizi bir daha form ve içerik sorununa geri götürür” (Agora Kitaplığı, 2011, sf. 143).

Son olarak Marksistler kimilerine rahatsızlık verebileceği için varoluşçu bir yoldaştan Jean Paul Sartre’dan aktaralım: “ (…) Ancak imge, belirli bir bilinç türüdür. İmge bir şey değil, bir bilinçtir. İmge bir şeyin bilincidir.” (İthaki, 2017)

O halde modern şiirin niteliklisinin de olduğunu göz ardı etmeyerek Özmen’in şiirindeki Öznel imgeleri ve metafizik genellemeleri biraz daha örneklendirmeye devam edelim ve şu dizelere bakalım:

“Hiç konuşmayanın yanı ölümdür

Canı sıkılanın yanı ölümdür

Karnında bir çocuk taşımak ölümdür

Kavganın öte yakası ölümdür

Bağlar, bağcıklar, bağırışlar hep ölümdür

Kendini bir kadında tanımak ölümdür

Kendini bir adamda tanımak ölümdür

Kalmaz ki bir top kumaşın biriktiği”

Baştan sona genellemelerle dolu ve baştan sona retorik kokan dizeler. Bu durumda “Hep konuşanın yanı ölümdür” diye bir dize kurduğunuzda pekâlâ şiir olduğunu iddia edebilirsiniz. Ya da “Canı sıkılmayanın yanı ölümdür”,  “Kendini bir kadında tanımamak ölümdür” “Kavganın beri yakası ölümdür” v.b şekilde bunu sürdürmek mümkün. Hatta anlamın bu durumda daha da güçlü olduğunu bile iddia edebiliriz. Karnında bir çocuk taşımanın ölüm olacağı fikri nihilizmin de nihilizmi varmış dedirten cinsten. Sarsmak, şaşırtmak istemiyle öznel çıkarımlardan uçlara savruluş gerçeklikle ilişki kuramayınca, şiir hepten yavan kalıyor. Sarsıcı güç arıyorsak imgenin herkeste ortak duyum/duyuş uyandıracak; kolektif, evrensel olanını daha önce söylenmemiş tarzda;  zengin, çok katmanlı çağrışımlarla inşa etmeliyiz. İşte bu, yaşam akışının maddi ve diyalektik kavranışında saklıdır. Yüzeysel bir burjuva ideolojisi ve metodolojisi içinde kavranan yaşam ise Özmen'in şiirinde olduğu gibi olgusal duyuş ve duygunun coşkusuna; özgür isteme'nin "safdil" arayışına rağmen düalist bir aktarıma dönüşme tehlikesinden kurtulamıyor.

 

Örneğin ‘ay’ şiirindeki;

 

(…)

 

“Bir dalda iki kiraz olmuşluğumuz bile var”

 

“Az önce çıkarılmış atletler kadar ılıktık birbirimize”

 

 “Gurultularla yalarken yaralarımızı

  Bir ormana dalmışlığımız bile var”

“Biz gecede inanmazsınız yakın yaprak”

"Bizim bizde kaldığımız

Sizin sizde durduğunuzdan esaslı"

dizelerinde "biz/ben” öznelerinin; siz karşısındaki "esaslılık” iddiasının, şiirin bütünü açısından altı boş. “Siz niye esaslısınız da” biz” daha az?” şeklinde bir soru hepimizin aklına geliyordur. İki kadının yakınlığı izleğinde, yara yalamak ile vurgulanan hayvani/doğacı çağrışım, ‘birlikte ormana dalmak’ üzerinden pekiştiriliyor. Burada çatılan “orman” imgesinin Nazım’ın ormanındaki gibi toplumu, insanı ve ortak dönüştürücü eylemi ya da praksisi çağrıştırmadığına kuşku yok.  Bugün postmodern tutumun; cinsel yönelim, etnik, inanç kimlikleri, çevre, anti türcülük v.b öznellik üretimleri üzerinden evrensel kurtuluş iddiasını ve toplumcu devrimci eylemi olumsuzlaması, bu şiirde queer kavramı ekseninde üretiliyor. Lezbiyenlik, hayvan,  orman, doğa şemsiyesinde girişilen bir “esaslı olanlar” kesişimi, kendisini, şairin  “Siz” dediği ve olumsuz genellenen insani yapının karşısında konumlandırıyor.  Bu yaklaşım hayatın gerçekliğiyle uyuşuyor mu, hayır. Şairin postmodernist keyfine öyle geliyor; Diğerlerinin özelliklerini gerçekte bilmiyoruz, şair bunları herhangi bir uğraktaki( zaman-mekan-koşul) konumlanma noktasıyla belirtmiyor ve iki kadının yakınlığı karşısında diğerlerini olumsuzlamamızı istiyor. Bu, hayatı diyalektik, tarihsel, bütüncül kavrayamayışın bir görüngüsüdür.  Şiirde yine ilk bölümde “Türk milleti adına karar:/Varlığınız armağan olmasın hiçbir şeylere” dizesi, ulusalcı/Kemalist düşünceye gönderme yapan ve buradan postmodernistlere özgü, sınıf özü olmayan bir ‘ötekiler’ retoriğine sarılan K. İskender tarzı sığ, klişe bir eklektizm. Burjuva liberal düşüncenin her alanda olduğu gibi sanat/edebiyat alanında da tek kapışacağı çizgi ulusalcılık/milliyetçilik… Sıkıysa sınıfsal bakılsın herhangi bir izleğe… Sıkıysa doğa ve insan arasındaki yarılmanın ve yabancılaşmanın; insandan değil, maddi üretim tarzının koşullamasından/sınıflı toplumdan kaynaklandığı gerçeğine içkin imgeler dile getirilsin. 

Özmen’in şiirinde işlediği bir başka izleğe aile ve evliliğe geçelim. Sorunsalların ele alınışı, diyalektik tarihsel bilinç yerine Descartesci düalizm (karşıt ikilikler) olduğunda bir şeyin karşısına başka bir şeyi koymanın değer yargısına dönüşme riski, şiirle mesafeyi açar. Burada olduğunun aksine şiirde kişiselleşmeye, iç döküşe, az çok şiir bilincimiz ve estetik yargımız varsa razı olmayı istemeyiz. Okuyucular nezdinde her ne kadar popülist bir dayatma söz  konusu olsa da her zaman evrensel sesi, kolektif imgeyi duyumsamaya, estetik zevki tatmaya ihtiyacımız vardır. Bu insan olmanın özgül ve evrensel karakteridir. Şiir kişisinin kendi başına geleni aşırı önemseyerek öznel durumunu mutlaklaştırması bu ihtiyacın karşılanmasına engel olur. 

“Sevgilim-beni eve götürme geceleri, en çok geceleri

   Beni en çok eve, en çok geceleri

Sevgilim -beni bağışla geceleri, en çok geceleri

Bırak oyalansın o aç kalabalık dansımda

Gövdem kederden bir tabanca

Üstünde patlamaz değil.

“Götürme beni o apansız kapana

Ev dediğin ne ki kaçtığımın yanında

Sevgilim -beni o uzun masalara, o şık salonlara

Sevgilim -beni gündüzlerden kolla”

Yukarıdaki dizeler kitaba adını veren‘bile isteye’ şiirinden. Çatılmış tek bir diyalektik imge yok. “Ben” kişisinin iyi/kötü; gündüz/gece; ben/sen; ev/dışarısı; ikilikleri içinde kendini konumlandırdığı olumsallık, bir tür kendine acıma; birçok dizede,  ak kaşıktan çıkmış haliyle sahiciliği zora sokuyor. Şiir kişisinin; ‘beni kolla, beni götürme, beni bağışla, beni yollara düşür’ emir kipleriyle kendisini cümle yapısında belirtili nesneye çevirmesi; kurtuluşu sürekli sevgiliden dilemesi, toplumsal cinsiyet meselesindeki devrimci özneyle, dolayısıyla şiirin amacıyla çelişkiye düşüyor. Hani, kadınlar ne güne duruyor?

 “Aç kalabalıklar” sözü, işçi sınıfa ait muğlâklığı bir yana, olumsuz kullanımı açısından eril bir güruha bağlandığında bile karşıtlık söyleminden dolayı bir sorunsala isabet etmiyor. Gövdenin diğer gövde üzerindeki patlayışını, tabanca benzetmesiyle cinsellik üzerinden okuyanlarınız olabilir ki Öztek ilgili yazısında böyle bir okuma yapmış ve bu dizelerdeki cinsel cüreti basit ve eksik bulmuştu. Ancak, sevgiliye ısrarla yapılan; aç kalabalıkların tacizi pahasına gecelerde var olma, evden uzak kalma çağrısı, hatta bunun için sevgiliden bağışlanma dileme çelişkisi bu olasılığı ortadan kaldırıyor. Buradaki çağrışım yine kaba bir kadın erkek karşıtlığına indirgenen ev/aile meselinin, erkeğe yönelen öfkeyi meşru sayan dışa vurumu olarak görünüyor. Öte yandan ev her durumda kapanı mı ifade eder ya da şık salonlar her eve özgü müdür? Halkın ne kadarının evinde şık salon, uzun masa vardır?  Şiirde imgeler genellemelerden çıkarılıp belirli zaman-mekân ve koşullarda genellik düzeylerinde çatılmazlarsa yani diyalektik nesnel imgeye dönüştürülmezlerse kişisel iç dökmenim ötesine geçemez şiir.

Bu şiirin bütünü açısından bir tek;

“Sandığımı deş, harmanımı yak, yollara düşür”

“Suyun da vakti yok nedense benimle akmaya

Kimse gelmeyecek işte – gecede duranı sabaha koymaya” dizelerini evrensel imgeye açılma çabası açısından değerlendirebiliriz. Sandık, harman eskimiş sözcükler olmasına karşın burada erkek düzenini özneden yola çıkarak sorunsallaştırma girişimi var. Özmen ‘ben’ kişisini sürekli olumsallık içinde kutsayarak yarattığı düalist bakıştan kendi de sıkıntı duymuş olacak ki suyun akışı ve gece gündüz birliği üzerinden yakalamaya çalıştığı diyalektiği kullanıyor ama yine de ‘gecedekini sabaha koyma’ işini kurtarıcının gelmeyişine bağlamakla öznel durumu umutsuz biçimde mutlaklaştırıyor. Burada yine bir Marksist kuramcı Georg Lukacs’a kulak verelim. “Fakat yenilikçi(modernist) edebiyatta insan dünyasının, dolayısıyla da insanın kendinin yıkılması ideolojik amaçla örtüşmektedir. Bu durumda çağın temel taşları sayılan boğuntu, varlığa atılmışlığın bu yan ürünü, duygu kaynağını, yıkılmakta olan bir toplumun yaşantısında bulur. Fakat etkilerini insan dünyasının yıkılışını yansıtarak sağlar” (Çağdaş Gerçekçiliğin Anlamı, Payel, 5. basım, sf 45-vurgu bana ait). Özmen yıkılmakta olan bir toplumun; burjuva toplumunun ideolojisiyle konuşturmaktadır şiir kişisini; o yüzden ağlak ve yıkıktır. Mehdiye bağladığı umudunu bile yitirmiştir.

Ki Mehmet Öztek yazısında, bu yoğun düalizmin ister istemez tek kutup üzerinde ürettiği merkezileşmeyi ahlaki okuma üzerinden yapıyor, şöyle söylüyor: "Kitabın tamamını okuduğumuzda elimizde kalan şeyin "ev" ile ilgili olduğunu idrak ediyoruz. Şair boşanmış ve evliliğe cephe almış. Evliliğe hatta aynı evde yaşamaya karşı olmamızı bekleyen bir davet var şiirlerde." **

Şiiri her tür ahlaki, kimliksel, düalist, idealist, metafizik yaklaşımdan arındırmak ve ontolojik dirimselliğin yaratıcı gücünü sağlamak istiyorsak ki gerçekçi şiir böyledir; diyalektik ve tarihsel maddeci kavrayış gerekliliği olmazsa olmazdır.

Elbette bugün bu tür, tikel –bireyci, biçimci, kapalı, postmodernist/metafizik şiir yaygın olarak yazılıyor. Fakat piyasa yaklaşımları üzerinden, yayınevi, ödül, reklam mekanizmalarıyla edebiyat ve şiir ortamında belirleyen olma çabasına karşı devrimci gerçekçi şiir cephesinde gür bir sesimiz olacaktır. Kuşku olmasın.

*bile isteye, Kırmızı Kedi Y. 2019

**https://medium.com/@natamadergi/bile-isteye-ortalama-be%C4%9Feninin-%C5%9Fiiri-9506c25f298a

Berivan Kaya

 

 

Bu yazı toplam 3527 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.