Ömer Çelik: Varsa delil yargıya gitsin
TİGRİS HABER - Çelik, "Varsa bir delili, belgesi, gitsin yargıya. Özgür Özel, bizim arkadaşlarımızın malvarlığıyla uğraşacağına, bu temelsiz iddialar temelinde kendi partisindeki arkadaşlarının gündeme getirdiği ve diğer Cumhuriyet Halk Partililerin mal-mülk ilişkileri ile ilgili ortaya koydukları bu gayrimeşru ilişkilerle uğraşsın" dedi.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in Adalet Bakanı Akın Gürlek'in malvarlığıyla ilgili açıklamalarına yanıt verdi. Çelik, "Varsa bir delili, belgesi, gitsin yargıya. Özgür Özel, bizim arkadaşlarımızın malvarlığıyla uğraşacağına, bu temelsiz iddialar temelinde kendi partisindeki arkadaşlarının gündeme getirdiği ve diğer Cumhuriyet Halk Partililerin mal-mülk ilişkileri ile ilgili ortaya koydukları bu gayrimeşru ilişkilerle uğraşsın" dedi.
Ömer Çelik, partisinin MYK toplantısı sonrası gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Çelik, İlber Ortaylı'nın vefatının ardından başsağlığı diledi.
Çelik, "Dünyanın içinde bulunduğu hâle bakıldığında Türkiye ile ilgili çok çeşitli değerlendirmeler yapılıyor. Türkiye ile ilgili değerlendirmeler yapıldığında Türkiye nasıl davranır, nasıl hareket eder sorusu soruluyor. Tabii ki Cumhurbaşkanımızın dirayetli siyasetinin önderliğinde dış politikadan ekonomiye, sosyal alandan diğer tüm alanlara kadar çeşitli senaryolar ve dünyanın gidişatı üzerine çeşitli hazırlıklarımız her an var ve her an taze. Ama esas olan, tabii her zaman söylediğimiz gibi, milleti millet yapan ruhtur, milleti millet yapan değerlerdir. Bize karşı yükselen tehditlere karşı vereceğimiz cevap merhum Akif'in İstiklal Marşıdır" diye konuştu.
"İran tamamen haksız, hukuksuz, hakkaniyetsiz ve gayrimeşru bir saldırıyla karşı karşıyadır"
Çelik, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırısının 18. gününde şu değerlendirmelerde bulundu:
"Bugün İran ile ilgili olarak bütün olumsuz gelişmelere ek olarak bir de yeniden üst düzey yetkililere suikast yapıldığı ve onların hedef alındığı haberleri geldi. Tabii burada bambaşka bir tablo çıkıyor. Amerika'dan yapılan açıklamalara baktığımızda Hürmüz Boğazı'nın kapatılması şeklinde, İran'ın kendisini savunmasına dönük bir senaryonun gündeme doğru düzgün alınmadığı, hatta İran'ın uğradığı haksız ve hukuksuz saldırı karşısında yapacağı bazı şeylerin tahmin edilmediği şeklinde birtakım değerlendirmeler geliyor. Maalesef bunu geçmişte de gördük. Irak Savaşı'nda da yanlış istihbaratlar ve yanlış değerlendirmelerle çok büyük facialara yol açacak işler yapılmıştı. Sonradan ortaya çıktı ama çok büyük bedeller ödendi.
Şimdi uluslararası hukuk açısından, kurala dayalı düzen açısından İran tamamen haksız, hukuksuz, hakkaniyetsiz ve gayrimeşru bir saldırıyla karşı karşıyadır. Burada rejimle ilgili sorunlar olduğundan bahsediliyor, güvenlikle ilgili sorunlar olduğundan bahsediliyor, nükleer konudan bahsediliyor, füze sisteminden bahsediliyor.
"Bu savaş durmalıdır, müzakere masası kurulmalıdır"
Bütün bunların çözüleceği yer müzakere masasıydı. Tam müzakere masası kurulmuşken ve müzakereler devam ederken bütün bunların yapılmış olması aslında barış iradesinin doğrudan hedef alındığı, müzakerelerin hedef alındığı bir tablonun ortaya çıkmasına yol açtı. Ondan sonrasında ise şu anda kaosu toparlamak için yeniden müzakere masasının kurulması gerekirken ve yeniden diplomasinin hayata geçirilmesi gerekirken maalesef yapılan şey daha çok ülkeden daha çok savaş gemisi istemek ve daha çok ülkeden daha çok savaş uçağı istemekten ibaret oluyor. Bu gidişin sonu iyi değil. Bu gidiş, bu işi başlatanların da kontrol edemeyeceği bir noktaya gelir. Bu işlere girerken bir karar verilir ama aynı şekilde çıkma kararı verildiğinde işin içinden çıkılmış olmaz.
O yüzden hayatın her alanında temel ilke şudur. Bir çıkış planınız yoksa hiçbir işe girmeyeceksiniz. Hele uluslararası toplumu böylesine sarsacak, Hürmüz Boğazı meselesinden bölge barışını tehdit edecek gelişmelere kadar sonuçlar doğuracak bir iş karşısında böylesine bir tablonun ortaya çıkması, kız çocuklarının okullarda iki kere bombalanarak vurulması büyük bir felakettir. Ama daha büyük felaketlerden bir tanesi de şudur. Bunların yanına koyulacak şekilde İsrail'in bir devlet olarak suikast yöntemlerine başvurmasıdır. İsrail'in yaptığı bütün saldırılar gayrimeşrudur, haksızdır, hukuksuzdur, hakkaniyetsizdir ve vahşidir.
Şimdi bir de buna hedef aldığı ülkeye dönük olarak suikastlerin gerçekleşmesi ekleniyor. 'Devlet nedir, örgüt nedir, devletin örgütten farkı nedir?' sorusu burada karşımıza çıkıyor. Devlet organizasyonu bir terör örgütü gibi hareket etmeye başlarsa, devletle örgüt arasındaki alan muğlaklaşırsa bu suikastler vasıtasıyla maalesef dünyada çok kötü işlerin kapısı açılmış olur. O sebeple bir an evvel bu savaş durmalıdır. Müzakere masası kurulmalıdır ve bu müzakere masası temelinde bütün sorunların çözüleceği iradeyi dünya ortaya koymalıdır."
Çelik'ten Özel'e yanıt...
AK Partili Çelik, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in, Adalet Bakanı Akın Gürlek'in malvarlığıyla ilgili açıklamalarına şöyle yanıt verdi:
"Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Özel, 'Günlerdir ben bu konuyla ilgili bir açıklama yapacağım' diyor. Fakat sürekli olarak, bildiğiniz gibi, açıklamanın tarihini de erteledi. Bu da, Cumhuriyet Halk Partisi içinde hâlen görev yapan milletvekilleri tarafından ve çeşitli Cumhuriyet Halk Partililer tarafından eleştirildi. 3 gün sonra diyor, 5 gün sonra diyor, 1 hafta sonra diyor. Adalet Bakanımızı ne için hedef aldığını biliyoruz. İkincisi, açıklamada da var zaten; Bakanımız tarafından yapılan açıklamada da bütün devlet görevlileri düzenli olarak malvarlıklarını zaten bildiriyor. Biz, defalarca, Özgür Özel'in kendisine önüne koyulan bir iddia silsilesini büyük bir icat gibi okuduğunu, sonrasında da bunun her seferinde yalan tarafına düştüğünü pek çok konuda gördük.
"CHP, 'kes, kopyala, yapıştır' gündemiyle hareket ediyor"
Dış politikadan iç politikaya kadar hemen her konuda öyle şeyler söylüyor. En son bölgede savaş var, bölgede her taraf yanıyor. Tutmuş, bir kişi Türkiye'nin savunma sanayisini hedef alıyor. O da Özgür Özel. Şimdi, Yunanistan'da bir siyasetçinin Türkiye'nin savunma sanayisini hedef almasını anlarsın. Etrafımızda bizi rakip olarak gören bir ülkenin Türkiye'nin savunma sanayisini hedef olarak almasını anlarsın. Peki, bu iş niye Özgür Özel'e düşüyor? Her zaman söyledim: Burada şöyle bir şey var; bu kadar köklü bir partide orijinal bir siyaset üretilemiyor. Kendine has bir siyaset yok. Cumhuriyet Halk Partisi kendi gündemine hâkim değil. Kes, kopyala, yapıştır gündemiyle hareket ediyor.
"Bu gidişle, Cumhuriyet Halk Partisi'ni de tarihten silecek"
Özgür Özel tarafından iddia edilen, herhangi bir belge ve delil konulmayan şeyler; havada kalan iddialar. Şimdi de Sayın Bakanımız dedi ki: 'Hem yargıya gideceğim bununla ilgili olarak, hem de diğer şekilde bütün bu söylediklerinin yalan olduğunu bir kere daha ifade ettim.' Yani, Cumhuriyet tarihinde şu rekora sahiptir Özgür Özel: Bu rekoru kimse kıramayacak. Silgisi, kaleminden önce biten tek siyasetçi. O kadar çok yanlış yapıyor ki, sürekli silgi kullanmak durumunda kalıyor. Cumhuriyet Halk Partisi'ne gönül veren vatandaşlarımıza duyduğumuz saygı gereği, Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurumsal varlığına da saygı duyuyoruz. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi'ne gönül veren vatandaşlarımıza saygı duyuyoruz. Ama özellikle o vatandaşlarımıza söylüyorum: Özgür Özel'in silgisi sürekli kaleminden önce bitiyor. Bu gidişle, Cumhuriyet Halk Partisi'ni de tarihten silecek; bu kadar çok silgi kullandığı için.
"Kimin, nerede, ne malvarlığı var, onunla uğraşacağına; kimin gayrimeşru ve gayrikanuni yollarla malı nasıl götürdüğüne baksın"
Yani, bir bakanla ilgili, bir siyasetçi ile ilgili bir iddia ortaya koyduğu zaman, yine Bakanımız da açıklamasında söyledi: Varsa bir delili, belgesi, gitsin yargıya. Bu kaçıncı defadır aynı şeyi söylüyor? Geçmişte başka bakanlarımızla ilgili de, pek çok bakanımızla ilgili tamamen dedikodu olan açıklamalar yaptı ve zaten grup kürsüsünde şunu diyor: 'Bu böyledir' demiyor. Bu açıklamaları yaparken, bakanlarımızla ilgili: 'Bana böyle dediler, böyle diyorlarmış, böyle duydum.' Ya burası Magazin Derneği değil. Yani magazincilere saygımız var; onların işinin bir şeyi var, kendine göre bir denklemi var. Siyasetin kendine göre bir denklemi var. Bunları birbirine karıştırmamak lazım. Onun için, bugün de Adalet Bakanımızla ilgili söylediği şeylerin hiçbirinin bir zemini yok. Özgür Özel, bizim arkadaşlarımızın malvarlığıyla uğraşacağına, bu temelsiz iddialar temelinde kendi partisindeki arkadaşlarının gündeme getirdiği ve diğer Cumhuriyet Halk Partililerin mal-mülk ilişkileri ile ilgili ortaya koydukları bu gayrimeşru ilişkilerle uğraşsın.
Şimdi, iddianamede bile büyük bir çoğunluğu, aslında daha önce Cumhuriyet Halk Partili siyasetçilerin Cumhuriyet Halk Partili siyasetçiler hakkında gündeme getirdiği şeyler bunlar. Bunun üzerine de başsavcılık anayasal ve yasal görevini yapmış, harekete geçmiş. Sonra da delillendirdiklerini iddianame olarak koymuş. Türkiye'deki en büyük yolsuzlukla ilgili bu tartışma nereden başladı? Cumhuriyet Halk Partili siyasetçilerin, diğer Cumhuriyet Halk Partili siyasetçiler hakkındaki iddialarıyla başladı. Özgür Özel diyebiliyor mu ki: 'Ben bunlara kefilim?' Veya bunlara cevap veriyor mu? Kimin, nerede, ne malvarlığı var, onunla uğraşacağına; kimin gayrimeşru ve gayrikanuni yollarla malı nasıl götürdüğüne baksın. Bunlarla ilgilensin. Yani defalarca, birçok arkadaşımızla ilgili olarak bunu söylüyor. Bir siyasi partinin bu hale düşmesi de gerçekten acı verici bir şeydir. Diyoruz ki, elinde bilgi ve belge olan ilgili kurumlara gitsin. Onun dışında yalan siyaset ile gündemi meşgul etmesin. Yani böylesine, bölgenin, dünyanın gündemi içerisinde, Özgür Özel'in bu temelsiz iddialarla uğraşması hakikaten bizim için bir zulüm. Ama işte mecburen konuştuğu için de cevap vermek durumunda kalıyoruz. Bir kere daha, yalan siyasetiyle karşı karşıyayız."




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.